Archive for the 'video' Category

Page 3 of 9

CNK 4K Kamera!

imgresSabah erken kalkanın (daha doğrusu öyle zannedenlerin) kamera yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Bu blogu izleyenlerin bildiği gibi aslında yıllardır bunun böyle olacağını konuşmuştuk. Kameranın da bir bilgisayar haline gelmesi aslında toplama parçalarla bile bir kamera yapılabilmesini sağlayacaktı ve öyle de oldu. Bu süreç daha da hızlanarak ilerleyecektir.

“Neden artık yeni kameraları yazmıyorsun?” diye soranlara da bu açıklamayı yapmak gerekiyor: Kameraların büyük devrimi bu blogun en aktif olduğu günlerde yaşandı bitti zaten. Bundan sonrası artık birbirine benzeyen bir sürü kameradan ve detaydan başka bir şey değil. Bunlar da beni pek heyecanlandırmıyor açıkçası. CNK 4K kamera gerçek olsaydı (Canik 4K da denebilir : ) şöyle bir kamera yapardım:

* Hafif, küçük! Blackmagic ebatlarını geçmeden fakat kutudan öte elde tutulabilir ve üzerinde pervane olmayan tasarım! * Full Frame (24*36 mm), EF mount, 12 MP algılayıcı, 4K da 120 fps ve HD’de 240 fps (penceresiz) RAW kayıt (arti proxy olarak Prores 720p) * Sensor kırpma fonksiyonu ile başka mercek sistemlerine HD’de tam uyumluluk (4K da olamıyor tabi) * Sensörden stabilizasyon, tilt ve shift seçenekleri. * Cfast kartlara kayıt (CF’in yeni sürümü) * Dönebilir 5 – 7 inch arasi Oled kamera üstü monitör * Global shutter ve 5000 USD altında fiyat

Bu kamerayı yapabilen yok henüz fakat geç uyananların yaptığı şöyle bir sürü kamera var:

* AJA’nın da saati şaşmış ve Cion adıyla kamera işine girmiş: http://www.aja.com/en/products/cion

* Herkes balığa giderken uyuyan Panasonic 4K‘ya bulaşmış.

* Blackmagic iddialı fikirlerle ortaya çıkardığı fakat başarısız modellerin ardından URSA ile şansını yeniden deniyor.

* Sony 5D MK ları yıllarca izledikten sonra A7s ile 4K’yı aynasızlara getiriyor. Bu kameraların her birinin hoş özellikleri var ama yine de hiç birini almazdım doğrusu! Beklemeye devam : )

Büyülü Fener Büyülü Fener

Yıllardır Magic Lantern yuklemeye çekinirdim. Sonunda cesaretimi toplayıp gecelik sürümlerden başladım!

Bilmeyenler için Magic Lantern Canon’un bazı kameralarının yazılımlarını değiştiren bir grubun kendine verdiği isim. Grup yıllardır bu işle uğraşıyor ve son aylarda 5D MK III için RAW video olanağı sunmasıyla şöhretini iyice arttırdı ama ML’in yapabildikleri bu kadarla kalmıyor.

Öncelikle kurulum sanıldığı kadar zor değil. Magic Lantern’in sitesinden kendi kameranız için doğru sürümü bulup SD karta kopyalıyorsunuz. Sonra SD karttan firmware güncellemesi yapıyorsunuz. Tabi bu sırada insan biraz strese girmiyor değil ama bir aksilik çıkması düşük olasılık.

Yaklaşık bir dakika sonra artık Magic Lantern’li bir kameranız oluyor. İstemezseniz SD kartı çıkarmanız yeterli. Ancak çıkarırken acele etmeyin zira ML butun ayarları SD kartta tutuyor. Son olarak bunları karta yazıp kapanıyor. Erken çekerseniz sorun çıkma ihtimali var.

Ekip kameraya gerçekten harika özellikler eklemiş ve insan bunları görünce Canon’a kızmadan edemiyor. Donanımın olanaklarını sonuna kadar zorlayan ML ilk aklıma gelen şu özellikleri getiriyor:

