Archive for the 'kamera' Category

İznik Gölü, Spark ve Dinamik Aralık!

Photoshop’ta Yama Yapılmış Kare

Spark’tan Çıkan JPEG

 

IFA’da yaptığımız youtube programı Olmaz Öyle Saçma Şey her zaman blog dan daha fazla ilgi çekse de burayı da boş bırakmamak gerek.

Hafta sonu DJI’in ufaklığı Spark ile İznik civarında iki gün dolandım. Manzara fotoğrafçılığı garip meseledir: Bu tarz fotoğrafçılık doğru saatte (hatta doğru saniyede) doğru açıda, mekanda ve noktada olup, doğru şekilde pozlama yapıp sonrasında da doğru şekilde işlemenizi gerektirir. Tabi doğru derken tehlikeli bir kelime kullandığımı biliyorum!

Spark bazı kusurları olsa da harika bir alet. Özellikle otomatik panorama özelliği çok iyi (yukarıdaki kare Spark’ın otomatik olarak çektiği 9 karenin birleşmesinden oluşuyor).

Boyutlarına göre muhteşem bir alet olsa da Spark’ın sorunu tabi RAW çekmemesi (sadece JPEG) ve dinamik aralığının yetersiz olması. Bu da yukarıdaki ikinci karedeki sonuca neden oluyor (güneşin olduğu yerde beyaz bir delik!)

Neyse ki photoshop hileleriyle patlayan yerlere yama yapabilirsiniz.

Bir başka yöntem de bir kaç pozlama yapmak ama tabi uçuş sürenizin sınırlı olduğu ve ışığın da çok hızlı değiştiği bu tür durumlarda böyle bir HDR sevdasına düşmek kolay değil.

Profesyonel aletlerle amatörler arasındaki temel fark bu: En kısa sürede en esnek (RAW) sonuçları alabilmek. Yeni cep telefonları bu sorunları bir fotoğraf üzerinde 100 milyon işlem yaparak (abartmıyorum Apple’ın yalancısıyım) bunu kısmen çözmeye çalışıyorlar ve büyük oranda çözüyorlar da.

Kısaca bugün elinizdeki en vasat telefon bile NASA’nın 1969’da aya gitmek için kullandığı bilgisayardan milyonlarca defa daha hızlıyken “Profesyonel” ve “Amatör” ayrımı hızla azalıyor.

Kısaca her zamanki gibi yanınızdaki kamera en iyisi!

C200’le Bir Gün


Canon Türkiye’nin inceliği ile yeni C200’ün “pre production” modelini denedim. 5D MK 4 için yazdıklarımdan sonra bana biraz kırgındılar 🙂

Öncelikle şunu not edelim: Bugüne kadar Canon’dan veya başka bir kamera üreticisinden bir ürün veya sponsorluk almış değilim. Bana gönderilen ürünler test edildikten sonra (ne yazık ki : ) aynı şekilde geri yollanıyor.

Lafa sondan başlayayım: C200 iyi bir kamera. Özellikle model isminden dolayı bunu C100’ün bir güncellemesi gibi görmemek gerekiyor: C200 yepyeni bir kamera ve C100 ile arasında dağlar kadar fark var.

Öncelikle C100’de nefret ettiğim menü burada çok daha iyi ama buna ek olarak kameranın tasarımı, tutuşu, yeni düğmeler, düğmelerin ve giriş çıkışların yerleri, ses seçenekleri, ekrandaki kullanıcı arayüzü bugüne kadar Canon’dan görmeye alışık olmadığımız seviyede. Kamera yalın olarak kullanıldığında gimbal veya drone lar için iyi bir çözüm sunuyor. Tabi ayrıca EF merceklerle kullanıldığında başarılı bir otomatik netleme de sunuyor.

Bunlara ek olarak kendi üzerinde Cfast ortamına 12 bit 4K RAW kayıt tabi ki kamerayı bütün diğer Canon’lardan ayırıyor. Çektiğim görüntüleri ne yazık ki paylaşamıyorum (henüz pre production model olduğu için buna izin verilmiyor) ayrıca Canon’un RAW dosyalarını tam olarak okuyacak bir yazılım da ortada yok zaten. Davinci Resolve 14 beta sürümü dosyaları oynatıyor ancak RAW ayarlarına erişim vermiyor şimdilik.

Bu arada 64 GB lik Cfast sadece 8 dk’lık görüntü kaydedebiliyor. Yani RAW çekecekseniz epey kart ve disk almanız gerekecek!

Dediğim gibi görüntülere detaylı bakabilmiş değilim ama büyük bir saçmalık yapmadılarsa 12 bit RAW’un kötü sonuç vermesi çok düşük olasılık.

C100 Mk 2’nin dinamik aralığı çok başarılı değildi (ideal koşullarda 12 fstop) burada 14 fstop iddiası var (gerçi Canon’un bu konudaki iddialari her zaman güvenilir olmuyor ne yazık ki : ) Yine de C100’den daha iyi olacağı kesin.

İlgimi çeken ama hiç bir yerde konuşulmayan başka bir özellik C200’de “digital audio” girişler olması. 2 adet klasik XLR giriş istenirse AES/EBU digital sinyal kabul edebiliyor. Bu yakında hayatımıza daha çok girecek dijital mikrofonlar için bir başlangıç olabilir!

