Ülkemizde fps (saniyedeki kare sayısı) kavramı ile ilgili genel bir kafa karışıklığı söz konusu. Profesyonel ortamlarda bile bu konunun tam olarak anlaşılmamış olması ve daha da kötüsü yanlış anlaşılmış olması çok görülen bir durum.
FPS adı üstünde herhangi bir görüntü sisteminde saniyede kaç kare gösterileceğini tanımlayan bir kısaltma. PAL adı verilen TV sisteminde saniyede 25 kare gösterilir. Bu 25 kare “progressive” değildir. Yani tek bir seferde tam olarak gönderilmez. İki yarım kare olarak gönderilir. Bu yarım karelere de “Field” adı veriliyor. Yani PAL kullanan ülkelerde saniyede 50 field gönderilir. Yine bu ülkeler 50 HZ’lik elektrik sistemi kullanırlar.
Kuzey Amerika ve daha bir çok bölgede ise NTSC adı verilen ve saniyede 30 kare (aslında tam olarak 29.97!) kare gönderilen (veya 60 field) sistem kullanılır. Tahmin edebileceğiniz gibi bu sistemi kullanan ülkeler 60 HZ lik elektrik sistemine sahiptir.
TV sistemlerinin temelleri 1930larda atıldığı için bu farklılıklarla savaşmak zorundayız. Aslında bugün böyle bir ayrıma gerek yok.
İşleri daha da karıştırmak için sinema projeksiyon makineleri de saniyede 24 kare gösterirler.
Dolayısıyla örneğin bir sinema filmi çekecekseniz önünüzde çok somut bir soru belirir: Saniyede kaç kare çekelim? 24 fps çekerseniz filminiz sinemalarda tam olması gerektiği hızda oynayacaktır. 25 çekerseniz TV’de ve DVD’de doğru hızda oynayacaktır. Bunlardan birini seçmeniz gerekir.
Diyelim ki 24 fps çektiniz ve filminiz 100 dk. uzunluğunda bir film oldu. Bu demektir ki elinizde toplam 144.000 kare var (100*60*24)
Aynı filmi TV’de oynatmaya karar verdiniz. Filminizin süresi 96 dakikaya düşecektir. Neden mi? Çünkü elinizdeki 144.000 kareyi sinema göstericisi saniyede 24 kare şeklinde tüketiyordu. Oysa TV sistemi bu 144.000 kareyi saniyede 25 kare akıtarak tüketeceği için filminiz hızlanmış olacak.
Buraya kadar anlaşılmayan bir şey yok. Peki ses ne olacak? Ne yazık ki Sinema Tv Bölümü’nde bir profesör bir gün bana şöyle demişti: “Sesin normal hızı saniyede 24 karedir!”
Tabi ki böyle bir şey yok çünkü sesin çekim hızı diye bir şey yok. Yani sesi 24 kare çekmek veya 25 çekmek diye bir seçenek yok sadece “sesi kaydetmek” söz konusu.
Örnekten gidersek elinizde bir film var. 144.000 kareden oluşan bu filmin bir de ses kuşağı var. Siz filmi 24 kare çektiniz. Buna uygun olarak ses kuşağı da 100 dk. sürecektir. Bu filmi TV de oynattiğınızda ses kuşağı da doğal olarak %4 hızlandırılmış olarak geçmek zorundadır. Aksi takdirde ses senkronu bozulur. Bu hızlandırma seslerde bir pitch değişimi yaratır (yani sesler tizleşir, konuşmalar hızlanır). Bu kötü etkiyi azaltmanın yolu sesin pitch ini digital olarak değiştirmektir.
Akla şu soru gelebilir: Saniyede 120 kare çekersek ne olur? Slow motion olur
Tabi ki saniyede 120 kare çektiğiniz bir şeyde ses senkronu sağlayamazsınız. Peki 120 kare çekip 120 kare gösterirsek ne olur? O zaman aslında temelde 25 kare çekmiş gibi olursunuz. Sadece görüntünün niteliği biraz değişir ama zamanlama değişmez.
