Archive for the 'fotoğraf' Category

Canon G1X

Canon Türkiye Mark III’ten sonra bir de G1X yollamıştı. Açıkçası önce şunu söylemem gerek: Küçük fotoğraf makinelerinden nefret ediyorum. Özellikle Canon’un G serisi yıllardır hiç haz etmediğim bir sınıfı temsil eder.

Bu aletler beni o kadar heyecalandırmıyor ki iki haftadır bir türlü elim gitmedi kendisiyle oynamaya. Neden?

1 – Öncelikle bu aletlerde kesinlikle bir “shutter lag” var. Yani sizin düğmeye basmanızla fotoğrafın çekilmesi arasında bir zaman farkı oluyor. Bu bence zaten öldürücü bir hata. G1X’te bu durum aza indirgenmiş ama DSLR’lara alıştıysanız hala yavaş.

2 – Bu aletlerin sensörleri küçük oluyor (en azından son bir kaç yıla kadar) dolayısıyla düşük ışıkta çok fazla noise üretiyorlar ve alan derinlikleri fazla oluyor (G1X’te bu durum geçerli değil ve en ilgi çekici tarafı da bu zaten)

3 – Bu aletlerin mercekleri de genelde vasat oluyor doğal olarak. Son yıllarda micro 4:3 gibi formatlar çıktıkça daha iyi mercekler de görmeye başladık ama temel sorunlardan biri yine ortada: Yanınızda küçük, hafif bir kamera taşımak istiyorsunuz. Bu durumda bir de mercek seti taşıyıp ikide bir mercek mi değiştireceksiniz?

Bu genel girişten sonra Canon’un yeni G1X’inden biraz bahsedeyim. G1X Canon için bir dönüm noktası zira şirket tarihinde ilk defa küçük bir kameraya “neredeyse” APS-C boyutlarında (18.7 x 14mm) bir algılayıcı koyuyor. Böylece yeni G1X 1600 ASA’da bile temiz görüntü veriyor. Bu tabi hoş bir durum.

Canon mercek konusunda diğer üreticilerin yaptığını yapmamış. G1X’in merceği değişmiyor. Aletin üzerindeki 15.1 – 60.4 mm lik merceği (35 mm full frame kameralar için 28-112 mm ye denk geliyor) kullanmak zorundasınız. Bu karar aslında yanlış değil. Canon burada mercek değişmesine izin vermeyerek bir seçim yapmış ve bu anlaşılabilir. Üstelik mercekte çok iyi bir stabilizasyon da var.

Ne yazık ki merceğin en yakın netlik mesafesi yüksek. Bir yakın plan çekmek bile problem olabiliyor (macro moduna geçmeniz gerekiyor). Ayrıca merceğin diyaframi tele için 5.8 geniş için 2.8 ve bu değerler tabi yeterli değil. Her ne kadar bu durum 1600 ASA’da temiz bir resim üretebilmesiyle bir miktar önemini kaybetse de sonuç olarak bu değerler problemli.

Tabi bu sensör büyüklüğü nedeniyle kamera da biraz irileşmiş. Yani artık “küçük kamera” sınıfının sınırına gelmiş diyebiliriz.

Kısaca bence G1X le ilgili artılar ve eksiler söyle:

+ Büyük algılayıcı, 1600 ASA’da bile temiz görüntü
+ Birleşik mercek ve etkileyici IS performansı
+ 1080p full HD video
+ Gövde kalitesi iyi
+ LCD dönebiliyor ve başarılı

- AF performansı yavaşi shutter lag var
- Merceğin en yakın netlik mesafesi çok fazla
- Mercek yavaş (özellikle tele ucunda)
- Video sadece automatic modda çekilebiliyor
- Optik bakaç yetersiz.

Kısaca küçük bir kameraya ihtiyacınız varsa bu aslında en iyi seçeneklerden biri ama yine de ne yazık ki G1X heyecan verici bir kamera değil. Neden Canon gibi bir dev Apple’ın Iphone la yaptığı gibi bir devrim yapmaz ve cep kameralarına yeni bir yorum getirmez anlamıyorum.

Alet başarısız değil ama 500 USD’lik (Amerika) fiyatı da az değil. Açıkçası böyle bir kamera yerine giriş seviyesinde bir DSLR almak daha iyi bir seçim olabilir ama tabi pratiklik açısından G serisi avantajlı.