* Video için kare sayısını istediğiniz gibi değiştirebilme (saniyede 0.3 kareye kadar! Böylece zifir karanlıkta bile LCD de görüntü alabilme ihtimaliniz oluyor fotoğraf çekerken)
* RAW video kaydı (Burada ne yazık ki 1000x bir karta ihtiyacınız var. Hatta şu sıra 1066x ler de mevcut. Kamera bu seçenekte MLV dosyaları oluşturuyor. Bunları izlemek biraz problemli. Ayrıca sonra bu dosyaları DNG lere dönüştürüp renk düzeltme yapmanız da gerekiyor. 1066x kartım henüz elime ulaşmadığı için tam bir deneme yapamadım ama çalışıyor gördüğüm kadarıyla. Zaten webde bu konuda bir sürü olumlu yorum var.)
* Aralıklı kayıt (timelapse) Canon’un ek para isteyerek sattığı saçma sapan bir eklentiye ihtiyacınız kalmıyor böylece.
* Canon’unkinden çok daha iyi bir arayüz ve histogram, waveform monitör seçenekleri ve False Color. Kartta kalan süre gösterimi, ses kaydını sürekli ekranda izleyebilme vs vs.
* HDR video (Bu seçenekte 720p olarak iki kere pozlama yapılıyor. Sonrası biraz zahmetli.)
* Yükseltilmiş dinamik aralık seçeneği ve Canon’un kapattığı ara değerleri kullanabilme imkanı.
* Harekete duyarlı çekim olanağı
* Trap focus adı verilen herhangi bir nokta net olduğunda otomatik çekim yapma imkanı
* Auto exposure programlama (hangi durumda nasil bir pozlama yapması gerektiği konusunda kameraya çok basit komutlar girebiliyorsunuz)
* Uyumlu EF merceklerle ekranda net uzaklığını ve hiperfokal uzaklığını görebilme seçeneği
* Video dosylarının içine gelişmiş metadata yazma
* Follow focus ve rack focus yapabilme seçeneği ve pozlamayı otomatik olarak azaltma arttırma seçeneği.
* Silent movie seçeneği ile aynayı indirmeden aralıklı fotoğraf çekme olanağı.

Tabi benim atladığım başka bir çok irili ufaklı düzeltme ve geliştirme de söz konusu ama yine de bu yazılım ciddi bir prodüksiyon ortamında kullanılabilir mi? Biraz riskli olmakla birlikte ne yaptığınızı biliyorsanız kesinlikle bu riske değebilir. Kameranın kilitlenmesi durumunda hemen pili çıkarmanız gerekiyor. Aşırı ısınma veya siz kapalı zannederken pili yeme ihtimali var zira. Bu durumlar için ekranda sürekli işlemci sıcaklığı veriliyor.

Kısaca ML bana biraz geç gelmekle birlikte bugüne kadar yüklememekle hata etmişim diyebilirim. Tabi siz yine de dikkatli olun. Sonuç olarak kameranızı üreticinin onaylamadığı bir yazılımla çalıştırıyor olacaksınız. Çıkacak aksiliklerden sorumluluk kabul edemem : )

Sergi: More is Less* (Çok aslında azdır)Exhibition: More is Less

moreisless3

Fırlatmaya 10 Saniye, 2013, Pleksiglas Altında Arşivsel Pigment Baskı, 150*190 cm

Bir süredir filmcilikten çok fotoğrafla ilgilendiğimi bu blogu izleyenler belki fark etmiştir: Bir prodüktöre ve ekibe bağlı olmamak, bireysel olarak hatta neredeyse tek başına ve görece çok daha küçük bütçelerle yapılabilir oluşu, kalıcılığı (bir fiziksel nesne olarak varlığı) beni epeydir cezbediyordu fotoğrafın.

19 Aralık Perşembe akşam 18.30’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi Galeri alanında ilk solo sergimi açıyorum. Sergide bir adet de 4K video yer alacak (yani filmciliği de birakmiyorum : ). Bu video Canon’un 4K HDSLR’i EOS 1Dc ile çekildi. Compositing işlemini Otomat’ta Emre Aypar ve Yasin Yalva yaptılar.

Açılışa katılmak isteyenleri beklerim. Katılamayacak olanlar için sergi 18 Ocak’a kadar açık kalacak.

Sergideki işlere şuradan ulaşılabilir.

PS: Bu blogda az olur ama 4K da nedir diyenler icin yeni UHD (Ultra High Definition) TV standardina 4K diyoruz. Bu sistemde 3840*2160 piksel cozunurlugunde video kareleri ile çalışmak gerekiyor. Bu da dort adet HD resim anlamina geliyor.

moreisless3
10 seconds to Ignition, 2013, Archival Pigment Print mounted to plexiglass in artist’s frame, 150*190 cm

My first solo show is open between 19 December 2013 – 18 January 2014 at Zorlu Center PSM Gallery Area.

The concept of the show is the multiplication of things (especially buildings) in modern world. The show contains 10 heavily manipulated big prints and a 4K video.