NTSC’den (30 fps) PAL’e (25 fps) veya tersine dönüş 24 fps-25 fps geçişi kadar kolay değil. Bu durumda basit bir hızlandırma veya yavaşlatma yeterli olmaz. Bu çevrim için aradan belli karelerin atılması gerekir. Bu işleme genel olarak 3:2 pulldown adı veriliyor.
5D MK II gibi 30 fps çeken kameraların sorunu da buradan geliyor: 30 fps lik bir şeyi 25 fps e dönüştürmek çok uzun sürüyor ve sonuç tam olarak tatmin edici olmuyor.
















Bu gibi teknik bilgileri kitabınızda oldukça yalın bir dil ile anlatmıştınız. Kitabınızdan oldukça istifade eden biri olarak bu işlerle ilgilenenlerin kitabınızı okuması yararlı olacaktır.
Öte yandan bloğun güncel haberlere yer vererek bu konular hakkında fikir ve bilgi alışverişi sağlaması da oldukça önemli bir boşluğu dolduduruyor.
Kısacası, iyiki varsınız diyorum.
evet, neye sinirlendiniz ki bu kadar.
bilmeyenler için..
http://www.ilkercanikligil.com/?page_id=6
Kitabin ustunden epey gecti.. bir yenileme yapayim diyordum ancak ne yazik ki 2000 baskinin 1400 tanesi satilmis. Bitmeden yeni baski imkansiz. Gerci bitse de bir daha basarlar mi bilmiyorum : )
İnsanlar bedava sunulan bilgiyi okumuyor ki para verip öğrenilecek bilgiye yönelsinler.
Bilgiye açlık olmadıktan sonra kime, neye, ne için diyor insan. Sizin gibi insanlara üzülüyorum İlker hocam ben, hadi biz işin hobi tarafındayız. Yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda.
İçler acısı bir durum bu kitabın 1400 adet satması, yazık, daha da önemlisi ayıp. Dellendim gece gece..
ama devam edeceksin… baska ne yapabilirsin ki?
Ha bu arada tabi sifir PR ve reklam yapilmasi da etkili yoksa bak Elif Safak ne guzel satiyor : )
@ilker öğrenmekten bu kadar korkan bezelye beyinli koca kafalı insanlara başka ne yapılabilir ki?, yine de az da olsalar bilgiye aç insanları doyuracak iyi yürekli insanlara ihtiyacımız var : )9.
birde şöyle düşünün…,
benim kitabı benden başka 3 kişi okudu.
benim için neşeli olan tarafı bana okuduklarını yeri o mevzudan bahsedince, aynı cümleler ile anlatıyor olmaları..
Sesin hızının 24 kare olması süperdi.
Yalnız nlmadığım konu gönderilen resim sayısı ile elektrik sisteminin frekansının arsındaki bağı anlyamadım araştıracağım.
Analog sinyal gonderimi sirasinda butun kameralarin vericilerin ve alicilarin zamanlamasinin ayni olmasi icin elektrik sisteminin hertz iyle TV sistemininkinin tutmasi gerekiyor bildigim kadariyla… O yuzden Amerika 30 kare kullaniyor.
@schizophrenia: sagol varol…
@ramazan: sen ne zaman kitap yazdin yahu hic duymadim? : )
özür dilerim.. düzeltim.
benim kitap derken: bendeki kitabınızın kopyasını (Dijital Video ile Sinema). benden başka 3 kişi okudu demek istedim.
pardon..
hocam filmimin sinemada gösterilmeyeceğini , genelde dvd veya benzeri dijital ortamlarda yayınlanacağını varsayarak 25 fps çekim yaptığımı düşünelim. bunun montajı için adobe premiere attığımda, orada timelinea baktığımızda, saniyede 24 kare olacak şekilde bir sistem kurulmuş. bu görüntümüzün 25 olması orada sorun çıkarmazmı.
@said; ‘saniyede 24 kare olacak şekilde bir sistem kurulmuş’ demişsin ama öyle bir şey yok. sen kaç kare çektiysen o şekilde import edeceksin ve çalışacaksın. bir sorun çıkmayacak yani.
