RED’le Devam: Winsa

[flashvideo file=”http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsakiz.flv” image=http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsakiz.jpg /]

[flashvideo file=”http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsaerkek.flv” image=http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsaerkek.jpg /]

Prod. Şir: Mikado Film / Gör. Yön: Alp Korfalı / Compositing & Color Correction: Emre Aypar Makina / Ajans: Drive

RED’le çekmeye devam ediyoruz! Gerçi Alçıder de bu yeni filmler de klasik prodüksiyonlar olmadığı için hala tam bir değerlendirme imkansız. Özellikle Winsa filmleri aslında stop motion oldukları için herhangi bir DSLR ile de çekilebilirlerdi ancak sondaki plan için zaten RED gerektiğinden o yola gitmedik. Stop motion açısından RED’in bence iyi bir özelliği de bütün kareleri tek bir dosya olarak göstermesi. Yani her kare için ayrı R3D dosyasına gerek yok.

Ne yazık ki RED iş akışı hala tam oturmuş değil. Herkes kendine göre bir yol tutuyor. Yıllarca kaçtıktan (ve öğrencilerimle dalga geçtikten) sonra maalesef Adobe Premiere’in kucağına düstüm! Makina’da filmi Premiere CS4’te bir araya getirdikten sonra Emre Aftereffects’de  R3D’leri topladı. Sonra da görüntüleri 16 bit tiff olarak export etti. Gerisi Fusion’da bitirildi (Color Correction ve Compositing kısmı)

RED’le çalışmak konusunda bir takım notlar aktarmak isterim (Yalnız henüz ortada kesin bir iş akışı olmadığı için bazı notlarım iki ay sonra tamamen anlamsız hale gelebilir. Şimdiden uyarmakta yarar var.)

– Nedenini açıklamak zor ama sette monitördeki görüntü yine de “çok iyi bir video kamera” hissiyatında (ki zaten öyle : ) Sonradan color correction a geçince insan daha iyi hissediyor kendini.

– 35 mm ile çalışırken renk düzeltme aşaması başlı başına bir iştir. Her planın rengine colorist ile birlikte karar verilir ve bu kararlar net ve kesin olmak zorundadır (tekrar telesine yapabilirsiniz ama saati 700 dolarlık bir süitte genelde istenmeyen bir durumdur!). RED’le çalışırken bu böyle değil. Her ne kadar aynı uygulamayı RED için de yapabilseniz bile sonuçta aslında elinizde daima RAW veri olduğundan filmin renklerini her an değiştirebiliyorsunuz. Bu da tahmininizin aksine her zaman  iyi bir şey değil. Bazı kararlar verilmeli ve geçilmeli!

– RED’in kendi merceği epey uyduruk. Hem diyaframı kötü hem de odak uzaklığı aralığı… Mutlaka PL mercek kiralamak gerekiyor (ki zaten biz de öyle yaptık)

– Çektiğini anında izlemek tabi büyük avantaj ama bir yandan da işin büyüsünü biraz kaçırıyor 🙂

– Sektörde “RED şöyle kötüymüş, böyle yetersizmiş” diyen bir grup insan var. Tabi bunlar tamamen uydurma fikirler. RED sonuçta bir kamera. Bazı işler için çok iyi, ucuz ve pratik. Belki başka bazı işler için o kadar uygun değil ama son iki reklam filmindeki performansına bakarak özellikle bütçe kısıtlamaları varsa RED çok çok iyi bir seçenek diye düşünüyorum. Buna karşılık mesela Sony f900 türevi HD kameralar için aynı şeyi düşünmüyorum. Tabi yeni f35’i deneme fırsatım olmadı ama RED varken gidip HDCAM bir sisteme kendini kapatmaya bir anlam vermek zor. Sonuçta RED okuyucu gerektirmiyor. Çok iyi bir bilgisayar yeterli…

– RED’e en erken geçenlerden biri olmak doğrusu hoşuma gitmiyor değil. Rimbaud’nun dediği gibi “Mutlaka modern olmak gerekir!” : ) Zevzeklik bir yana RED ve türevlerinin çok kısa sürede beklenenin ötesinde yaygınlaşacağını sanıyorum.

Hareketli görüntülerde dijital devrim başladı ve buna karşı direnmek yararsız… Her ne kadar gönlüm hala filmden yana olsa da (film çok güzel evet!) RED ve türevlerini yok saymak saçma olur. Uzun vadede dijital kazanır diyorum ama daha önemlisi artık görece daha düşük bütçeli işlerde de iyi görüntü elde etme şansı var. Bu da herkes için iyi…

35 Responses to “RED’le Devam: Winsa”


Leave a Reply

Social Media

Visit Us On TwitterVisit Us On Youtube