hayat http://www.ilkercanikligil.com Thu, 06 Dec 2018 17:53:19 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.7.2 83897317 İspanya’da Yağmur – Youtube Premiere! http://www.ilkercanikligil.com/2018/12/06/ispanyada-yagmur-youtube-premiere/ http://www.ilkercanikligil.com/2018/12/06/ispanyada-yagmur-youtube-premiere/#comments Thu, 06 Dec 2018 17:53:19 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3611

IFA’da öğrencilerle birlikte çektiğimiz “İspanya’da Yağmur” adlı kısa film yarın (7 Aralık 2018) 16:00’da Youtube’un yeni özelliği Premiere (ilk gösterim) sistemiyle “sanal gala” yaparak gösterime giriyor. Gösterim sayfasında canlı konuşma odası da olacak ve gösterim saatinden önce ben de orada olacağım.

Başta ben de Nazım gibi Youtube’da film göstermeye karşıydım. “Filmler mutlaka sinemada gösterilmelidir” diyordum ama geçen iki senede yaşadığım deneyimlerden sonra festival kapısı aşındırmaktan vazgeçtim diyebilirim. Tabi hala filmlerin sinemada izlenmesi gerektiğine inananlar vardır ve haklı da olabilirler ancak gerçekçi olursak sonuçta önemli olan filmin insanlara ulaşmasıysa Youtube ve benzerleri daha makul görünüyor.

Açıkçası bence festivaller de eski önemlerini kaybettiler. Daha doğrusu rekabet o kadar fazla ki iş bir tür oyuna ve ticarete dönüşmüş durumda. İstatistiksel olarak on binlerce filmin arasından 80-100 filmin arasına seçilmeye çalışmak ve bu başarılsa bile sadece bir kaç bin kişinin izleyeceği bir platformla vakit ve para ve umut kaybetmek çok akılcı görünmüyor (en azından benim gibi aşırı düşük bütçeli işler yapan biri için)

Kısaca “İspanya’da Yağmur” 9 dakikalık bir deneme sayılabilir. Elbette finans olmadıkça bu tür işleri uzun vadede sürdürülebilir kılmak imkansız ama zamanın ruhu da değişiyor diyebilirim. Yakında daha fazla projenin kitlesel fonlama ile yapılması ve net üzerinden dolaşıma girmesi beklenebilir.

Film için karşılık beklemeden destek olan oyuncularımız Melis Kolçak ve Anıl Çağlar Tel, yapımcı Veysi Sala, kameraman ve marangoz Nazım Yılmaz, IFA öğrencileri Fatma, Arzu, Sibel, Post prodüksiyon için Emre Aypar ve Otomat, kamera ekipmanı için Yasin Eksi ve Dijitalist, Göker Gören, Hüseyin Acar, robot dublajı için Murat Şen ve Ayşegül Bingöl’e, ses miksajı için Celal Kıvanç’a ve unuttuğum herkese teşekkürler.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2018/12/06/ispanyada-yagmur-youtube-premiere/feed/ 2 3611
TEDxIstanbul’a Çıkmak http://www.ilkercanikligil.com/2018/11/23/tedx-istanbula-cikmak/ http://www.ilkercanikligil.com/2018/11/23/tedx-istanbula-cikmak/#comments Fri, 23 Nov 2018 16:19:37 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3595

Geçen ay TEDX İstanbul’a çıktım.

İlk teklif edildiğinde “Aman ne çıkacağım?” deyip reddetmeyi düşünüyordum. Sonra ekiple konuşunca (özellikle Gülse ve Özge) biraz düşüneyim dedim. Tema “Yeni Başlangıçlar” dı.

TED konuşmalarına ilk yıllarda hayrandım fakat sonradan format biraz bozulmuştu bence. Özellikle Türkiye TEDX konuşmaları genel olarak “Ben harikayım, isterseniz siz de harika olabilirsiniz. Bu arada size ne kadar harika olduğumu söylemiş miydim?” şeklinde ilerliyordu.

Oysa TED’in ilkesi “self promotion” (kendini pazarlama) değil.Tabi ki oraya çıkmak sonuç olarak bir şekilde sözü dinlemeye değebilecek biri olduğunuzu gösterir ama birincil amaç PR değildir ve olmamalıdır. TED bir motivasyonel konuşma yeri hiç değildir. TED’in amacı “konuşma platformu bulamayan veya az bulan” buna karşılık söyleyecek yeni bir sözü olan, çoğu durumda özel bir konuda uzmanlaşmış veya çok özel bir deneyim yaşamış kişilerin bu deneyim ve bilgilerini toplumla paylaştığı bir ortam olmaktır.

Bu arada belki merak edenler vardır: TED konuşmacıları para almazlar ve vermezler. Yani para vererek TED’e çıkamıyorsunuz (Neyse ki!)

Ne anlatsam ki ben diye düşünürken aklıma TED tipi organizasyonlarda beni sinir eden ve klişeleşmiş birkaç noktaya takıldı. Birincisi bu tür konuşmalarda bir kendini beğenmişlik oluyor. Üstten bakarak insanlara şöyle olun böyle olun demek bana göre çok itici bir şey. İkincisi “Hayallerinizi takip edin” gibi vasat bir şey söylemek için oraya çıkmanın hiçbir anlamı yok. Yeni bir şey söylemek gerekiyordu.