[img]http://blog.planet5d.com/wp-content/woo_uploads/87-youtube.jpg[img]
5d icin gelecek firmware icin ekran goruntusu 60FPS ‘de geliyor
http://www.youtube.com/watch?v=JmS6r4VnHmI&feature=player_embedded
Bu videoda soz konusu firmware’in bahsedildigi workshop.
25p yok mu? fotografta yeni olarak sadece 24p ve 60p görünüyor.
Var. Sistem olarak PAL i secerseniz cikiyor. O durumda 50p oluyor tabi en yuksek hiz.
Filmin gösterim hızını değiştirmediğiniz sürece seste bir problem olmaz ama mesela, 25 fps çekip 24 fps oynattığınızda, seste kaydedilmiş varolan digital veriyi yavaşlatacağınız için az da olsa kalite kaybı yaşanır. Aynı şey görüntü için de geçerli (mesela; 25 fps çekip 5 oynattığınızı düşünün, ama 5 fps çekip 25 oynatırsanız “aynı” sorun olmaz. Basit ama olayın özünü anlamak için önemli detaylar) Yani, eğer ortamımız büyük ölçüde sinema olmayacaksa 25 (progressive veya interlaced) veya 30p çekmekte yarar var bence. 24p, sadece özellikle sinema projeleri için tercih edilmeli. Bir de aklıma geldi, slow motion için 30p çekip, 25p oynatmak hoş olabilir. Zaten herkes kullanıyordur muhtemelen.
Görüntüyü uygun formatta çekip, sesi de 24-bit 96 KHz kalitesinde almakta fayda olabilir. “24-bit” unsuru, bize daha fazla dynamic range verdiğinden, seste ve görüntüde patlama diye tabir edilen over-expose (yani peak) durumunu gerçekleştirmenin “sınırlarında dolaşmadan çekim sonrası daha iyi sonuçlar” alabilmemizi sağlar. Dolayısıyla ve kısaca, daha sonra işleme girecek olan ses dinamiği oynamaları için daha geniş çalışma alanı yaratılmış olur. Sesteki 96 KHz ise filmdeki çözünürlük ve kare sayısına karşılık gelebilir.
Bence, çekim sonrası işleme girecek herşey en yüksek kalitede “native” ve “flat” olarak kaydedilmeli. (herhangi bir dijital interpolasyon manipülasyon işlemine tabi olmadan direct şekilde) Ne yazıkki böyle kaydedilmesi de yetmiyor. Çektiğiniz videoyu, uncompressed 10-bit kalitesine getirip o ortamda çalışmak iyi olur. Tabii bunları yapınca ham görüntü kalitesi artmıyor, işlem yapmaya başladıkça (color correction vs) görüntünün orijinaline ne kadar sadık kaldığını görüyorsunuz. Kısaca, veriyi en ufak bir şekilde oynadığınzda, o veri kullandığınız yazılımın kalitesi oranında işlemiş oluyorsunuz. Ses için de geçerli hepsi. Unutmamak lazım, elimizdeki son ürün, zincirin en zayıf halkası kadar kaliteli.
Bu arada, İlker hocamın dediği pulldown konusunda da sanırım çeşitli yollar var. Ya bir kare ekleniyor/çıkıyor ya da mixleniyor görüntüler vs. Ama hoş şeyler olmuyor yani orası kesin
O yüzden dediğim gibi esas alan neyse ona uygun kare sayısıyla çekmek, görüntü kalitesi açısından daha iyi bence.
TV’de ise bu interlace konusunda, İlker hocamın dediği dogru sanırım. Elektrikteki AC sebep oluyor sanki. + – yön değiştiriyor ya AC, bari interlace yapalım da, elektrik yön değiştirirken flicker (ve tarama) minimum olsun demişler heralde. Çünkü 50(p) kare olursa, interlace’deki 2 field olmayacağından tarama belirgin hale gelebilir, 25(p) de ise, gönderecekleri 25 karelik progressive görüntüyü 50 Hertz’lik bir taramanın içine koyarlarsa, gönderilen görüntü ile 50 Hertz’lik tarama tam senkron olmayacağı için, video kamera ile TV/monitör çekmeye benzer bir etki olabilir. Bir de, TV taramasına kamerayla bakarken bazen bir çizgi yavaş yavaş iniyor gibi gözüküyor auto shutter ayarlamasından dolayı. Onu, hızı giderek artan bir arabanın lastiklerindeki görüntüye benzetiyorum. Önce normal yönüne dönmeye başlıyor sonra duruyor gibi olup yavaşça tersine dönüyor. Evet konuyla çok alakalı olmadı biliyorum paylaşmak istedim
Artık diğer çıkarımları hayal gücünüze bırakıyorum benden şimdilik bu kadar. Sadece fikirlerimi paylaşmak istedim yanlış birşey yazdıysam affola.