5D MK III ile Bir Hafta Sonu


Canon Türkiye’nin inceliği sayesinde yeni çıkan 5D MK III’ü deneme fırsatım oldu (Özellikle Canon Euroasia’dan Göker Göksel’e teşekkür ederim)
Yukarıdaki karelerde (hepsi 6400 ASA şuradan büyük halleri incelenebilir) gördüğünüz gibi geçtiğimiz hafta sonu kamerayla vakit bulabildiğim kadar oynadım. Tabi her zaman söylediğim gibi yaptığım testlerin bilimsel bir iddiası yok. Elimdeki diğer kamera olan 5D MK II ile kıyasladım ve olabildiğince eşit şartlarda karşılaştırmaya çalıştım ama yine de bu konuda zaten çok ciddi siteler var (DXO Mark, Dpreview vs). Benim yorumlarım daha çok deneyime dayalı ve kişisel.

Bu zorunlu açıklamadan sonra herkesin merak ettiğini düşündüğüm bazı konulara geçeyim. Öncelikle dıştan başlarsak yeni 5D’nin gövdesi ve elde tutuşu eskisine göre daha iyi. Ufak bir tasarım dokunuşu sayesinde alet ele çok daha iyi oturuyor. Yeni LCD monitör daha büyük ve daha kaliteli (dinamik aralığı ve renk hassasiyeti bana daha iyi geldi). Bunun yanı sıra ufak tefek değişiklikler de var örneğin CF kart yuvası kapağı eskisine göre daha iyi açılıp kapanıyor vs.

Bu kozmetik değişikliklerin dışında arkadaki bütün düğmeler 7D’deki gibi düzenlenmiş. Yalnız “zoom” tuşu eskiden sağ elle kontrol ediliyordu. Bu kontrol ne yazık ki artık sola geçmiş ve bu kesinlikle yanlış bir karar. Eskiden sol elle netlik yaparken sağ elle de görüntüye zoom yapabiliyordunuz. Şu anda bu imkansız. Neden böyle bir karar verilmiş nedenini merak ediyorum doğrusu (Gerçi “set” tuşuna bu fonksiyon atanabiliyor)

Yeni auto focus sistemi eskisine göre kıyaslanamayacak derecede geliştirilmiş. Çok daha hızlı ve doğru çalışıyor. Ayrıca focus sistemiyle ilgili bir çok kişiselleştirme yapmak mümkün. Yeni vizör daha geniş ve elektronik terazi sistemi eklenmiş. HDR seçeneği JPEG dosyaları üretiyor ve başarılı. Bunun yanı sıra iki kareyi LCD’de yan yana karşılaştırma, çoklu pozlama yapma, kamera içinde RAW dönüştürme, sessiz çekim, saniyede 6 kare hız, 3 fstop compensation (eskiden 2), gelişmiş ses ayarları, kulaklık çıkışı, kayıt sırasında HDMI çıkışını 480p’ye düşürme saçmalığının ortadan kalkması, 29 dakika kesintisiz çekim; hem SD hem CF kart kullanabilme gibi bir çok yenilik var.

Bütün bunlar güzel ama kimse onca parayi HDR Jpeg dosyaları üretmek için vermeyeceğine göre gelelim asıl önemli konuya: Görüntü kalitesi!

Canon’un iddiası kameranın eskisine göre 2 fstop’luk bir üstünlüğe sahip olduğuydu. Kullananların bileceği gibi Mark II’de 3200 ASA ve ötesi kötü görünürdü. Kısaca aslında kamera videoda H1 adıyla 12800 ASA’ya izin verse de 1600 ASA üstü acil durumlar dışında pek kullanılır değildi.
Bu iddia gerçek mi? Sorunun kısa cevabı kesinlikle evet. Mark III 6400 ASA’da bile çok temiz görüntü veriyor. Hatta 12800 ve 25600 bile kullanılmaz denemez. Özellikle eski 5D “renkli gürültü” (Color Noise) üretirdi. Bu yeni kameranın gürültüsü çok daha kabul edilebilir bir “parlaklık gürültüsü” (luma noise) ve filmdeki greni hatırlatıyor. Bunu görünce inanmakta güçlük çektim doğrusu çünkü 4 yıl gibi bir sürede algılayıcı teknolojisinde bu kadar büyük bir gelişme olacağına ihtimal vermiyordum. Bu yüzden bir de RAW dosyalarını incelemek istedim. Tahmin ettiğim gibi RAW’larda bu durum aynen geçerli değildi ve noise seviyesi biraz daha yüksekti. “Acaba ben mi yanlış bir şey yapıyorum?” derken Canon’un meşhur teknik danışmanı Chuck Westfall’un da roportajında aynı şeyi söylediğini görüp rahatladım.