Kısaca başta dediğim gibi C200 serinin en başarılı modeli olabilir. Bugüne kadar yerden yere vurduğum C serisi sonunda düzgün bir kamera ile karşımıza çıkabildi.

Peki bu kamera alınır mı?

Öncelikle şunu hatırlatayım: Bu “üst sınıf” bir kamera. Yani RAW çekmenin ne demek olduğunu bilmiyorsanız ve renk düzenleme yapamayacaksanız bu kameraya ihtiyacınız henüz yok diyebilirim. RAW’a mutlaka ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız (ve bu bir yanılsama değilse) o zaman bu kamerayı düşünebilirsiniz.

Bu sorulara cevap verdiyseniz Canon’un geriye kalan tek sorunlu tarafı bence fiyatı. Her ne kadar Amerika’daki satış noktalarında 7500 USD gibi iddialı bir fiyat görseniz de aslında bu gövde fiyatı. LCD, handle, kart vs derken fiyat 10-11 bin dolara geliyor. Amerika’da yaşayan ve film işleri yapan biri için bu fiyat makul olsa da Türkiye için yüksek kalıyor bence ama bu konuda yapılabilecek bir şey yok. Bu konu bizim memleketle ilgili.

Fiyat konusu da sizin için önemli değilse büyük olasılıkla bu sınıftaki diğer kameralar Blackmagic URSA, Sony FS ve Panasonic EVA 1 arasında kalacaksınız demektir.

Tabi hepsini oturup incelemedim ama açıkçası aralarında çok büyük farklar olduğunu sanmıyorum. Üç aşağı beş yukarı hepsi benzer malı satıyorlar.

Kısaca bu sınıfta bir kamera alacaksanız gidip sevdiğiniz birini alın ve hemen çekmeye başlayın derim : )

Ya da…

Her zaman dediğim gibi kamera almayın!

Canon C200: Merhaba RAW!

Canon’u yıllardır yerden yere vuruyorum. Bunun nedeni de yeteri kadar yenilikçi olmamalarıydı. özellikle C serisine her zaman soğuk bakıyordum. Bana göre fiyat / performans oranları yeterli değildi.

Bugün bu durum değişmiş olabilir zira yeni Canon C200 yıllardır hasretle beklediğimiz bir kapıyı ilk açan kamera oldu: RAW (Ham) kayıt. RAW kayıt bilindiği gibi video bilgisinin algılayıcının üzerinde oluştuğu şekilde kaydedilmesi anlamına geliyor. Bu da daha yüksek detay, daha fazla dinamik aralık ve beyaz ayarının sonradan yapılabilmesi gibi avantajlar getiriyor.

Şuradan da görebileceğiniz gibi yeni Canon C200 kendi içinde Cinema RAW Light adında “sıkıştırılmış” bir ham kayda izin veriyor. Üstelik bunu 4K olarak ve 50kare hızında yapabiliyor!

kameranın fiyatı 9000 USD olarak açıklanmış ve tabi ki bu ucuz değil ama yine de 10K altında ham kayıt yapabilen bir Canon beklenmedik ve iyi bir haberdir!

Yıllardır bu blogu izleyenler bilir ben bu gelişmenin 3-4 yıl önce olmasını bekliyordum. Kendilerince hakli nedenlerle Canon benim gibi düşünmedi : )

Olsun yine de bu iyi bir gelişme. Bundan sonra oyun yeniden kurulacak demektir. Yakında bir çok başka kamera aynı şeyi yapabiliyor olacak.

Sonuç olarak yıllar sonra yeniden: Bravo Canon! Her ne kadar Magic Lantern ekibi 6 yıl önce çıkmış 5d MK 3’ile aynı işi yapıyor olsa da buna da şükür diyelim.

PS: Blackmagic de uzun süredir bunu yapiyor tabi.

Sony A6500

a6500

Sony Türkiye’nin inceliği sayesinde tüketici sınıfının yeni uber kamerasıyla bir kaç gün oynayabildim.

Yeni A6500 Sony’nin son dönemdeki çıkışının en gelişmiş örneklerinden biri ve daha 8 ay önce çıkmış olan A6300’ün bir üst modeli. A6500 aslında A7SII’nin küçük hali de sayılabilir ama açıkçası ben bunu A7SII’den daha çok sevdim.

Sony 24 MP’lik bu küçücük kamerayla harika işler başarıyor. Örneğin Canon’un hayal kırıklığı yaratan güncellemesi 5D MK IV’e koymaktan kaçındığı özelliklerin hepsi bu kamerada var: Log kayıt, LUT’la izleme, gövde içi sabitleme, 4K tam sensörden 2.4 kat fazla örnekleme (oversampling) ile kırpmasız kayıt, 100mbit XAVC kayıt, 100 fps Full HD kayıt, dönebilen LCD ekran…

Sony’nin klasik sorunları bu modelde de devam etmekle birlikte (karma karışık menü sistemi, batarya sorunu, rolling shutter’in fazlalığı vs) sonuç çok başarılı. İşin şaşırtıcı tarafı Sony esasen filmcilere yönelik olmadığı düşünülebilecek böyle bir modelde bile filmcileri unutmuyor.