Böylece Anti-TED bir konuşma yapmaya karar verdim. Ekiple bunu paylaştım ve doğrusu hiçbir sansüre uğramadım.

Salonun tepkisi ekibinki kadar sıcak değildi ama olay bu kadarla kalmadı : ) Diğer konuşmacılardan bazılarının pek söyleyecek sözleri yoktu anladığım kadarıyla ve kolay hedef olarak beni gördüler.

Şirin Payzın “İşten kovulunca yeni bir başlangıç yaptım ve Erzurum’a gittim. İnanir misiniz çok güzel bir yer. Tekrar gideceğim. Ben Fransızca biliyorum bu arada…” konseptli konuşmasında bana da iki kere yer verdi. Tam ne dediğini anlamadım ama pek dostça değildi!

Hele Murat Karahan’ın konuşması benim söylediğim her şeyin bir tür sağlamasıydı: “Hayallerinizin peşinden koşun kötümserleri dinlemeyin” dedi! Salon bir ara Murat Bey’in emriyle dans etmeye başladı. Tabi bütün bu curcuna sonunda en büyük alkışı alan Murat Bey “Gördüğünüz gibi ben sanatçı olduğum için en büyük alkışı ben aldım” dedi : )

Bugüne kadar hiçbir TED konuşmasında bir başka TED konuşmasına referans verildiğini görmedim. Bu da bir ilk oldu.

Her neyse dün benim konuşmanın videosu Youtube ortamına kondu ve buradaki tepkiler salonun tam tersi! Bu da sevindirici (benim açımdan) Yukarıdan izlenebilir.

2500 kişinin önünde konuşmak zaten kolay değil. Hele de sahneye ilk çıkan olunca ve salonun sizi pek onaylamadığını hissettiğinizde daha da zor oluyor : )

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2018/11/23/tedx-istanbula-cikmak/feed/ 13 3595
Sinema Öğrencilerinin İnandığı Garip Şeyler http://www.ilkercanikligil.com/2016/11/07/sinema-ogrencilerinin-inandigi-garip-seyler/ http://www.ilkercanikligil.com/2016/11/07/sinema-ogrencilerinin-inandigi-garip-seyler/#comments Mon, 07 Nov 2016 09:17:59 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3426 istanbul film akademi yönetmenlik atölyesi

Cok uzun yıllar sinema okullarında hem öğrenci hem eğitmen olarak vakit geçirmiş biri olarak öğrencilerin filmcilikle ilgili inandığı garip şeyleri görüp dururum. Tabi ne yazık ki bazıları daha gençken benim için de geçerliydi!

1 – XX Kameram olsa acayip filmler çekebilirim: Basitçe yanlış bir fikirdir. Bir kameranızın olması elbette gereklidir (hele bu devirde) fakat kamerasızlık yüzünden çekilememiş veya düşük teknolojili bir kamerayla çekildiği için başarısız olmuş bir film yoktur. Cep telefonunuzla da film çekebilirsiniz ve film iyiyse kimse buna aldırmaz. Oysa yüzbinlerce dolarlık bir kamerayla çektiğiniz kötü bir film kimsenin umrunda olmayacaktır.

2 – Senaryomda parlak bir fikir var, filmim çok iyi olacak / Senaryomda parlak fikir yok filmim kötü olacak. Hayır. Bu konuya daha önce de değinmiştim: Parlak bir fikir iyi bir film demek değildir.

3 – Kes komutundan sonra oyuncuyla konuşmama gerek yok! Tam tersi. Kamera veya başka bir detayla ilgili konuşmadan önce onlarla konuşmanız gerekli. Dramatik bir film yaparken sizin asıl malzemeniz oyunculardır ve bir oyuncu “kes” komutundan sonra kendini son derece tedirgin hisseder ve sizden bir yorum bekler. Böyle bir yorum yerine onları yok sayıp “arkadaki ışık değişti veya mikrofonu gördük” dediğinizde ne hissedeceklerini anlamaya çalışın.

4 – 25 yıldır bu işi yapan birini dinlememe gerek yok, benim fikrim en iyisi! Bu çok kronik bir inançtır. Ne yazık ki bu sadece öğrencilere özgü bir şey de değil. Genel bir “gelişmekte olan ülke” hastalığı. Tabi ki bu sizin filminiz ve kararları siz vermelisiniz ama Lars von Trier veya Quentin Tarantino değilseniz yapmayı düşündüğünüz şeyin yanlış olabileceğini de bir an olsun düşünebilmelisiniz.

5 – Bir konuşma sahnesinde bir oyuncudan diğerine pan yapacağım, harika olacak!  Bu dahiyane uygulamanın sinema tarihinde çok çok az yapılmış olmasının bir nedeni olabilir mi sizce? Böyle bir mizansende kameranın varlığı seyirci tarafından daha fazla hissedilir ayrıca bir oyuncudan diğerine pan yapmaya çalışırken arada gereksiz bir çok şeyi görmek durumunda kalırsınız. Oyuncuların temposunu düşürmeniz veya çok hızlı dönmeniz gerekir vs vs. Dediğim gibi belli bir bağlamda belki iyi uygulanabilir ama temelde “kötü bir fikirdir”.