Roportajı okumanızı öneririm ama vakti olmayanlar için olay kabaca şu: Yeni algılayıcı eskisine göre daha hassas ama farklılığın büyük kısmı güçlü Digic 5+ yongasının gerçek zamanlı “gürültü azaltmasıyla” ve her bir photodiyodun arkasındaki gürültü işleyici transistorden ortaya çıkıyor. Böylece sinyal daha algılayıcıda üretildiği anda “temizlenmiş” oluyor.

Tabi aslında bu kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değil. Sonuçta Digic5+ (Digic 5′ten 17 kat hızlı bir işlemci. Bir önceki modeldeki Digic 4 ise Digic 5′ten 4 kat yavaştı) gerçekten çok iyi iş çıkarıyor ve elinize alacağınız kamera 6400 ASA’da son derece temiz bir video ve JPEG performansı sunuyor. “Gerisi beni ilgilendirmez” diyebilirsiniz ve bu konuda haksız da olmazsınız. Alet ışığa o kadar duyarlı ki bir mum ışığında (6400 ASA’da) neredeyse fazla pozlanacak hale geliyor. Stanley Kubrick bu kamerayı görse sevinçten ağlayabilirdi!

Örneğin aşağıdaki kare bir video karesi. Hemen yanında da yüzde yüz detayı görülüyor. Bu kare 6400 ISO’da Neutral ayarlarla çekildi. Gördüğünüz gibi noise yok denecek kadar az.

RAW’larda durum biraz daha farklı. Bunun bir nedeni de video dosyalarının 1920*1080′e küçültülmesi. Aşağıdaki örnekteki gibi RAW’lar daha fazla noise içeriyor ama hala çok temiz sayılabilir. Ayrıca kamera henüz tam olarak çıkmadığı için RAW desteği beta düzeyinde.

Yine Digic5+ sayesinde eski modelin videoyla ilgili en önemsenen sorunları moiré ve aliasing bu kamerada neredeyse yok. Canon bu konuda kesin bir açıklama yapmamakla birlikte artık 22 MP lik algılayıcıdan 1920*1080 üretmek için line skipping kullanmıyor olmalı. En azından sonuçlar öyle gösteriyor.

.

Yukarıdaki karşılaştırma bu durumu gösteriyor. Soldaki kare Mark II’den  sağdaki ise III’ten alınma video karelerinin yüzde iki yüz detayları. Görüldüğü gibi yeni kamera aliasing sorununu giderdiği gibi daha iyi detay çözüyor.

Rolling shutter aşağıdaki örnekte göreceğiniz gibi hala var ama eskisine göre daha az (Westfall’a göre yarı yarıya). Bunun yanı sıra artık videolar ALL-I (intraframe) olarak kodlanabiliyor (Yani her kare sadece kendi içinde sıkıştırılıyor. Bu kurgu için önemli bir avantaj) ve videoya timecode verisi gömülebiliyor (profesyonel filmciler için çok aranan bir özellik) ve kamera 1280*720′de 60 fps’e kadar çıkabiliyor (7D’deki aliasing sorunu olmaksızın)

Büyük Soru: Almalı mısınız?

Bu konuda ne yazsam nasıl olsa birileri kızacak. Nedense Canon’a karşı genel bir kızgınlık var Mark III ile ilgili. Hal böyleyken bu konuda tek bir cevap vermemek en doğrusu çünkü 5D MK III değişik gruplar için değişik anlamlar taşıyor.

Kısaca özetlersem:

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyorsanız ve auto focus sizin için önemliyse (örneğin kuş,doğa veya spor vs çekiyorsanız) Mark III sizin için kesinlikle hayati bir güncelleme sayılır. Yeni auto focus sistemi 1 serisiyle aynı sınıfta.

*** 5D’yi video için yoğun olarak kullanıyorsanız ve düşük ışık koşullarında sıkça çalışıyorsanız ve moiré, aliasing, rolling shutter vs gibi sorunların giderilmiş olması, timecode, 60 fps gibi yenilikler işlerinizde önemliyse yine Mark III sizin için çok önemli bir güncellemedir.

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyor ama yapay ışık veya flaş kullanarak sadece RAW çekiyorsanız ve auto focus sizin için çok önemli değilse ve videoyu da sadece arada sırada çekiyorsanız Mark III’e geçmeniz şart değil.