Bana verilen model pre-production (ön üretim) olduğu için RAW dosyalarını açamadım ama video ile epey oynadım. 3200 ASA’da bile sonuç başarılı. Kameranın otomatik netleme sistemi de hiç fena değil. Ergonomisi son derece iyi. Algılayıcıdan sabitleme sistemi çok çok başarılı ve 5 fstop’luk destek sağlıyor.

2.4 milyon piksellik OLED elektronik vizör de etkileyici (tabi her şeye rağmen henüz optik bir vizör kadar iyi değil ama az kalmış diyebilirim)

Kısaca anlaşıldığı üzere kamerayı çok sevdim. Bugün yanımda taşımak için bir kamera alacak olsam kesinlikle bunu alırdım. APS-C algılayıcılı, bu fiyat aralığında (1400 USD) ve bu boyutta başka kamera aramaya gerek yok diye düşünüyorum. Sunduğu bütün özellikler bazı zayıflıklarına rağmen A6500’ü rahatlıkla APS-C’nin yeni aynasız kralı yapıyor.

Mavic!

dji-mavic-pro-droneSon yılların en heyecan verici şirketlerinden DJI dün yeni insansız hava aracı Mavic‘i tanıttı.

DJI örneğin Canon’un tam tersi sayılabilecek bir şirket: Yeni oyuncak Mavic daha altı ay önce çıkardıkları Phantom 4’ün bütün özelliklerini içeriyor ve ondan daha uzağa uçabiliyor (7 Km!) ve daha da önemlisi 730 gramlık gövdesi katlanabiliyor. Yeni Mavic çok küçük ve daha ucuz! Kısaca şirket kendi ürünleriyle rekabet eden ürünler çıkarmaktan geri durmuyor.

Bir kaç gün önce kendi IHA’sı Karma‘yı duyuran GoPro şu an herhalde ağlıyordur diye düşünüyorum! Zira Mavic her alanda Karma’yı fena halde dövüyor : )

Yeni Mavic kamerayla birlikte geldiği için daha ucuz, çok daha akilli (engel tanıma sistemi), daha gelişmiş, daha hafif ve basitçe daha iyi. Kumandanız yoksa sadece akıllı bir telefonla bile kullanabiliyorsunuz.

4K’lık kamerası diğer DJI’lardan farklı değil yani profesyonel amaçlar için çok uygun değil belki ama yine de 730 gramlık uçan bir kamera için fazlasıyla yeterli.

IHA’lar beklenenden hızlı geliyor.

Bravo DJI!

Keşke kamera da yapsa bu adamlar.

Canon EOS 5D MK IV Neden Yeterince İyi Değil?

5dm4

Bu sabah uzun süredir beklenen 5D MK IV duyuruldu. Açıkçası bir çok açıdan gelişmiş özellikler getirse de bu yeni Canon beni hayal kırıklığına uğrattı.

Neden?

1 – Kamera CFast adlı yeni bellek kartlarını desteklemiyor. Hala bitmiş tükenmiş CF ile geliyor ki bu da Canon’un yazının sonunda açıklayacağım niyetleriyle ilgili sanırım. Fakat bu bile yeni Canon’un gerçekten “yeni” olmadığını gösteriyor. Elinizde CF kartları atmayacaksınız belki iyi tarafı budur.

2 – 4K video var ama 1.74 crop faktörüyle! Bu blogu okuyanlar bilir “kırpılmış” kameralara alerjim var. 1DX MK II’de bu faktör 1.3 olarak daha kabul edilebilirdi. Ancak 1.74 gülünç bir kırpma oranı. Bu şu demek: 16 mm mercek taktınız ve fotoğraf çektiniz. “Hadi biraz da video çekeyim” dediniz ve 4K videoya geçtiniz. Hooop! Merceğiniz 28 mm oluverdi! Fotoğrafla videonun iç içe geçtiği böyle bir dönemde böyle saçmalık olur mu? Canoncular büyük olasılıkla “ama super 35 mm’ye yakın” diyeceklerdir. Evet yakın ama ucunda EF mercek varsa ne yapayım ben Super 35’i?)

3 – 4K var ama sadece 30 fps’e kadar ve yalnızca MJpeg ile 500 Mbit (sene 2016 Mjpeg nedir yahu? Şaka mı bu?) 60p çekmek için 1080’e, 120 fps için 720’ye düşeceksiniz! Bu sınırlama CF karttan kaynaklı diye düşünüyorum. CF’in üst sınırı 100 MB/sec.

4 – Hala log kayıt, lut vs gibi filmciler için önemli ayrıntılar yok.

5 – HDMI’dan 4K çıkış yok. Sadece 1080 (Çünkü HDMI 1.4 veya 2.0 değil 1.3 kullanımış)

Tabi 4 yıl sonunda bazı düzeltilmiş şeyler de var:

1 – 30 MP dinamik aralığı daha yüksek olduğu iddia edilen bir algılayıcı (Tabi hala Sony’nin gerisinde)

2 – NFC, Wifi ve GPS (Sene 2016 Canon yeni uyanmış hey de hey!)