You can watch a short video about the exhibition on youtube (with english subtitles)

You can visit see the works here.

BB SliderBB Slider

SONY DSCBB Camera Gear’den Mustafa Koç yaptığı motorlu slider’i denemem için yolladı. Aslında bir kaç haftadır alet bende olmasına rağmen yazmakta geciktim.

Normalde sliderlara (ve omuz aparatlarına) pek sıcak bakmıyordum fakat bunun iki avantajı var: Birincisi sistem çok hafif. İkincisi motorlu olması başka olasılıklara izin veriyor (timelapse gibi). Tabi motor seçeneğini ayrı almanız gerekiyor.

Slider yaklaşık 20 dakikada sorunsuz kuruluyor ve çalışmaya başlıyor. 4 kalem pille çalışan hızı ayarlanabilir motor 120 santimlik boruyu en hızlı 18 saniyede en yavaş 5 dakikada tamamlıyor. Istenirse daha uzun boru takmak da mümkün.

Aletin üreticisi BB Camera Gear’in sitesini şuradan gezebilir, satın almak veya soru sormak için: bbcameragear (AT) gmail.com adresini kullanabilirsiniz.

Eos Raw Eos Raw

Evet ortalik iyice karişmişken ben pek bulaşmadım. Daha önce “dünyanin en iyi video kamerası” dedigim icin agzim yanmisti bu sefer acele etmeyeyim dedim : )

Saka bir yana zaman beni hakli cikardi diye böbürlenebilirim. Bilenler çoktur geçen hafta Magic Lantern adli hack ekibi 5D MK III’u Raw Video çekecek şekilde kırdığını duyurdu. Örnek videolar webde gezip duruyor ufak bir aramayla bulunabilirler.

Peki bu ne anlama geliyor?

1 – RAW video çekebilen bir 5D MK III fiyat performans açısından dünyanın en iyi kamerası sayılabilir zira RAW çekildiğindeki kalite Arri’nin veya Red’in veya Sony’nin kameralarından daha iyi (low light için özellikle)

2 – Tabi bu büyük bir olay. Büyük şirketlerin son kullanıcıyı daima soyduğunu biliyorduk ama bu kadar değil. Bu hack operasyonu bize aslında gelecekte olacakları müjdeliyor: Herhangi bir elektronik ürünü artık “ben yaptım budur” diye çıkarmak mümkün değil. Birileri mutlaka kırıyor ve geliştiriyor. Bununla baş etmeye çalışmak yerine buna daha da izin veren ürünler çıkarılmalı.

Sonuçta bugün satın aldığımız her şey aslında özünde bir bilgisayar ve her bilgisayar gibi programlanabiliyor. Kamera da bir bilgisayardır!

3 – Simdi Canon’un önünde zor bir karar var: Bununla mucadele etmeye kalkabilirler veya 5D MK IV’e de paşa paşa bu özellikleri koyarlar. Mücadele etmeleri mümkün ama akılcı değil. Ne var ki bunu durdurmazlarsa kendi 10 bin dolarlık C serisi kameralarını kimseye satamazlar (zaten satabildiklerini sanmıyorum : )

Bence artık pandora’nın kutusu açıldı. Bundan sonra (2 yıl içinde) RAW video çeken bir çok kamera göreceğiz.

4 – Asıl ilginç olan videocuların değil fotoğrafçıların durumu. Zira 1Dx gibi kameraların önemi yüksek kare çekebilmeleriydi. Oysa simdi RAW video çeken bir 5D MK III, Canon’un amiral gemisi sayılan 1Dx ten 2.4 kat hızlı bir kamera haline geldi : ) Bu Canon’u çok üzer ve esas mesele bu olur diye düşünüyorum. Tabi fotoğrafçılık videoculuk ayrımı da iyice belirsizleşecek bu durumda.

Sonuç olarak bu gelişmeler hayırlı. Zaten hepimiz olmasını bekliyorduk sadece zamanlamadan emin değildik. Magic Lantern sayesinde beklenenden çok daha hızlı oldu.

Kendilerine teşekkür ediyor başarılarının devamını diliyoruz!

Yan Yana (Side by Side)Yan Yana (Side by Side)

feature_still_keanu_and_scorsese-630x355Epeydir yazmamisim.

Yillardir verdigim derslerde gösterdiğim bir belgeselden daha önce bahsetmiştim: Visions of Light

1992’de yapılmış bu belgesel hala iyi olmakla birlikte ne yazik ki eskimişti. Bu seneden itibaren artik onun yerini Side by Side aliyor. Keanu Reeves’in sunduğu yönetmenliğini ise  nin yaptığı bu film kimyasal film ile dijital kameralar arasındaki tartışmayı 2012 itibariyle belgeliyor.