6 – Herkes filmimi merakla izleyecek. Hayır tam tersi. Aileniz ve arkadaşlarınız dışında kimse filminizi izlemek istemiyor (aslında çoğunlukla onlar bile istemez!) çünkü zaten istedikleri anda izleyebilecekleri sizinkinden “çok daha iyi” yüzbinlerce film var ve onları bile izlemeye vakitleri yok. Neden sizin filminizi iştahla izleyeceklerini düşünüyorsunuz?

7 – Filmim 27 dakika sürebilir sorun yok. Büyük bir yanlış daha. Çoğunlukla kendi filminize tarafsız yaklaşamazsınız. Filminizi başka birine emanet etmeyi bilin.  Böyle birini bulamıyorsanız olabildiği kadar kısaltın, sonra bu süreden de en az yüzde 20 atın. Jenerikleri de kısa tutun.

8 – Ses çok önemli değil. Görüntülerim çok iyi! HayırSes görüntüden daha önemlidir. Zira bazen bir filmin görüntüsünün “kötü” olması o filmin anlatmak istediği şeyle örtüşebilir. Örneğin daha titrek bir kamera veya daha çiğ bir ışık o senaryo için iyi olabilir. Oysa ses her zaman iyi olmalıdır. “Sesi kötü yapalım film daha etkili olur” diye bir fikir olamaz (deneysel bir film dışında)

9 – Ne kadar karmaşık bir şey yaparsam o kadar başarılı olurum. Basit olan hiç bir şeye bulaşmamalıyım. Tam tersi. En iyi şeyler her zaman basit olanlardır.

10 – Kendime engel çıkarmalıyım çünkü ancak şu şu olursa iyi bir film ortaya çıkarabilirim. Bu özellikle en ilgimi çeken inançtır. “Şartları zorlamak” genel olarak doğru bir tavır olsa da sonuç olarak çekilmiş bir film çekilmemişten iyidir! Elinizdeki şartlara göre bir film çekin bu daha akıllıca değil mi?

11 – Filmimin bir mesajı olmasına gerek yok. Bir şey anlatmak çok eski bir düşünce. Ben hayattan bir kesit… Buna söyleyecek söz bile bulamıyorum. Neden bir seyirci hayattan bir kesit izlemek istesin zaten kendisi de her gün onu yaşıyor.

12 – XX yönetmen gibi yapacağım, planlar uzun olacak. 🙂 Siz o değilsiniz. Boşverin başkalarını kendiniz olun.

13 – Gittiğim sinema okulu çok kötü çünkü bitirince yönetmen olamadım. Bu konuda tek suçları bunu size baştan söylememiş olmak olabilir. Dünyada benim bildiğim “öğrencilerini doğrudan yönetmen yapabilen bir sinema okulu” yok. Sizinkinin de öyle olmamasına şaşmamalı.

14 – Filmim bitti ama istediğim gibi olmadı o yüzden hiç bir yere göndermiyorum ve kimseye göstermeyeceğim. Şimdi başka bir film üzerinde çalışıyorum. Bu sefer harika olacak! Hayır. O da istediğiniz gibi olmayacak. Hiç bir zaman hiç bir film tam istediğiniz gibi olmayacak ama bu onları insanlara göstermenizi engellemez.

15 – Filmim bir festivalde ödül alırsa hayatım kurtulur. Yanlış. Dünyada binlerce festival var. Bunların en iyilerinde bile ödül alsanız mutlak bir başarı garantisi değildir. Doğru insanları tanımak, iyi bir çevre oluşturmak ve ikna gücü çok daha önemlidir.

BONUS: Yakın plan almamıza gerek yok seyirci anlar.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2016/11/07/sinema-ogrencilerinin-inandigi-garip-seyler/feed/ 24 3426
Phantom 3 ile 7 saat http://www.ilkercanikligil.com/2015/08/11/phantom-3-ile-7-saat/ http://www.ilkercanikligil.com/2015/08/11/phantom-3-ile-7-saat/#comments Tue, 11 Aug 2015 17:29:37 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3123

Son bir aydır çeşitli yolculuklara yeni oyuncak DJI Phantom 3 Pro ile çıktım.

Özellikle tekneden kalkış yapmak konusunda epey tedirgindim. Ne yazık ki web forumlarında inanilmaz bir bilgi kirliliği var: “Suyun üzerinde uçmayın düşersiniz” konulu bir çok mesaj okudum. Sonunda cesaretimi toplayıp suyun üzerinde 3 saat kadar uçtum. Böylece toplam uçuş sürem 7 saat oldu.

Bu 7 saatin ardından lafa sondan başlarsam Phantom 3 muhteşem bir alet: Rüzgara direnci, sabitliği sağlayan gimbal, kullanım kolaylığı, sinyal erişimi… hepsi çok çok iyi. Bütün bunların ötesinde size yepyeni bir perspektif sunuyor. Dünyaya yukarıdan bakmakta yarar var böylece aslında ne kadar önemsiz olduğumuzu hatırlayabiliriz.

Aletin bence tek zayıf noktası var: Kamera : )

Boyutuna göre kamera da esasen “kötü” değil fakat ne yazık ki sıkıştırması çok kötü: 60 Mbit lik bir 4K görüntü elbette bir RED’le Alexa ile aynı olamıyor. Özellikle yoğun detay içeren tarla, orman, çim vs gibi şeyleri çekerken sıkıştırmadan sorumlu görüntü işlemcisi fena çuvallıyor.