3 – Saniyede 7 kare çekim (Eskisi 6 kare/sn)

4 – HDR video (Bu ilginç bir özellik ama sadece 1080’de kullanılabiliyor. Bu seçenekte kamera 60 fps çekiyor fakat bunu 30’a düşürürken HDR video oluşturuyor)

5 – Dual pixel adı verilen videoda otomatik netlik sistemi (Bu sistem zaten 70D’den beri vardı. Yeni bir şey değil yani)

6 – Dokunmatik ve çözünürlüğü arttırılmış ekran (1.6 milyon piksel, eskisi 1.2 milyon pikseldi.)

7 – Dual pixel RAW adlı yeni özellik sayesinde (Lytro’nun yapabildiği şeylere benzer ama çok çok sınırlı olarak) çekim sonrasi netlik düzeltmesi yapabilme imkanı. Canon’un son 10 yıldır yaptığı tek gerçek innovasyon bu herhalde (Bu özellik sadece fotoğraf çekerken geçerli ve dosya boyutunuzu iki katına çıkarıyor)

8 – USB 3.0 (USB 3.1 çıktı ama Canon 3.0’a yeni geçti çok şükür)

Sonuç: Yukarıda saydığım nedenlerle ne yazık ki bu 5D serisi için beklenen büyüklükte bir yenileme değil. Hele filmcilere yönelik hiç değil.

5D MK IV gerçek 4K bir kamera olarak düşünülmemeli daha çok eski bildiğimiz 1080 üzerine kurulu ama 4K seçeneğini de adet yerini bulsun diye sunan “hybrid” bir model olarak görülebilir.

Peki neden böyle? Neden Canon 2008’de kendi başlattığı devrimin öncülüğünü sürdürmüyor? Çünkü Canon 5D serisi yerine c300, c500, c700 diye giden ve onbinlerce dolara satmaya çalıştığı kameralarını filmcilere kastırmak istiyor da ondan.

Tabi bu bence boş bir hayal. Kimse 3500 dolarlık bir kamera alacakken “a dur ya bu daha iyiymiş” deyip 12.000 dolarlık bir kamera almayacağı için bu nasıl bir stratejidir anlamak mümkün değil.

Neyse alacaklara hayırlı olsun. Magic Lantern’ciler kırarsa belki alırız (Gerçi kırsalar bile CF limiti yüzünden 4K RAW video yaptırmaları imkansız. Bravo Canon, Magic Lantern’i durdurdun : )

Galiba şimdilik 5D Mark 3’le devam veya Sony’ye merhaba diyeceğim.

Aletin Amerika fiyatı 3499 USD (Gövde). Daha detaylı bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.

PS: Sonuçta bir fotoğraf makinesi olarak ve genel olarak 5D MK III’ten daha iyi olduğuna şüphe yok ama zaten konu bu değil. Konu örneğin benim gibi 5D MK III sahibi biri bu aleti almalı mı? 1500 dolara elimdekini satsam üstüne 2000 USD daha koymam gerek bu aleti almak için. Bu cebimden çıkacak 2000 USD karşılığında ne elde ediyorum? 8 MP daha (Güldürmeyin insanı), videoda otomatik netlik (kullanmayacagim), dokunmatik ekran (ilgilenmiyorum), 1.74 kırpmalı hiç bir işe yaramayacak 4K (tamamen anlamsız), biraz daha dinamik aralık (belki), Wifi (zaten kullanabiliyorum başka yöntemlerle), GPS (olsa da olur olmasa da)

Bu saydıklarım için 2000 dolar verir miyim? Hayır. Bu bir sevgi meselesi değil, basit bir alım satım kararı.

Peki Canon’dan ne istiyorduk? Çok basit: CFast koy, full sensor 4K RAW kayda izin ver. “Bunu yapamiyorum” deme zira teknolojik olarak 2012 modelinde bile şu anda yapiyoruz bunu. Demek ki neymiş kendi kameranı bilerek ve isteyerek sakatlıyorsun. Verebileceğin özellikleri vermiyorsun. Ticari olarak haklisin belki ama gönüllerde değilsin Canon.

Yeni Hassel ve 4K RAW Video

hassy

Nisan ayında duyurulan yeni Hasselblad H6D 100c bugüne kadar kimsenin yapmadığı bir şeyi yapıyor: 54*40mm lik ve 100 Mpiksellik dev algılayıcısından 4K çözünürlüğünde 12 bit RAW video kaydına izin veriyor.

Bu örneğin Arri Alexa 65 adlı sadece kiralanabilen (çok sevdiğiniz İnarritu’nun son filminin çekildiği) kameranın sahip olduğundan daha büyük bir algılayıcı anlamına geliyor.

30 bin USD’lik gövde fiyatıyla bu kamera elbette çok küçük bir kesimin oyuncağı olabilir ama içindeki teknoloji bize kameraların gidişatı ile ilgili önemli şeyler söylüyor.

1 – Algılayıcı boyutları büyümeye devam edecek. En azından “High End” (Üst Uç) takılmak isteyenler bu yola gitmek zorunda kalacaklar.