*** Amatörseniz veya öğrenciyseniz ve bütçeniz kısıtlıysa yine Mark III sizin için öncelikli bir güncelleme değil. Mark II şimdi fiyat performans açısından her zamankinden daha iyi bir kamera (Amerika fiyatı 2100 USD)

*** APS-C gibi alt sınıf Canon’lardan ilk defa full frame sınıfına geçecekseniz ve para sorununuz yoksa tabi ki bu devirde mark III varken alabiliyorsanız onu almanızda yarar var. “Full frame önemli mi?” ayrı bir soru olmakla birlikte bence cevap evet. Zira hem ışık duyarlılığı artıyor hem de bildiğiniz EF mercekler alıştığınız şekilde çalışıyor.

Kameranın fiyatı ne yazık ki yüksek. Mark II ilk çıktığında 2700 dolardı. Bu yeni sürüm 3500 dolar olarak çıktı. Aradaki 800 dolarlık fark bir çok insanı kızdırdı. Tabi bu fiyat zamanla düşecektir. Çok aceleniz yoksa beklemeyi seçebilirsiniz ama dramatik düşüşler kısa vadede zor görünüyor.

Bir de son bir grup var ki bu insanlar hiç bir şekilde memnun olmuyorlar. Bu blogda da böyle arkadaşlarımız var. 5D Mark III’ün berbat bir kamera olduğuna ve Canon’un da “evil corporation” olduğuna o kadar inanmış ki bu insanlar tersini görmeleri mümkün değil. Bu arkadaşlar 3500 dolarlık bir kameradan 12 bit uncompressed 4:4:4 ve 4K görüntü ve saniyede 120 kare hız bekliyorlar. Bunları göremeyince de nedense sinirleniyorlar. Özellikle 80 sonrası doğan kuşakta böyle bir eğilim görüp şaşırıyorum.

50 bin dolarlık Alexa’nın veya RED’in yapamadığı şeyleri 3500 dolarlık 5D’den beklemek gerçekle ilişkiyi kesmekten başka bir şey değil.

Sonucun Sonucu:

5D MK III bugün itibariyle elimizdeki en iyi seçeneklerden biri hatta birincisi. Hem fotoğraf hem video açısından her yönüyle harika ve profesyonel sınıfta bir alet. En büyük özelliği olan ışık duyarlılığı filmleri çekiş şeklimizi değiştirecek kadar önemli. Her ne kadar 10 bit out vs vermediği için Canon’a kızsak da en azından megapiksellere oynamadığı için hakkını vermeliyiz.

Kısaca 6400 ISO’da daha temiz görüntü veren bir başka “full frame” kamera çıkıncaya kadar en iyisi bu.

Aksesuarlar:

Canon incelemem için Wft 7′yi de yolladı. Bu alet kameranın altına takılıyor ve Mark III’u bir wireless sunucuya dönüştürüyor. Böylece örneğin Ipad, Iphone gibi aletlerden tarayıcı üzerinden kamera kontrolü sağlayabiliyorsunuz. Bu tabi ki önemli bir özellik ancak standart Canon batarya kullanan WFT 7′nin fiyatı 850 USD. Tarayıcı üzerinden kamera kontrolü güzel ancak gelen görüntü ne yazık ki kesintili.

Yani video için kullanımı şimdilik zor. WFT 7′nin başka özellikleri de var. Çektiğiniz görüntüleri uzaktan izlemek, bir FTP hizmeti sunmak gibi özellikler sunuyor. Tabi bu özellikler neden kameranın içinde gelmez de böyle 850 dolarlık bir kutuyla verilir nedenini tahmin edebilirsiniz : )

Son olarak yeni flash 600 EX ve tetikleyici STE3′ü de denedim. Bendeki bir önceki sürümlere göre (580 EX II ve STE2) en büyük fark artık optik kontrol değil radio kontrolüyle çok daha fazla flaşı kablosuz olarak 30 m. den kontrol edebilmeniz ve 1/8000 gibi hızlarda flas kullanabilmeniz. Eski sürümlerde flaş ve tetikleyicinin birbirlerini doğrudan görmesi gerekiyordu. Yıllardır bu konuda eleştirilen Canon tarihinde ilk defa radio kontrollü bir flaş tetikleyici yapmış oluyor. Bu iki alet de gayet başarılı ancak aynı soru yine gündemde: Neden STE3 gibi bir tetikleyici kameranın içinde değil? Cevap yine aynı sanırım : )