Buna karşılık kameranın merceği ve çözünürlüğü çok iyi. Sıkıştırmadan doğan kayıp olmasa boyutuna göre harika bir kamera diyebiliriz. Gopro’dan çok daha iyi olduğu kesin tabi.

Bir başka küçük eleştiri noktası da kamerayı tilt yapan kontrolün ne yazık ki yeterince hassas olmaması (ya da fazla hassas mı desem?). Kumandanın sol önünde küçük bir bilezik var. Onu çevirerek kameraya tilt yaptırıyorsunuz. Ne yazık ki bu bileziğin hızı yazılımdan ayarlansa da dururken ve kalkarken çok sert hareket ediyor (oysa 3 dolarlık bir devre ile bu çok kolay engellenebilirdi). Bu tür durumlarda aynı anda hem drone u kullanıp hem de tilt le boğuşmak kolay değil.

Benzer bir durum pan (Yaw) yaparken kullandığınız kumanda kolu için de geçerli. DJI’in Apple uygulamasından kolların hassaslığını azaltmak mümkün ama en düşük hassasiyette bile küçük bir hareketiniz drone u aniden döndürmeye yetiyor. Bu yüzden Phantom’la bir şeyin etrafında dönmek ciddi konsantrasyon istiyor (imkansız değil ama bayağı uğraşmanız gerek). Gerçi çok yakında yeni bir firmware ile bu tür hareketler otomatik hale gelecek ama yine de bu basit sorunlar aslında yazılım ve donanım düzeyinde çok kolay çözülebilirdi.

Bir kaç deneme sonunda 4K çözünürlüğünde Log ve 25 fps çekmeye karar verdim. En makul seçenek o gibi geldi. Yukarıdaki video o şekilde çekildi. 4K ilk geldiğinde gereksiz buluyordum ancak kabul etmek gerek 4K iyi bir şey. Özellikle hava çekimi gibi detay içeren karelerde etkileyici görünüyor. Bundan sonra sadece HD çeken bir kamera alınmaz.

Fotoğraf çekiminde Phantom 3 ne yazık ki başarılı değil. Bu tabi yıllardır 5D türevlerine alışmış biri için normal.

Blackmagic’in Phantom türü dronelar için bir kamera çıkarması bekleniyor. RAW çekebilen küçük bir kamera ile hayatlarımız daha harika olabilir.

Hızlı notlar:

* En az iki pile ihtiyaç var. Hatta 3 daha iyi olurdu.
* Gümrüklerde ve uçakta şimdilik kimse bir şey sormadı. Ancak bataryayı kabine almanız gerekiyor.
* “Compass” denilen pusula ayarı sanıldığı kadar sık yapılmasa da oluyor. İtalya’da yapılmış bir ayarla Bodrum’da günlerce uçtum bir şey olmadı.
* Sinyali kaybetme sınırı çok değişken. Bir yerde 1.2 Km de kaybettim, başka bir yerde 3 KM’de. Sözü edilen 5-6 KM leri zorlamadım. Her sinyal kaybında tabi büyük gerginlik yaşadım ama 3 dklık sessizlikten sonra Phantom kendisi geri gelmeyi becerdi. Tabi su üstünde bu sorun olurdu. Özellikle tekne hareket halindeyse Phantom ilk kalktiği yere dönüyor. O yüzden suda çok uzaklaşmadım.
* Alete çok iyi hakim olduğunuza emin olmadan ve Atti mode deneyiminiz olmadan uçmamanızı öneririm. Özellikle iniş ve kalkışlar en riskli durumlar. Hele de tekne gibi her yeri iplerle dolu bir yerden kalkış ve iniş yapıyorsanız.
* Pervanelerin balansını yapmak gerekiyor.
* Mutlaka bir ND veya polarize filtre kullanmak gerekiyor.
* Güneşte Ipad’in ekranından bir şey görmek imkansız. Mutlaka bir güneşlik lazım.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2015/08/11/phantom-3-ile-7-saat/feed/ 9 3123
David Fincher ile Çalışmak http://www.ilkercanikligil.com/2015/01/08/david-fincher-ile-calismak/ http://www.ilkercanikligil.com/2015/01/08/david-fincher-ile-calismak/#comments Wed, 07 Jan 2015 21:12:16 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2986 Bu yazının ana konusunu şuradan aldım. Bugünlerde David Fincher filmlerine tekrar bakıyorum. Geçenlerde 20 yıl sonra Seven’a tekrar baktım. Eskimiş olacağını umuyordum ama sandığım kadar eskimemişti.

Altan Sebüktekin’in önerisiyle fark ettigim su harika kanalda David Fincher’in yönetmenliği ile ilgili bir video da izleyebilirsiniz.

Yabancı dil sorunu olanlar icin özetlersem ilk linkte Fincher ile House of Cards’da çalışmış bir kamera asistanı ondan neler öğrendiğini 5 maddede açıklıyor.