kaliteli time-stretch için örnek yazılım:
http://www.izotope.com/products/audio/radius/
Ben de interlace video sinyali ve displayler hakkında çok teknik olmasada tecrübelerime dayanarak birşeyler eklemek istiyorum.
Oldukça uzun bir süredir PAL ya da SD 4:3 yayını seyrediyorduk. Teknosa, Darty, Mediamark vs. vs. elektronik marketlerde artık SD ye uygun televizyon satılmıyor. Tüm televizyonlar 16:9 HD yayına uygun. Hala Türkiye de insanların %60 ya da daha fazlası SD yayın seyrediyor ve tüplü televizyon kullanıyor. 2 sene sonra durum biraz farklı olacak. Bu oran %60-70 lerden %20 lere inecek. Avrupa birliği ülkelerinde tüplü televizyon üretmek yasaklandı. Benim evimde hem HD hem SD televizyon ve kablolu yayın var. Kanalları gezerken BBC World ün 16:9 yayın yaptığını fark ettim. BBC yayını SD ama 1.77 kaşlı yayınlıyorlar. Yani yayın plazmada seyrederken kaşlar atıldığında tam oturuyor. Yayın SD ama seyredilmesi gereken televizyon HD ya da HD ready. Aynı şekilde TRT Int ve TRT avrasya 16:9 a uygun yanlardan basık bir yayın yapıyor. Tüplü televizyonda seyredildiğinde herkes ince gözüküyor. Yayın SD ama seyredilmesi gereken televizyon HD.
Bu örnekleri toparlarsak anlatmaya çalıştığım şey Avrupanın HD yayına geçtiği ve bizimde 2 sene sonra nerdeyse tamamen geçeceğimiz.
Post prodüksiyon tarafından bakarsak ortalık biraz karışık durumda. Tüm dünya da bir geçiş dönemi yaşanıyor. Sinemaya iş yapanlar sinema projeksiyon lambaları karakterinde çalışan dijital projeksiyonla çalışıyorlar. Televizyon için film üretenler hem HD hem SD displaylere bakmak zorunda. Türkiye de şu anda TV için üretilen tüm filmler nerdeyse PAL ve interlace. Yani çalıştığınız suitte mutlaka ve mutlaka bir PAL BVM tüplü monetöre ihtiyacınız var.
Bu monitör olmazsa başınıza neler gelebilir.
1. İnterlace sinyali bilgisayar monitörleri gösteremediğinden evdeki seyircinin ne gördüğünü bilemezsiniz. (Bilgisayar monitörleri progressive dir.
2. Video kamera ile çekilen interlace bir görüntü progressive bir monitörde strob yapar ve çift görünür. Tüplü televizyonda sn’de 50 karede yağ gibi kayan görüntü bilgisayar monitöründe felaket gözükür.
3. İnterlace bir görüntüye hiçbir işlem yapmazsanız bir sorun yok ama büyültüp küçültüp deforme ettiğinizde başınız belaya girer. Eğer kullandığınız software e görüntünüzün nasıl bir kaynaktan geldiğini söylemediyseniz render hatalı olacaktır ve sonuç titreyen bozuk bir görüntü olacaktır. Siz bu bozuklukları PAL BVM tüplü monitörünüzde görürsünüz ama bilgisayar monitöründen hayır.