PS: Sürekli Nikon D800′ü (veya benzer başka kameraları) neden incelemediğim soruluyor. Cevabi çok basit: Herhangi bir D800′e erişimim yok. Olursa tabi onu da incelemek isterim ve yine merak edenler için “hayır ne yazık ki Canon’dan maaş, hediye vs almıyorum” : )

5D MK III ve Rating

Yandaki grafik 5D MK III’ün çıktığı günkü ziyaret patlamasını gösteriyor. Normalde bu blog günde 250 – 300 tekil kullanıcı tarafından gezilirken o gün bu sayı 793 olmuş : )

Demek ki 5D MK III iyi rating alıyor!

Aletle ilgili bir kaç yazı çıkmaya başladı. İlk test sonuçları da ortaya döküldü. Yüksek ASA performansı etkileyici görünüyor ama denemeden inanmak zor.

Genel olarak herkes fiyattan ve video özelliklerinden şikayetçi. Evet fiyat gerçekten yüksek ve video becerileri de beklentileri karşılamıyor.

5D MK II paradigma değiştiren bir üründü. Neredeyse DSLR video devrimini başlatmıştı. Bu yeni model ise herhangi bir devrim içermese de zaten iyi olan bir ürünün geliştirilmiş bir hali o kadar.

Canon neden videoda büyük bir geliştirme yapmadı? Tabi ki EOS C300′ün satışlarını baltalamamak için : ) Bu yeni modelde fotoğrafçılar için daha fazla yenilik var. Videoda devrim bekleyenler galiba biraz daha bekleyecek ne yazık ki…

Canon G1X ve Nikon D4

Bu iki kamerayi yan yana getirmek çok saçma ama ikisine ayrı yazı yazmaya da üşendim doğrusu : )

Nikonlarla genel olarak pek ilgilenmiyorum. Bunun iki nedeni var: Birincisi elimde bir sürü Canon mercek varken şimdi tutup Nikon’a geçmem boşa para harcamaktan başka bir işe yaramaz. İkincisi Nikon videoya Canon kadar önem vermiyordu (en azından bugüne kadar). Kısaca kafalarda soru işareti kalmaması için: Canon’un Nikon’dan daha iyi olduğunu (veya tersini) düşünmüyorum veya Canon’dan para almıyorum (hatta tam tersi Canon’a para veriyorum!)

Yeni Nikon fiyatından da anlaşıldığı gibi Canon’un 1Dx’ine doğrudan rakip. 16 MP’lik kamera bize öncelikle Megapiksel yarışının şimdilik kesin olarak bittiğini gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda bu durum değişebilir ama görünen o ki bir kaç yıl için bu yarış bitti. Yeni yarış “daha iyi görüntü, daha yüksek ASA” alanında olacak.

Kameranın üzerinde çok durmuyorum zira her şeyi harika yapan gayet güzel bir alet işte : ) Zaten bunu alacak insanların ne aldıklarını biliyor olmaları gerekir. Aletin en ilginç özelliği HDMI üzerinden uncompressed HD video çıktısı vermesi. Bunun ayrıntıları şimdilik belirsiz ama her şekilde bu Canon’u utandıracak bir adım. Yeni 5D’de bu özelliğin olacağına kesin gözüyle bakabiliriz artık.

Diğer kamera benim yıllardır nefret ettiğim G serisinin “devrimci” bir türevi. Evet Canon G1x ile ilk defa küçük bir kameraya büyük sensor koyuyor. Bu işi yaparken ilginç bir kararla merceği sabit bırakıyor (4x bir zoom). Bence bu doğru bir karar. Yanında küçük bir kamera taşımak isteyen biri cebinde başka mercekler taşımak ister mi? Sanmıyorum. Alet aynı zamanda full HD 24 fps video çekebiliyor.

Evet yeni oyuncaklar bunlar. Şuradan G1x, şuradan da D4 incelenebilir.

Ayrıca Canon’un 6 adet yeni küçük video kamerası (VIXIA) da şuradan incelenebilir. Üzerlerinde sosyal medya paylaşım butonları varmış : )

Lytro Her Şeyi Değiştirir mi?