1 – Yayına çıkacağınız ortam önemlidir ama yine de özensiz olmak için bahane olamaz. Netflix genelde Ipad’de izlenen bir yayın. O nedenle netlik sorunları sinemadaki kadar önemli olmuyor.
2 – Ekip olarak sizin işiniz oyunculara işlerini yapmak konusunda destek olmaktır, engel değil. Bir oyuncu sizin rayınız yüzünden yapmaya çalıştığı bir şey yapamıyorsa o rayı oradan alın. (Çektiğim bir filmin setinde sesçi oyuncuya “daha yüksek konuşur musunuz?” demişti!)
3 – David Fincher sizin yorgun olmanızı umursamaz. Bunu pislik biri olduğu için yapmaz. Filmi umursadığı için yapar.
4 – Bazen çekebileceğiniz en iyi tekrarı almış bile olsanız devam etmeniz gerekir. Kesinlikle.
5 – Çekim sırasında şaryo tıklasa ya da mikrofon görüntüye girse de mutlaka devam edin! (Keep rolling!)

Bunları okuyunca bizim ekipleri düşünmeden edemiyorum. Haklarını yiyemem Türk reklam filmi sektöründe özveriyle çalışan bir çok ekiple ben de çalıştım ancak ne yazık ki yönetmen aslında her zaman yalnızdır: Yapımcı her isteğinize şüpheyle bakar, ajans bir şey denediğinizde korkuya kapılır, fazladan bir şey çekmek istediğinizde bütün ekibin yüzü asılır, oyuncular biraz farklı bir isteğiniz olduğunda paniğe kapılır, biraz fazla tekrar yaptığınızda “Kubrick oldu mübarek” fısıltıları yayılır!

Bu ülkede herkes daima eve gitmek ister. Ne zaman garip bir istekte bulunsanız içlerinden size rahmet okuduklarını bilirsiniz.

Hele şimdi 12 saat kuralları çıktı işler iyice karıştı.

Tabi ki insani saatlerde çalışmalıyız ve aptal bir yönetmenle çalışmak acı verici olabilir ancak şunu unutmamalıyız ki sette kariyeri gerçekten tehlikede olan tek kişi yönetmendir (belki biraz da görüntü yönetmeni). Filmin iyi olması sadece onun için önemlidir. Sonuçta herkes suçu ona atabilir (görüntü yönetmeni dahil). Filmin sonunda ilk onun adı olacaktır.

Kurgucular, renk uzmanları, sesçiler, ışık ekibi ve tabi prodüktör… herkes film kötü olduğunda yönetmeni suçlayacaktır.

Yönetmenleri anlayalım sevelim. Linkteki kamera asistanının yazının sonunda dediği gibi In Fincher we trust! (Fincher’a İnanıyoruz!)

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2015/01/08/david-fincher-ile-calismak/feed/ 5 2986
Güle Güle Avid http://www.ilkercanikligil.com/2014/09/15/gule-gule-avid/ http://www.ilkercanikligil.com/2014/09/15/gule-gule-avid/#comments Mon, 15 Sep 2014 06:57:38 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2898 Daha önce de yazmıştım: Avid’i 1994’te kullanmaya başladım. O zaman için rakipsiz ve gerçekten muhteşem bir yazılımdı (ve donanım). Bir Avid sistemi 120 bin USD gibi fiyatlara geliyordu!

Kaset temelli kurgu sistemlerini kullanmış olan benim gibi insanlar için Avid tabi ki büyük bir devrimdi. Yıllar boyunca Avid’de sayamayacağım kadar çok şey kurguladım (hatta bir tane de uzun metraj)

Ne yazık ki üç ay önce çaresizce ve istemeden de olsa Premiere’e geçmek durumunda kaldım : )

Bunun suçu tamamen Avid’e ait. Yıllar içinde en büyük savunucularından biriydim ve hatta öğrencilerime baskı yapmışlığım da vardır : ). Gel gör ki Avid de bütün bu yıllar boyunca hata üstüne hata yaptı. Bir kaç yıl önce katıldığım bir sunumun ardından Avid’den bir mühendis “Final Cut’tan çok Premiere’den korkuyoruz” demişti.

Korkuları ne yazık ki gerçek oldu ve yıllar içinde hiç bir şeyi doğru yapamadılar: Arayüzü geliştirdik dedikleri şeyler tam tersine bildiğimiz basit arayüzü bozdu. Yeni dosya formatlarına destek vermekte geciktiler, fiyatı düşüremediler, yazılım gittikçe hantallaştı, sürekli buglar ortaya çıktı vs vs.

Bunlara rağmen bence hala Avid’in kurgu kolaylığı ve güvenilirliği (operasyon sırasında) Premiere’den daha iyi. Örneğin farklı yönlere çoklu budama özelliği (Asymmetrical multi trim) hala Premiere’de yok (PS: Varmis : ) ama yine de Premiere in timeline kullanimi ve trim modu hosuma gitmiyor) ve bu dramatik bir kurgu için çok önemlidir. Buna karşılık ne yazık ki aynı Avid içeri görüntü almak ve dışarı vermek konusunda o kadar inatçı şekilde beceriksiz ki bu devirde hala böyle bir yazılımla uğraşmak için gerçekten deli olmak gerek.

Sözün özü üç ay önce Adobe’ye üye oldum ve doğal olarak bütün Creative Suite’in yanı sıra Premiere’e de geçmiş oldum. Avid’deki eskiden kalan bazı projeleri de Premiere’e aktardım.

Ben bunları yaparken bir yandan da zaten Avid’in batmakta olduğu ile ilgili haberler çıkmış. Hatta şirketin kurgu sistemleri bölümünü Corel adlı Kanada şirketine sattığı duyurulmuş.