4. Ben film çekiyorum interlace videoyla işim olmaz diyorsanız sizin başınıza da şunlar gelebilir.
Kayan yazılar interlace monitörde sn de 50 kare kaydığından çok rahat okunur. Yazıyı interlace yapmazsanız strob yapar ve o uzuuun yasal metin okunmaz hale gelir. Aynı şekilde bilsisayarda üretilen uçan kaçan grafikleriniz interlace render edildiğinde çok farklı progressive render edildiğinde çok farklı gözükür. Bu sektörde evinden iş yapanlarda bu hatalara çok rastlanır. Çünkü yaptıkları işe sadece bilgisayar monitöründen bakarlar ve yayında işleri hatalı gözükür.
5. Field dominance hataları. İnterlace sistemler tek satırları (odd fields) ve çift satırları (even fields) belli bir sırayla gösterirler. Görüntünüz çift satırları önce tek satırları sonra göstermek üzere hazırlanmışsa ve bunu tek satır öncelikli gösteren bir displayden bakıyorsanız görüntü titrer ve hatalı gözükür. Bilgisayar monitöründen bu hatları göremezsiniz. Olay sizin için software daki anlamsız field1 fiel2 tuşlarından ibarettir.
6. Flicker hataları. Çektiğiniz görüntüde yatay ince çizgiler var. (Örnek: Uzaktan gözüken bir merdiven yada çizgili gömlekli bir adam) Interlace bir displayde çizgiler yanıp sönecektir. Bilgisayar monitöründe hayat hala güzeldir. Yumuşak g nin ince şapkası yayında yanıp sönmektedir ama bilgisayar monitöründe siz bunu görmezsiniz.
7. Safe area hataları. Tüplü televizyonlarda görüntünün %10 luk bir kısmı dört bir kenardan kesilir. Bilgisayarda ise kesilmez. Eğer bilgisayar monitörüne bakıyorsanız yazılarınız kesiliyormu ya da kadrajınız hatalımı bilemezsiniz. Bant reklamlar görünür alanın %20 sini geçemez. Sizin monitörünüzde heryer gözüküyor olabilir. Unutmayın TV için film yapıyorsuznuz youtube için değil.
8. Ben mutlu azınlıktanım evimde full HD 50 kare progressive gösteren bir LCD var. Çektiğim filmi ben nasıl görürüm derseniz post prodüksiyonu yaptığınız şirketten SD yanında bir de HD display rica etmeniz gerek.
TV için film yapıyorsanız.
24, 25, 30, 50, 60 interlace, progressive SD ya da HD görüntülerinizi mutlaka PAL yayına uygun sn de 25 kare interlace gösteren video standartlarına göre kalibre edilebilen (Örnek: Sony nin sadece BVM serisi monitörleri) tüplü bir master izleme monitöründen ve monitör taramasına sync kaçırmadan realtime playback yapan bir sistemle izlemenizi tavsiye ederim.
Diyelim ki; sinematografik görüntü geleneğine olan bağlılığımdan dolayı 24p çekmek istiyorum.
Yazınızdan anladığım kadarıyla, Avid, Premier yada Final Cut’la montajladıktan sonra 24p hd videoyu doğrudan PAL-DVD yapamıyoruz. Yaparsak görüntüler hızlanıyor ve seste senkron problemleri oluyor. (Yani bu programlar fps dönüştürme desteği vermiyorlar.)
Bu durum için en popüler çözüm olarak, 24p videonun hızını %4.096, ses pitch’inin de 0.7 oranında arttırmak ve bu şekilde PAL olarak (25p) kaydetmek olduğundan bahsedilmiş. Gayet mantıklı bir çözüm. Ama sonuç kaliteyi ne ölçüde etkiler orasını ne yazık ki bilemiyorum.
Daha sağlıklı bir yöntem öneriniz var mı acaba?
Kısafilmleri 24p çekmek, sinema esteteiğine daha yakın filmler yapmak açısından önemli bir unsur. Ayrıca 16mm-35mm sinema filmine, herhangi ek bir işlem yapmadan, doğrudan aktarılabilmesi de bir avantaj.