2 – RAW Video en geç bir kaç yıl içinde sıradan bir özellik haline gelecek. Bu noktada medya hızlarının artması tabi etkili. Yavaş yavaş CF’in yerini alan CFast kartlar saniyede 510 MB hıza ulaşabiliyor. Eh bu durumda RAW videonun önünde pek bir engel kalmıyor.

Ben de son iki ayda Magic Lantern ile iki kısa filmi RAW olarak çektim. İlk çıktığı zaman korku yaratan RAW artık eskisi kadar korkutucu değil doğrusu.

Sektörde kimsenin RAW’dan hoşlanmadığını biliyorum hatta “Game of Thrones” gibi super prodüksiyonlar bile 4:4:4 Prores ile yetiniyorlar. Şuradan da görebileceğiniz gibi bir çok profesyonel Prores’in RAW kadar iyi olduğu konusunda iddialı.

Tabi Arri’nin Prores iyle Canon’un h264’ü kıyaslanmaz. Benim durumumda RAW çok daha manalı. İlmi bir karşılaştırma yapmadım ama gözle bile bakınca RAW açık ara iyi! Varsın fazla veri olsun. Sabit disk satin almaktan korkmaya gerek yok!

Fırsat bulursam yeni Hassel’i denemek istiyorum: Rolling Shutter sorununu çözebildilerse dünyanın en iyi kamerasını yapmış olabilirler!

Phantom 4 ve Düşündürdükleri

dji-phantom-4-front

DJI’a boşuna Çinli Apple denmemiş.

Evvelki gün firma Phantom serisinin yeni sürümünü tanıttı.

Bu yeni IHA (İnsansız Hava Aracı) Phantom 4 ne yazık ki kamera açısından neredeyse hiç bir gelişme içermiyor (yeni bir mercek tasarımını bir kenara bırakırsak) ancak onun dışında her konuda bir çok yeni özellikle geliyor.

Bunların en önemlileri şöyle sıralanabilir: Daha yumuşak bir sabitleme sistemi, daha yüksek hız (72 km/s), spor modu, daha fazla uçuş süresi (28 dk), çift uçuş bilgisayarı, çift pusula, engel tanıma sistemi, “dokunduğum yere git” özelliği, nesne ve insanları takip etme özelliği (verici olmaksızın), 5 KM bağlantı mesafesi, yükseltilmiş yeni pervane ve motor sistemi, unibody tasarım…

Türkiye’deki durumun belirsizliğinden söz etmiştim. Geçen haftalarda bir yönetmelik çıktı ve artık sahip olduğunuz IHA’yı kaydettirmeniz gerekiyor.

Bu iyi bir adım. Gel gelelim bu kontrol etme çabaları çok umutsuz geliyor bana: Görünen o ki DJI ve diğerleri IHA kullanmayı inanılmaz derecede basit hale getirecekler. Tabi bu çok mantıklı zira bu aletleri hakkıyla kullanmak gerçekten sebat isteyen bir iş. Buna kimse kolay kolay yanaşmayacağı ve cesaret edemeyeceği için ürün satmanın yolu işi basitleştirmekten geçiyor. Aynı nedenle DJI korkan çekinen kullanıcılar için yılda 279 dolara sınırsız garanti veriyor (kullanıcı hatasından bile düşseniz sınırsız tamir / yenileme garantisi!)

İyi ama bu aletler tamamen kendi kendilerine uçar hale geldiklerinde lisansi kim alacak, denetleme nasil yapilacak, bir kaza olduğunda suçlu DJI mi olacak siz mi gibi sorular beliriyor.

Dünyada ve Türkiye’de bu aletlerden haz etmeyen epey insan var. Bunlar genellikle eskiden beri uçuşla uğraşanlar. Gerçekten de sorumsuz kullanıcıların bir facia yaratması ihtimali var.

Bu duruma genel olarak bir paradigma kayması diyebiliriz. Aynı şey fotoğraf ve video işlerinde de oluyor: Eskiden çok küçük bir elitin elinde olan imkanlar bugün herkesin elinde… Bu da tabi ki eski elitin sahip olduğu ayrıcalığa bir saldırı gibi görülüyor ve hoşa gitmiyor.

Hoşunuza gitsin veya gitmesin bu tür paradigma kaymaları sırasında söylenmek, protesto etmek, iddialaşmak, karşı çıkmak, küçümsemek hiç ama hiç bir işe yaramıyor. Tabi ki karşımıza çıkan her şeyi kucaklamak zorunda değiliz ama körü körüne reddetmek de genelde “yaşlanmakla” sonuçlanıyor (tabi fiziksel değil ruhani bir yaşlanmadan söz ediyorum). (“35 mm daha iyiydi” diyenler bugünlerde çoğaldı değil mi : )

Yapılacak en akıllıca şey bu yeni teknolojileri nasıl daha etkili kullanabileceğimize bakmak olabilir diye düşünüyorum zira gerçek elitlerin üzülmesine gerek yok. Gerçekten bir yeteneğiniz varsa hala fark yaratabilirsiniz. Yeteneğiniz yoksa ve sadece pahalı ekipmanlara bir şekilde kavuşmak gibi bir şansınız olduysa evet gelecek sizin için daha zor olacak demektir.