Ne diyelim? Harika bir şirket nasıl berbat edilir bu hikayeden bunu anlamış olduk.

Kısaca kral öldü yaşasın yeni kral!

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2014/09/15/gule-gule-avid/feed/ 35 2898
Yerçekimi http://www.ilkercanikligil.com/2014/04/20/yercekimi-2/ http://www.ilkercanikligil.com/2014/04/20/yercekimi-2/#comments Sun, 20 Apr 2014 11:50:53 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2813
1975141_1397061430571585_1966355301680417238_n

Yerçekimi, 2014


Emre Aypar, Altan Sebüktekin ve Burak Yıldırım’ın grubu Yerçekimi aynı adlı ilk albümünü geçen ay dijital olarak çıkardı. Bence çok iyi bir albüm olmasının yanı sıra kişisel olarak kapağını da verdiğim için doğrusu gururlanıyorum.

30 yıla yaklaşan dostluğumuz boyunca Emre bütün kısa filmlerimin müziklerini de yapmıştı.

Ciddi emek harcanmış ve Emre’nin uzun yıllardır biriktirdikleriyle oluşmuş albümün tek tek şarkıları yanında sözler ve anlattıklarıyla bir bütünlüğü de var. Kapakta da aynı tutumu sürdürmeye çalıştık.

Türkiye’de benzeri pek olmayan bu harika albümü bandcamp’ten dinleyebileceğiniz gibi (benim favorim Zaman adlı şarkı), 7 dolar karşılığında satın alarak gruba destek de olabilirsiniz.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2014/04/20/yercekimi-2/feed/ 1 2813
21 Aralik ve Bunun Gibi Şeyler21 Aralik ve Bunun Gibi Şeyler http://www.ilkercanikligil.com/2012/12/18/21-aralik-ve-bunun-gibi-seyler/ http://www.ilkercanikligil.com/2012/12/18/21-aralik-ve-bunun-gibi-seyler/#comments Tue, 18 Dec 2012 10:40:40 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2624 Bu blogda bir sure sadece kameralarla ilgili yazmistim ama artik yeniden sıradan seyler de yazmanın zamanıdır.

Eglenceli bir konu olan 21 Aralık ile baslayayim. Bunu yazdigim icin bir suru insan icten ice bana kizacak ama bu tur sacmaliklara inanmayi gülünç buluyorum.

Nedeni de cok basit: Aslinda gercekten 21 Aralik’ta her şey bitebilir!

Bütün çocuklara okullarda ilk öğretilmesi gereken “safsatalar” (logical fallacies) ne yazık ki pek önemsenmedigi için bu ilkeyi açıklamak gerekiyor. Carl Sagan’ın Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı adlı kitabında dediği gibi:

“Örneğin “ben evimde bir ejderha besliyorum” desem. Sanırım siz bunu gelip görmek isterdiniz. Ben de size “O görünmez bir ejderhadır” diyebilirdim. O zaman siz de yere boya döküp ejderhanın ayak izlerini ortaya çıkarmayı önerebilirdiniz. Bu durumda da ben “Benim ejderham yere basmaz” diyebilirdim.” Isı sensörleriyle üflediği alevi algılayalım” deseniz “Onun alevi sıcak değildir” diyebilirdim.

Kisaca getireceğiniz her türlü kanıta karşı bir bahane üretebilirdim. Sonuçta kitlenir kalırdık fakat bu ejderhanın yokluğunu kanıtlayamamanız onun varlığını kanıtlamazdı.

21 Aralık hikayesi de böyle. Nedeni belirsiz şekilde dünyanın sona ereceği düşüncesi mevcut.

Özetle bu gerçek bile olsa inanmamak zorundayız.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2012/12/18/21-aralik-ve-bunun-gibi-seyler/feed/ 1 2624
Reklam YönetmenliğiReklam Yönetmenliği http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/25/reklam-yonetmenligi/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/25/reklam-yonetmenligi/#comments Sun, 25 Dec 2011 16:39:00 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2246 Sık sık benden daha genç insanlar “Nasıl reklam yönetmeni oluruz?” sorusuyla gelirler. Bu sorunun bende iki cevabi var. Birincisi kısa olan: “Bilmiyorum.”

İkincisi çok daha uzun ve sonucunda aradığınız cevabi tam olarak bulabileceğiniz de şüpheli. Yine de bu yazıyı okuyacaksanız bu meseleyle gerçekten ilgilisiniz demektir.

Reklam yönetmeni olmanın birinci şartı bu tür blog yazıları yazmamaktır. Bu hem şaka, hem değil zira reklam yönetmenliği dışarıya kapalı bir alandır ve bildiğim kadarıyla hiç bir reklam yönetmeni bu konularda kimseye bir şey söylemez (hele de böyle kamuya açık ortamlarda). Reklam yönetmenliğine başlangıç da aynı şekilde bir muammadır çünkü bir reklam filmine yönetmen olarak seçilebilmek için daha önce reklam (lar) çekmiş olmanız gerekir! Tabi buradaki saçmalık gayet açık. Durum sadece bu olsaydı etrafta hiç reklam yönetmeni olmazdı. Oysa bir sürü insan reklam yönetmenliği yapıyor. Bu insanlar analarının karnından reklam filmi çekerek doğmadıklarına göre bu işte bir terslik olmalı!