 Daha önce bahsettiğim Lytro sonunda ortaya çıktı.
Bilindiği gibi kamera “ışık alanı” kaydediyor. Bu sayede sonradan istediğiniz yere netlemek, hatta stereoscopic görüntü üretmek mümkün oluyor. “Apple’ın Iphone la yaptığını kamerada yapmak istiyoruz” demişlerdi. Tasarıma bakınca gerçekten bu yolu tuttuklarını görüyoruz.
Lytro’nun nasıl çalıştığı da biraz daha açıklık kazandı. Algılayıcının önünde micro mercekler var ve bunlar asıl mercekten gelen ışığı farklı piksellere yönlendirip ayırıyorlar. Böylece “ışığın yönü” adı verilebilecek yeni bir veri ortaya çıkıyor. Daha sonra bu bilgi kullanılarak “algılayıcı daha uzakta veya daha yakında olsa ne olurdu?” sorusunun cevabı hesaplanabiliyor (ki bu da netlik yapmak demek).

Aynı şekilde kamera biraz sağdan baksa biraz soldan baksa gibi varsayımlar da hesaplanabiliyor.

Tabi bu da aslında sonuçta kullandığınızdan daha fazla veriyi saklamanız gerektiği anlamına geliyor. Bu nedenle Lytro’nun çözünürlüğü düşük. Ürettiği görüntülerin 1080 satırı ancak yakalayacağı söyleniyor (garip şekilde çözünürlükle ilgili net bir şey söylenmiyor)

Bu kameradan çok heyecanlanan arkadaşlarım var. Böylece elimizdeki binlerce dolarlık Canon merceklerin çöp olacağını ve herkesin Lytro ile çekim yapacağını (tabi profesyonel versiyonlarıyla) iddia ediyorlar ve Lytro’yu büyük bir devrim olarak şimdiden alkışlıyorlar.

Şu anda dudak yumuşatıcısına veya parfum kutusuna benzeyen yapısıyla tabi beni biraz gülümsetiyor bu kamera : )

Tabi ki Lytro aslında büyük bir girişim ve yıllardır çıkmış en heyecan verici teknoloji ama yine de bildiğimiz her şeyi değiştirir mi çok şüpheliyim. Kameranın 8 gb lık ve 16 GB lık modelleri 350 ve 499 dolara satılacakmış. Ayrıntı şurada.

PS: Birileri bu teknolojinin profesyonel halini de geliştirmiş http://raytrix.de/index.php/Cameras.html

EOS 1D X

EOS-1D_X_3_2

Uzun süredir 1D ve 1Ds serilerinin birleşmesinden bahsediliyordu.

Bu sabah beklenen oldu. Yeni EOS 1D X artık 1 serisinin tek yoldan gideceğini gösteriyor.

Kamera bir çok yenilik getiriyor ama hızlıca en önemlilerine değinirsem:

1 – Yeni Codec: 1D X intraframe (kare içi) bir codec de kullanabiliyor (istenirse eski usul devam da edebiliyor). Intraframe codec daha yüksek kalite ve kurguda kolaylık demek. Bu hayırlı bir gelişme.

2 – 1D X 2 adet Digic V+ bir de Digic IV kullaniyor. Moiré sorunu olmadığı söyleniyor basın bülteninde.

3 – Alet 18 MP olduğu için pixel yoğunluğu örneğin 5D den daha düşük. Bu ve yeni teknoloji algılayıcı ile 20000 ASA ya kadar zorlanabiliyor. Tabi henüz sonuçları görmedik.

4 – Timecode desteği var. Hem record run hem free run olarak. Bunu zaten bugüne kadar koymamaları hataydı.

5 – Yeni bir auto focus sistemine sahip.

6 – Beklenen fiyatı 6800 USD

7 – LAN desteği var ve saniyede 14 kareye çıkabiliyor (32000 ASA altında olmak kaydıyla : )

8 – 720p de 60 kare yapabiliyor yani 7D den daha ileri değil.

Bence bunların içinde en önemli özellik intraframe sıkıştırma. Tabi burada değinmediğim daha başka özellikler de var ama yine de fiyatı epey yüksek. Profesyonel sınıf bir kamera olduğu için aslında her zamanki 1 serisinden 2000 dolar ucuz diyebiliriz.

Bu kamera alınır mı? Olabilir ancak 1 serisi birleştiyse artık 5D Mark III daha video ağırlıklı bir kamera haline gelebilir. Her zamanki gibi beklemek gerek.

Ayrıntı şurada.

 

5D MK III?