Kısafilmler televizyonlardan ziyade, sinema salonlarında (16mm,35mm yada dijital olarak), en çok da internette/bilgisayarda izleyiciyle buluşuyor. Videoklipler yada program skeçleri gibi tv malzemeleri olmadıklarından PAL formatında üretilmeleri bir zorunluluk değil. Video paylaşım sitelerinde 24p videolar yayınlanabiliyor. Bilgisayarlardaki video oynatıcılarla 24p videolar izlenebiliyor. Blueray oynatıcılar 1080/24p hazırlanmış dvd’leri destekliyor. Yeni nesil dvd oynatıcılar 1080/24p videoları destekliyor. (Dvd’den gösterim yapan kısafilm festivallerinin bu formatı destekleyeceklerini/desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum.)
Merhaba,
Panasonic GH1 almayı planlıyorum ancak GH1 şuan Türkiye’de satılmıyor bildiğim kadarı ile. Ben de online satış sitelerinden birisinde gördüğüm GH1′i sirapiş vermek istiyorum ancak makine ABD’den geldiği için NTSC formatında kayıt yapacak ve burada da konuşulduğu üzere Türkiye’de TV’ler PAL formatında yayın yapıyorlar.
Açıkası sıradan bir kullanımdan ziyade, belgesel, kısa film, video klip ve şartlar dahilinde tanıtım film’leri vs. için bu kamerayı almayı planlıyorum. Bu noktada bu NTSC – PAL farkı son derece sıkıntı yaratan bir boyuta geldi benim için. Yabancı forumlar dahil bir çok yerde araştırma yaptım. Bir kısım hiç bir sorun olmadığını, Quiktime yardımı ile bile FPS sorununun halledilebileceğini söylerken, bir kısım senkronizasyonda problemler yaşayabileceğimi söylüyor ve ben de ciddi manada kararsız kaldım.
Bu noktada yukarıda belirtmiş olduğum kullanım alanlarını göz önünde bulundurursak, 1280×720 60p çektiğim bir görüntüyü Kısa film ve belgeselleri salonlarda, Video klip ve Tanıtım filmlerini TV’de gösterme anlamında Türkiye’de yaşayacağım sorunları nasıl giderebilirim?
http://vimeo.com/6830239 Bu örnekte olduğu gibi 60p çektiğim bir görüntüyü 24 fps bir timeline’a attığım zaman sorun çözülür mü? Çünkü gördüğüm kadarı ile herhangi bir “slowmotion” olma durumu da yok bu video’da. Video’da doğal sesler yok tabiki. Böyle bir işlemin ses faktörüne etkisi ne olacaktır?
Türkiye’de TV için çekecekseniz 25p veya 50i; yok hayır ben TV için değil ben filme basmak için çalışıyorum diyorsanız o zaman 24P çalışmanız gerekecektir. Aceleniz yoksa GH1 gibi bir fotoğraf makinasıyla video çekmek yerine yine GH1 gibi micro 4:3 formatını kullanan AVCCAM HMC2 çıktığında onunla çekiniz.
Panasonic kameralar 1080 59.94i sistem frekansında sizin seçiminize göre 59.94i, 30p ve 24p kayıt yaparlar. 1080 50i sistem frekansında ise 50i ve 25p kayıt seçenekleriniz vardır. Çekerken 24p modunu seçtğinizde kurgu setinde timeline’ı 59.94 olarak seçmeniz gerekir.
Ben bu işler için “her zaman” öncelikle hem Amerikan, hem Avrupa frekanslarında çalışan HMC151 modelini tavsiye ediyorum. HMC2 gelene kadar bu fikrim değişmeyecek.
Merhaba Ömer Bey,
Video kameraların şuan için DSLR’lara göre her bakımdan dezavantajlı olduğunu düşünüyorum. Taşıma, fiyat, lens vb. O yüzden şuan video kamera düşünmüyorum. Elbetteki video kameraların kendilerine göre (XLR kalbo girişleri ile ses konusunda sağladıkları imkanlar vb.) artıları vardır ancak DSLR makineler gerek fiyat, gerekse de performans bakımından video kameraların pabucunu dama atmış durumda.
Teşekkür ederim öneriniz ve verdiğiniz bilgiler için…
Evet Omer le bu konuda anlasamiyoruz : )
Ben video kamera dusmaniyim.