Bu noktada bir kaç değişik kariyer yolundan bahsedebiliriz.

1 – Reklam filmi için yönetmen seçme konumunda olan birisi (buna da ayrıca değinmek gerekecek) sizi çok seviyordur. Bu sevgi kaşınıza gözünüze yönelik de olabilir ama esasen sizin becerilerinize ve daha önce yaptığınız kısa filmlere yönelik olması beklenebilir. Bu durumda bu kişi (veya kurum) size bir reklam filmi verir ve siz de reklam yönetmeni olursunuz. Bu en ideal ve konforlu yoldur.

2 – Sizi özellikle seven bir kurum veya kişi yoktur. Bu durumda işe alttan başlamanız gerekir. Reklam filmi yönetmeni olmak için öncelikle bir reklam filmi yapılırken etrafta olmanız mantıklı olacaktır. Bu amaçla genelde bir yönetmene asistan olarak başlarsınız. Eğer o yönetmen size “el verirse” belli bir süre sonunda (bu süre 3 yıl – 8 yıl arasında değişebilir) kendi çekmek istemediği bir filmi size “belki” paslamaya çalışacaktır. Tabi bu yol uzun, yorucu ve kesin sonuç vermeyen bir yoldur. Yönetmen (veya yapımcı) size bunu yaptırmak istese bile başarılı olamayabilir veya yönetmenin kendi hırsları bitmediği için sizin yönetmen olmanızı istemeyebilir veya sizi asistan olarak o kadar sever ki yönetmen olmanız yine işine gelmez : )

3 – Büyük sayılabilecek bir yapım şirketine girersiniz. Senelerce orada debelenirsiniz sonunda eğer size güveniyorlarsa bir film almaya çalışırlar.

4 – Kendiniz yapım şirketi kurup reklam filmi almaya çalışabilirsiniz. Son derece riskli ve zor bir yoldur. Evde kendi başınıza denemeyiniz!

Tabi bunlar benim aklima gelenler. Belki bambaşka yollar da vardır. Fakat zaten sorunlar burada da bitmez. Ilk reklam filminizi almış olmanız ondan sonra da düzenli olarak reklam filmi alabileceğiniz anlamına gelmez. Reklam yönetmeni için her ay yeni bir maceradır (özellikle de kariyerinin başında ve sonunda) Bir showreel oluşturmanız gerekir ve bu showreel ne kadar gelişirse gelişsin aslında hep eksik kalacaktır çünkü dünyada tonla reklam yönetmeni var.

Peki reklam yönetmenliği nasıl bir şeydir? Nedir?

Öncelikle bir yanlış anlamayı düzeltmek gerek: Bir çok insan bu işi basit zanneder (30 saniyelik bir filmi çekmek ne kadar zor olabilir ki?)  Oysa reklam yönetmenliği zor değil “çok zor” bir iştir. Uzaktan cool, basit ve eğlenceli görünebilir fakat gerçek tabi ki bu kadar değildir.

Neden zordur? Bir çok nedenle ama kısaca özetleyebilirim:

* Özellikle kariyerinizin başında çok şanslı veya torpilli değilseniz düşük bütçeli ve senaryo açısından ayağı pek yere basmayan işler alırsınız. Bu zor şartlar altında sizden mucize yaratmanız beklenir. Tabi mucize genelde gerçekleşmez (mucizelere inanmayın onlar Hollywood’da olur) ve bu konuda tek suçlu daima siz olursunuz.

* Reklam filmleri konusunda trendler vardır ve bunlar sıklıkla sert dönüşler yapar. Bir süre için “harika yönetmen” olan biri birden bire “eskimiş yönetmen” sayılır.

* Reklam yönetmeninin esas işi “bir mesajı 30 sn içinde en açık ve etkileyici şekilde iletmektir” ve mesaj da özünde hep aynıdır: “Bizi seçin”. Bunu iyi yapmak gerçekten iyi yönetmen olmayı ve sinemanın bütün araçlarına hakim olmayı gerektirir fakat sadece iyi yönetmen olmanız de yetmez aslında çok iyi bir ekibiniz olması daha önemlidir. Ekip kötüyse siz ne yaparsanız yapın film çok iyi olmayacaktır.

* Reklam yönetmeninin en önemli görevi ne yazık ki filmi çekmek değil sonu gelmeyen Pre PPM ve PPM toplantılarında göz doldurmaktır. Çok eskiden PPM’in olmadığı mutlu bir dünya vardı. O dünyada Ali Tara, Reha Erdem gibi yönetmenler sette ajans veya müşteri yokken film çekebiliyorlardı. Bugün artık o dünya yok ve sadece PPM değil Pre PPM ve hatta Ön Pre PPM lere girmek zorundayız. Bu toplantılarda filmin “her karesi” konuşulur , tartışılır (bazen saatlerce)… Arkada hiç bir zaman görünmeyecek olan oyuncunun kostümüne kadar müşteriye onaylatılan sonsuz detaydan sonra yönetmen artık filmi çekebilecektir.