5D MK II üç yaşına geldi. Artık yeni bir sürüm beklemek normal. 5D’nin (sektor agziyla “mark II”) bir sürü problemine karşılık hala çok iyi olduğunu kabul etmeliyiz. Yine de düzeltilmesi beklenen bir çok şey var.

Peki yeni 5D’den neler bekliyorum?

* Daha Fazla Megapixel: Bunun yerine daha yüksek dinamik aralık tercih ederdim ama Canon’un eğilimi megapixel artırmak olacaktır. 28 veya 32 mp beklenebilir.

* Yüksek kare: Saniyede 60 kareye kesin gözüyle bakabiliriz. Bunu 7D den farklı olarak 1080′de yapması da beklenebilir. Bana sorsalar “keşke 120 fps olsa” derdim ama pek ihtimal vermiyorum. Bunu için yeni bir codec gerekir.

* RAW Video: Çok iyi olurdu ama buna da pek ihtimal vermiyorum. Bu yükseklikte veri hızını kaldıracak kart var mı piyasada? RED bile böyle bir şey yapmıyor (RED dosyaları sıkıştırılmış video içeriyor). Hal böyleyken Canon’un yapması beklenemez ama olsun hayal etmekten bir zarar gelmez. Buna bağlı olarak h264 yerine başka bir codec kullanılabilir mi? Evet olabilir. Özellikle Canon’un yeni kameralarında kullandığı 4:2:2 MPeg2 codec e geçebilirler diye düşünüyorum.

* Hareketli OLED Ekran: Hareketli ekran iyi bir özellik ama 5 serisine koyarlar mi emin değilim. Nedense daha amatör bir hava veriyor. Oled yıllardır hep istenen bir şey. Umarım bu sefer olur.

* Wifi: Bu da çok iyi olurdu. Artık her tür elektronik aletin wifi desteği varken kameraların olmaması saçmalık.

* Daha yüksek ASA: 1600 ASA ve ötesi problemliydi 5D MK II’de. Bu konuda bir gelişme olması gerekiyor.Büyük olasılıklar 1600 ASA eski 800 ASA gibi olacaktır. Yani 1 fstop luk bir iyileşme olabilir.

* Autofocus: 5D MK II’nin en kötü özelliği buydu. EOS 40D’de bile çok daha iyi bir netlik sistemi vardı. Yeni 5D’de ilk düzeltilmesi gereken şey de bu herhalde.

* Rolling Shutter ve Moiré: Bu sorunların yeni işlemciler ve algılayıcılarla çözülmesini bekliyorum.

* HDR Video: Hiç sanmıyorum ama umarım yanılırım : )

Bunların neredeyse hepsi teknik olarak gayet makul özellikler ancak tabi Canon epeydir 1Ds serisini de yenilemedi. Şimdi bütün bu özelliklere sahip bir Mark III çıkarsalar yeni 1Ds’e ne kalacak?

Sözün kısası yeni 5D MK III beklendiği gibi çok büyük yenilikler getirmeyebilir. Peki her şeye rağmen koşup birer tane alacak miyiz? Büyük olasılıkla evet!

Peki ne zaman? Canon’un bu günlerde bir duyuru yapması bekleniyor ama bu duyuru 5d ile ilgili olmayacak da deniyor. Sanırım yeni 5D için bir yıl daha bekleyebiliriz.

Mükemmel ve Berbat

Su altında fotoğraf çekmek herkesin ilgisini çeker: Işık koşulları alıştığımız gibi değildir, poz vermek zordur. Suyun altında her şey başka görünür.

Bu yaz tatilinde Sony’nin DSC TX5 adında bir su altı kamerasıyla oynama fırsatım oldu. Kamera bir çok açıdan mükemmel: Su geçirmiyor, çözünürlüğü gayet iyi, renk performansı ve video seçenekleri de fazlasıyla başarılı. Üstelik çok pahalı da değil (artık TX10 üretiliyormuş ama o bile 300 dolar civarında). Sony’den beklenmeyecek şekilde SD kart kullanan TX5 bütün mükemmeliği içinde aynı zamanda berbat bir alet.

Bunun da çok basit bir nedeni var: LCD kesinlikle su altında görülmüyor. Sudan çıkınca da zaten güneş yüzünden görülmüyor :)

Dünyanın en iyi algılayıcısına ve özelliklerine bile olsa kullanıcıya ne çektiğini gösteremeyen bir kamera neye yarar ve ne için yapılır?

Yukarıdaki örnekteki gibi “Ne çıkarsa bahtıma” deyip deklanşöre basacaksınız.