Dronelar geliyor. Hem de çok hızlı şekilde. Aynı hız kameralar için de olsa iyi olurdu. Oysa biz hala Canon’un 4 yıllık kamerasını yenilemesini bekliyoruz!

Sony A7SII ile İki Hafta

Kutu – The Box from istanbul film akademi on Vimeo.

Sony Türkiye sayesinde meşhur A7SII ile 2 hafta oynayabildik. Çoğul konuşuyorum çünkü aynı anda atölye için yukarıdaki kısa filmi de A7SII ile çekme şansımız oldu.

Lafa yine sondan başlarsam A7SII harika bir kamera!

Aletin kağıt üstünde bile iyi olduğu çok açıktı ama yine de Sony’nin bir şeyleri yanlış yapmış olabileceğini düşünüyordum. Bu ufaklığı elimdeki kamera 5D Mk III ile kıyaslamak tabi Canon’a haksızlık sayılır. 5 yıllık bir teknolojiyle bugünü kıyaslamak adil değil ama mesele o kadar da basit değil.

Öncelikle Canon’un daimi sorunu video görüntülerinin yumuşak (soft) olmasıdır. Sony’de bu yok. 4K’nın da desteğiyle görüntü bir Canon’cu için alışılmadık düzeyde keskin. Karşımızda 4K da 100 Mbit çekim yapabilen bir kamera var. Ayrıca isterseniz APS-C olarak da kullanabiliyorsunuz.

Sony’nin bence en iyi taraflarından biri Canon’un yıllardır kaçındığı “algılayıcıdan sabitleme”olanağını sunması. Kameranın form faktörünü beğenmeyen çok insan vardı oysa ben hem tasarımı hem boyutu çok beğendim. LUT koyabilmek, slog çekebilmek, HD’de 120 fps’e çıkabilmek kameranın diğer artıları.

Ayrıca algılayıcı 12MP olduğu için 409 bin ISO’ya kadar zorlanabiliyor. Tabi 409 bin ISO kullanılabilir değil, bir tür şaka aslında ama 25600 ASA’da rahatlıkla bir şeyler çekebilir ve bunları kullanabilirsiniz!

Bir çok yerde pil konusunda şikayetler vardı. Pil gerçekten de çabuk bitiyor fakat Sony beni çok şaşırtan bir şey yapmış: Kamera üzerindeki micro USB yuvasından takacağınız herhangi bir telefon şarj aletiyle çalışabiliyor!

Bunu görünce aklıma hemen “power bank” ler geldi. Elimde Philips’in bir ürünü vardı. Hemen taktım ve evet! Sony kameranız için ek pil almanıza gerek yok!!! (Bu arada bunu sanırım ben fark edene dek Sony Türkiye de bilmiyordu. Sanırım pil satışlarını baltalamamak için hiç bir yerde söylenmiyor ; )

Sadece bu bile bir kamerayı sevmek için yeterli neden olabilir!

Kameranın zayıflıkları yok mu? Var ama az. Menüler biraz karışık, kameranın bir moddan diğerine geçmesi uzun sürüyor, REC tuşu çok garip bir yerde, rolling shutter biraz fazla vs. En önemli eksi garip şekilde vizör. Tabi kamera aynasız olduğu için vizörünüz elektronik oluyor ve bu tatsız bir şey. Yine de 21. yy’da hala ayna diye bir şeyin olması da garip. Ayrıca A7SII bir fotoğraf makinesi de değil bence. 12 MP fotoğraf için çok yetersiz artık.

Bu noktada şunu söylemek gerek: A7SII aslında ne olduğu ve kime seslendiği çok belli olmayan bir alet: Bir video kamera değil ama bir video kameradan çok daha iyi şeyler sunuyor, bir fotoğraf makinesi değil, DSLR değil ama DSLR’dan daha iyi olduğu çok şey var (videoda auto focus gibi)… Yeni kuşak bir aletle karşı karşıyayız.

Bütün bu olumsuzluklar içinde yine de kesin olan A7SII’nin bir teknoloji harikası olduğu gerçeği. İnanılmaz derecede küçük bir gövdede full frame bir algılayıcı! Çok iyi dinamik aralık, algılayıcıdan sabitleme, 4K, 120 fps!!!

Aletin tek ciddi olumsuz yanı fiyatı: 3000 USD’lik gövde fiyatı az değil. Bir teknoloji harikası olsa da 3000 dolarlık bu fiyat Blackmagic’in RAW video çekebilen ciddi kameralarına yaklaşıyor. Bu durumda sadece video çekmek için alacaksanız A7SII elbette lüks bir alet oluyor. Ayrıca fotoğraf da çekmek istiyorsanız yanına A7RII de almanız lazım!

Bunun dışında elbette profesyonel film çekimi için alet çok küçük, LCD’si yetersiz vs vs. Fakat bu küçüklük aynı zamanda büyük bir avantaj.

Lens sorunu da tabi var. Gerçi uygun bir adaptörle EF mercekleri kullanmak mümkün ama adaptörler de ucuz değil.