Ne var ki sette de ajans ve müşteri yanınızdadır ve tabi ki her planı çektikten sonra “onay” almanız gerekir. Çoğunlukla PPM’de filmi kare kare anlatmış olmanıza rağmen aslında kimse sizi tam olarak dinlemediği ve herkes kendi kafasındaki filmi gördüğü için sette büyük krizler yaşanabilir. “Biz bunu böyle düşünmemiştik…” başlığı altında toplanabilecek bu krizler çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir: Bir yönetmen olarak riskler almak yeni şeyler denemek isteyebilirsiniz veya o an için kötü görünen bir şeyin aslında önemsiz olduğunu çünkü kurguda o kısmin değil bir sonrakinin kullanılacağını bilirsiniz ama bunları ajansa ve müşteriye anlatmanız neredeyse imkansızdır.

Bütün bu krizleri yönetmek filmi yönetmekten daha zordur ve aslında işinizin büyük kısmını oluşturur.

İsin kötüsü Gordon Willis’in dediği gibi aslında gerçekten iyi bir şey yapmak için “hayır” demeniz gerekir. “Hayır ışık öyle olmamalı, hayır kamerayı oraya koymamalıyız, hayır o oyuncu öyle oynamamalı…”

“Evet” deyip ajansa ve müşteriye hoş görünmek akıllıca görünebilir ama sonuçta iş kötü olduğunda kimse sizin gönülsüzce “evet” dediğinizi (evet demeye mecbur edildiğinizi) hatırlamaz. Herkes “film kötü” der ve film kötüyse otomatik olarak siz de kötüsünüzdür. Oysa “hayır” diyebilirseniz ve film iyi olursa belki yine size teşekkür edilmeyecektir ama en azından kötü olmazsınız. Eğer hem “hayır” deyip hem de kötü yaptıysanız zaten yandığınızın resmidir : ) O ajans veya müşteriden bir daha asla iş alamayacağınız kesin sayılır.

En doğrusu evet derken hayır demeyi başarmaktır ama tabi bu kolay değildir.

Reklam yönetmenliği sanatçılık değildir. İçinde sanattan izler taşısa da aslında bir tür mühendislik kafası da gerektirir. Genelde senaryolar 30 sn içinde anlatılması imkansız veya görsel olarak çekicilikten çok uzak veya sinema diline uygun olmayan şekilde yazılır. Bunları düzeltmeniz (yani asıl işinizi yapmanız) gerekir. Ne yazık ki buna çoğunlukla izin verilmez ve senaryoya sadık kalmanız beklenir. Bazen öyle uç durumlar olabilir ki sizin fimle ilgili fikriniz ajans veya müşterininkiyle taban tabana zıt olabilir. Bu durumda genelde onların dediği olacaktır ve işi ortasında bırakan yönetmen pek yoktur. Bir şekilde inanmasanız da filmi çekmek zorunda kalırsınız (istemediğiniz oyuncuyla, istemediğiniz ışıkta, beğenmediğiniz dekorda vs.) Üstelik bütün bu inançsızlığınıza rağmen filmi iyi yapmanız gerekir çünkü yukarıda da dediğim gibi reklam filmi sanat değildir ve temel amacı bir ürünü veya hizmeti satmak olan fonksiyonel bir yapıdır. Bu yüzden de bazen sizce tamamen yanlış, çirkin veya gereksiz olan bir şey fonksiyonel olarak sonuçta doğru olabilir. Bu noktada egonuzu bir kenara bırakıp işinizi en iyi şekilde yapmanız gerekir ama bir çok insan için bu zor ve yaralayıcı olabilir.

Buraya kadar okuduysanız gerçekten reklam yönetmeni olmak istiyor olabilirsiniz. Şimdi bütün dediklerimi unutup bu isteğinizi gerçekleştirmenin bir yolunu bulmaya çalışın ve bu yolu kimseye anlatmayın!

(Devam Edecek)

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/25/reklam-yonetmenligi/feed/ 19 2246
Bilgi’deki OlayBilgi’deki Olay http://www.ilkercanikligil.com/2011/01/03/bilgideki-olay/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/01/03/bilgideki-olay/#comments Mon, 03 Jan 2011 20:36:22 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=1833 Bilgi Universitesi’nde 7 yil çalıştım. Ihsan Derman’ın bölüm başkanı olmasıyla (ve daha bir çok sorunun üst üste gelişiyle) 2006’da ayrıldım ve farklı bir kariyere yöneldim. Bilenler bilir Derman ile ve onun yönetim anlayışıyla hoşlaştığımı söyleyemem.

Bu girişten sonra asıl söylemek istediğimi söyleyeyim: Bilgi’de 2006’dan beri neler oluyor pek haberim yok ancak son yapılanlar büyük haksızlıktır: Derman’ın görevden uzaklaştırılması ve bölümün kilit altına alınması Türk Üniversite tarihi için kara bir lekedir.

Çok sevdiğim Robert M. Pirsig’in dediği gibi “üniversite akıl kilisesidir” ve hiç bir üniversitede hiç bir düşünce yasaklanmamalı.

Bu olay hem Türkiye medyasının içler acısı halini hem de akademinin düştüğü acıklı durumu göstermesi açısından çok önemli bir örnek: Akademik bir tez ancak akademik bir bakışla ele alınır. Böyle magazinel bir yaklaşımla paçavra edilmez.

Universite yönetimini de hayretle karşılıyorum. Yaptıkları açıklamalar olayın kendisinden çok daha utanç verici.

Olayı merak edenler şuradan her zamanki gibi yalan yanlış bilgilere ulaşabilir.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/01/03/bilgideki-olay/feed/ 40 1833