Aslında bu da bir yöntem elbette. Sonuçta kontrolü bırakmanızı sağlıyor. Yine de her seferinde ne çektiğinizi görmek için gölge bir yer aramak zorundasınız ve bu gayet sıkıcı.

Kameranın bir diğer dahiyane özelliği de touchscreen olması. Bütün seçenekleri ekrana dokunarak ayarlamanız gerekiyor. Göremediğiniz bir ekranda bunu yapmaya çalışırken ilginç bir deneyim yaşıyorsunuz tabi.

“Sonuçta TX 5 Sony’nin yaz eğlencesi amacıyla çıkardığı bir alet ne bekliyorsun ki?” diyebilirsiniz. Yine de kamera üreticilerinin genelde çok garip hatalar yaptıklarını düşünüyorum. Kullandıkları teknolojiler o kadar hayranlık verici ki takıldıkları noktalar gülünç kalıyor. Görüntü üreten her insanın en temel ihtiyacı çektiği şeyi görebilmektir : ) Bunu anlamak çok zor olmasa gerek.

Kamera Önemli mi?

The iPhone Fashion Shoot – Lee Morris Shoots With The 3GS Fstoppers from FStoppers on Vimeo.

Otomat’ın blogundan gördüğüm bu videoyu yukarıdaki sorunun cevabını merak edenlere öneriyorum.

Bu arada Otomat da izlenmeli.

EOS 600D

600d

Canon’un ne yapmaya calıştığının anladığımı söyleyemem: 600D, 1100D, 60D gibi alt seviyede 3 degisik ürün gamı yarattılar.

Böyle bir kaosun içinden nasıl çıkılır ondan da emin değilim. Galiba amaçları biraz da kafa karıştırmak.

Bütün bu kameralar birbirlerine çok benziyor ve ufacık farklarla ayrılıyorlar. Aslında aynı malı değişik kutulara koyup yazılımsal olarak kısıtlamak gibi bence rezil bir pazarlama anlayışı bu.

Hal böyle olunca da doğal olarak pek heyecan duyamıyoruz bu aletlerle ilgili. Aslında on yıl önce rüyamızda bile göremeyeceğimiz kameralar olmasına rağmen şimdi sadece uykumuzu getiriyorlar :)

Yine de tabi bu işlere yeni başlayanlar, öğrenciler ve meraklılar için yararlı gelişmeler bunlar. Sonuçta aslında farklı sınıflarda olsalar da bu kameraların 7D den veya 5D’den çok da kötü olduklarını söyleyemeyiz. Hele de fiyatlarını karşılaştırırsak!

Yeni kamera 600D hakkında bilgi her zamanki gibi şurada.

4.2 Saniye

Bu harika fotoğrafı izlediğim şu blog dan aldım. Grafik, kompozisyon, ışık vs gibi estetik açılardan bir değeri olmasa da hem tarihi olarak hem de “photo-journalism” açısından müthiş bir kare olduğunu düşünüyorum. Kerem’in yüzündeki ifadeye dikkat :)

PS: Takip etmeyenler için fotoğrafta Kerem Tunçeri oyunun bitimine saliseler kala Türk Milli Basketbol takımını Sırbistan karşısında 2010 FIBA Dünya Kupası finaline taşıyan sayıyı yapıyor.

Canon’dan Yeni Oyuncaklar

Canon bugün beklendiği gibi EOS 60D yi duyurdu. Bunun yanı sıra bir takım yeni oyuncaklar da ortaya çıktı: Yanda gördüğünüz 8-15 mm f4L mercek bence bunların en ilginçlerinden biri. Bu mercek hem balık gözü (circular) hem de normal kareler üretebiliyor.

Ek olarak EF 70-300 4 – 5.6L IS, EF 300 mm 2.8L IS, EF 400 mm 2.8L IS duyuruldu. Ayrıca 1.4X ve 2.0X extender modellerinin de üçüncü sürümleri çıktı.

Son olarak 500 ve 600 mm EF merceklerin de önümüzdeki dönemde yenileneceği açıklandı. Tabi bunların fiyatlarını düşünmek bile istemiyorum.

Bütün bu oyuncaklar içinden bir çok Canon kullanıcısının hasretle beklediği 24-70 2.8L IS ne yazık ki çıkmadı. Belki gelecek sefere diyoruz.

Bilgi her zamanki gibi şurada.

Get Adobe Flash player

Bad Behavior has blocked 314 access attempts in the last 7 days.