Sonuç olarak A7SII ile Canon’un 5D MK II ile başlayan DSLR video alanındaki üstünlüğü resmi olarak bitmiş oluyor (Canon buna bir cevap verebilirse duruma yeniden bakarız ama ben Canon’dan pek umutlu değilim)

A7SII yıllardır gördüğüm ilk heyecan verici kamera.

Kısaca kral öldü yaşasın yeni kral!

PS: Yukarıdaki filmi de yeni İstanbul Film Akademi de sürdürdüğüm atölye kapsamında A7SII ile çektik. Atomos Ninja Assasin’i de bu vesile ile tekrar denemiş oldum. Sony ve 4K ile daha iyi sonuç aldık. En azından kurguda mp4 ile uğraşma derdine son vermesi önemli.

Slog, Log C, Canon Log, LUT, RAW… İmdat!

log(Başlıktan anlaşıldığı üzere bu teknik bir yazıdır.)

Yazının başlığında son yıllarda video dünyasında pek moda olan bazı terimler var. Gördüğüm kadarıyla gençler ve meraklılar (ve hatta bazen film sektöründe çalışanlar) için bu terimlerin ne demek olduğu tam olarak açık değil. Sony A7SII ile oynarken benim de kafamda bazı sorular ortaya çıktı.: Bugüne kadar LOG çeken bir kamerayla ilgilenmemiştim.

Kısaca özetlemeye çalışayım.

Sayısal video kameralar CCD veya CMOS adı verilen algılayıcıları kullanır. Bunlar piksel adı verilen haznelerden oluşur ve her bir hazne üzerine düşen ışık oranında elektrik sinyali üretir. Bir algılayıcıda ne kadar çok hazne olduğu genelde Megapiksel olarak ifade ediliyor. Bugünün video kameraları genelde yaklaşık 4000*2160 hazne içeriyor.

Continue reading ‘Slog, Log C, Canon Log, LUT, RAW… İmdat!’

Canon 1DX MK II

6571880879Çıktı çıkacak derken Canon sonunda “amiral gemisi” sayılan kamerasını duyurdu. 5999 USD’lik fiyatıyla bu yeni 1 serisi kamera saniyede 14 kare (Live View seçeneğinde 16 fps) RAW fotoğraf çekebiliyor. 170 karelik bir kumbara (buffer) dolana dek bu hızlı çekimi sürdürebiliyorsunuz (yaklaşık 15 sn)

Bu yüksek hıza ulaşabilmek icin Canon Nikon’dan her zamanki gibi daha cesur davranıyor ve hem eski CF bellekleri hem de CFast adı verilen yeni bellekleri kullanıyor.

4K DCI çözünürlüğünde 60 kare/sn video çekebilen 1DX MK II bu seçenekte M-Jpeg sıkıştırma kullanıyor. 1080p’de ise bildiğimiz h264 codec kullanıyor ve 120 kare/sn ye kadar çıkabiliyor. 4K okuyabilmek ve yazabilmek için CFast kart kullanmak zorundasınız.

409600 ISO’ya kadar çıkabilen 20 MP’lik algılayıcının dinamik aralığı ile ilgili bir bilgi henüz yok. Böyle bir bilginin olmaması Canon’un hala Sony algılayıcıları yakalayamadığını gösteriyor olmalı.

Yine de “gerçek” 4K (3840*2160 değil 4096*2160) kullanması; bu isi 60 kare/sn hızında yapması ve dual pixel adı verilen otomatik netlik sistemini desteklemesi video alanında Canon’un lider konumunu sürdürdüğünü gösteriyor. Ne var ki HDMI kapısından sadece 1080p çıktı vermesi bu kameranın video öncelikli olmadığını da gösteriyor.

Böylece daha çok bir spor muhabiri ve haberci kamerası olan 1DX MK II yakında duyurulacak 5D MK IV’ün de nasıl bir kamera olacağını az çok belli etmiş oluyor.

Bekliyoruz.

 

Atomos Ninja Assasin

27 08 20151440673608ninja-assassin-clipped-A7s-Modified-V2

HDSLR’lar gelişirken bir h264 sorunu ile karşi karşiya kaldık. Genelde bu kameralar h264 adı verilen video sıkıştırma yöntemini (codec) kullanıyordu.

Bu sıkıştırma yöntemi video izlemek için çok yeterli olsa da bir yerlerde yayınlanacak ve dolayısıyla kurgulanacak ve düzenlenecek görüntü üretimi için uygun değildi. Bu durumu düzeltmek için dışarıdan kayıtçılar (external recorders) ortaya çıktı. Bunların en bilinenleri Atomos firmasının ürünleri.

Geçen haftalarda Atomos Ninja Assasin ile oynama fırsatı bulduğumu bir önceki yazıda paylaşmıştım. Esasen ben bu dışarıdan kayıtçılara pek sıcak bakmıyorum. Bu tür aletler kamerayı hantallaştırıyor, iş akışını karmaşık hale getiriyor ve ne kadar faydalı oldukları da çok şüpheli.

Yine de Atomos Ninja Assasin ilgimi çekiyordu zira 1295 USD fiyatla 7 inch boyunda 1920*1080 bir ekrana sahip olabilmek bile iyi bir şey diye düşünüyordum.

Öncelikle olumsuzluklardan başlayayım: Aletin kutusundan pil çıkmıyor. Gerci Atomos Sony’nin NP-F serisi pilleri kullanıyor ve bunlar epey yaygın olarak bulunabiliyor. Yine de fiyatın içinde pil ve şarj aleti olmadığını dikkate almak gerek. Ayrıca kutudan HDMI kablosu da çıkmıyor ve tabi SSD disk de. Yani 1295 dolar sadece başlangıç fiyatınız. Buna 100 USD piller için 200 USD de orta boy bir SSD için eklemeniz gerekebilir. Yaklaşık 50 dolar da kameranın hot shoe bağlantısını kullanacak bir tutucuya vereceksiniz. Böylece gerçek maliyetiniz 1650 USD civarına gelecektir.

Assasin sadece HDMI üzerinden kayıt yapan bir sistem. Alet epey küçük ve kullanışlı. Çok ağır değil. Herhangi bir SSD’yi takıp kayıt yapmaya başlamadan önce bir yazılım güncellemesi yapmanız gerekebilir ama o da çok zor değil böyle bir aleti alan biri için.

Aleti herhangi bir HDSLR’a bağladığınızda ekranda görüntü beliriyor ve dokunarak kayıt ayarlarını, ekranda olmasını istediğiniz göstergeleri (focus ve pozlama destekleri, profil ayarlari, LUT vs) değiştirebiliyorsunuz. Ayrıca playback ve hatta basit kurgu yapmak da mümkün.

IPS teknolojisini kullanan ekran keskin ve renkleri düzgün. Dokunmatik özelliği başarılı. Tabi parlaklık dışarıda çekim yaparken asla yeterli değil ve mutlaka bir siperlik lazım (Bütçeye 30 dolar daha yazın : )

Aletin bir diğer olumsuz yönü hızı: Açılması 10 sn kadar sürüyor. Ayrıca playback ve kayıt seçenekleri arasında gidip gelirken de 8-10 sn. kadar beklemek zorundasınız. Özellikle pilden tasarruf etmek isterseniz sürekli açıp kapamalar sırasında bu bekleyişler gayet sinir bozucu olabiliyor.

Assasin HDMI’dan gelen veriyi ProRes veya Avid DnxHD olarak çeşitli sıkıştırma oranlarıyla kaydedebiliyor. Elinizdeki SSD diskin hızına ve tabi kameranıza göre 4K çözünürlüğe ve HD’de 120 fps’e kadar 10 bit kayıt imkanı var. RAW video kaydı bu modelde yok. Onun için SDI üzerinden çalışan üst modellere bakmalısınız.

Peki gelelim can alıcı soruya: Bu alete kayıt yapmak görüntü kalitesi açısından manalı bir fayda sağlıyor mu?

Kısa cevap hayır ama yine de bu Assasin bir işe yaramaz anlamına gelmiyor. Yaptığım karşılaştırmalarda görüntü kalitesindeki fark çok çok küçüktü (örneğin kameranın kaydında gökyüzünde var olan hafif bir sıkıştırma bloklanması (mosquito noise deniyor) Assasin’deki kayıtta yoktu). Yani elinizdeki HDSLR 8 bit 4:2:2 çıktı veriyorsa bunu Prores veya DnxHD olarak kaydetmek size büyük bir avantaj sağlamıyor ama yine de sonuçta kurgu için daha kolay işlenebilir ve daha az sıkıştırılmış dosyalar elde etmenizi sağlıyor. Belki kayıt 4:2:2 olduğu için key işlemlerinde ufak bir avantaj da sağlayabilir. Renk düzenlemede de aynı şekilde küçük bir avantajı olabilir ama bunlar söz etmeye bile değmeyecek avantajlar.

Ancak GH4 gibi 4K ve 10 bit çıktı veren bir kameranız varsa o zaman Atomos çok daha önemli hale gelebilir. Ne yazık ki benim elimdeki kameralar HD ve 8 bit çıktı veriyordu (Nikon D750 ve 5D MK III)

Bunların ötesinde başta dediğim gibi sadece kamera üstü bir ekran olarak bile Assasin fena bir alışveriş değil (Small HD’nin benzer ekranları daha pahalı zira). Kayıt yapabilmesi de bir artı tabi ki. Aletin işçiliği orta düzeyde, düğmeler biraz takir tukur ama belki öyle olması daha iyi.

Nikon, Canon ve Sony kameralar Assasin ile konuşabiliyor: Yani kamerada kayda bastığınızda Assasin de otomatik olarak kayda giriyor ve timecode verisini kameradan alıyor. Ne yazık ki dosya isimlerini almıyor bu yuzden o konuda sizin bir şey yapmanız gerek.

Özetle bir ekran ve yedekleme ünitesi olarak bile Assasin bu tür bir alete bütçesi olanlar için veya özellikle GH4 gibi 10 bit çıkış verebilen kamera sahipleri için düşünülebilir bir cihaz. Yine de biraz daha para biriktirip bir üst modeli (Shogun) almakta yarar olabilir. özellikle HDMI 2.0’ın yükseldiği bir dönemde HDMI 1.4b ile çalışan bir alete yatırım yapmak ileride üzücü olabilir.