Bir çok ünlü yönetmen ve sinemacı (Lars von Trier, Chris Nolan, David Fincher, David Lynch, Scorsese, Rodrigez, Joel Schumacher vs vs) konu hakkında fikir bildiriyorlar. Film bunu yaparken genel terminolojiyi ve konunun ana hatlarını da (gerektiğinde basit animasyonlarla) özetliyor.

Bence meseleye ilgi duyanlar için güzel bir özet. İzlemek eglenceli.

Sonuç ne derseniz pek bir sonuç yok gibi. Film tarafını savunanlar daha az ve ukalalar : ) (örneğin Nolan çok kendini beğenmiş bir edayla dijital bir monitorden bakarak film çekmenin kendini kandırmak olduğunu söylüyor. Ona göre perdede oynayacak bir şey herhangi bir monitörde bakılarak çekilmemeliymiş. Vay canina. Ne incelik!) Dijitalciler (başlarını Fincher cekiyor) daha firsatçı ve gerçekçiler (mesela Fincher daha fazla çekim yapabildiğini söylüyor oysa aynı şey Keanu Reeves’i yoruyormuş)

Bu tür hoş bir sürü anektod var filmin içinde. Cehaletin kol gezdiği bizimki gibi ülkelerde olmayacak şeyler yani.

Seyredin kiskanin : )

EOS 6D

Canon Nikon’un D600’üne beklediğimden çabuk cevap verdi. Yeni Canon 6D aslında beklediğimiz gibi kırpılmış bir 5D Mk III ama bazı ustunlukleri de var.

Yıllardır neden kameranın içinde wifi+GPS yok deyip duruyordum sonunda koymuşlar. Buna karşılık 6D’nin çözünürlüğü (20mp), netlik sistemi (11 nokta), vizoru (%97), saniyedeki çekim hızı (4.5 fps) Mark III’ten biraz daha kotu ama video ozellikleri 5D MK III ile aynı. Buna karşılık kameranın beklenen fiyatı 2100 USD. Böylece biz 5D MK III sahipleri önümüzdeki ayları neden Canon’a 1000 doları aşan bir katkı yaptığımızı düsünerek geçirebiliriz : )

Demek ki yeni oyun sahası belli oldu: “Ucuza tam boy kamera savaşları” başlasın. Bir çok kullanıcı APS-C’nin yeterli ve kalıcı olduğunu ve yığınların hiç bir zaman tam boy algılayıcıya geçmeyecegini düşünüyordu. Görülen o ki bu düşünce doğru değilmiş. Aynı insana iki kere kamera iki kere mercek satma şansı varken neden bunu kullanmasınlar ki? Peki tam boy algılayıcı önemli mi? Bu konuyla ilgli uzun bir yazı yazmak gerek ama kısaca aslında hem evet hem hayır. Özellikle bazı amaçlar için tam boy iyi ama örneğin mucevher veya kus cekecekseniz hic gerek yok.

Canon 1DC ve C500Canon 1DC ve C500

Canon yine garip işler yapmaya devam ediyor!

Uzun süredir beklenen 4K HDSLR sonunda bugün duyurulmuş: EOS 1Dc aslında 1Dx e benziyor ancak CF karta 8 bit olarak 4:2:2 ve 4096*2960 piksellik Mjpeg codec kayıt yapıyor (Evet yine 8 bit!)

Alet HDMI üzerinden “clean” çıktı verecekmiş ama 8 bit olduğu iddia ediliyor. Bir başka yenilik de c500. Daha yeni ortaya çıkan c300’ün geliştirilmiş hali olan c500 SDI üzerinden RAW 4K çıktı verecekmiş.

Kısaca 4K savaşlarını hoş geldiniz! Bu ürünler kendileri çok önemli değil belki ama Canon’un bu işi (video) bırakmayacağını hatta iyice asılacağını gösteriyorlar.

4K’ya neden ihtiyacımız var şu anda ve kimler alır bu kameraları bilmiyorum ama 15.000 USD lik Amerika fiyatıyla 1Dx’i ben almayayım : ) “Geri kafalı” olduğum için daha uzun süre HD ile idare edebilirim diye düşünüyorum. Ayrıntı şurada ve blogun forumunda şurada. 

5D MK III ile Bir Hafta Sonu5D MK III ile Bir Hafta Sonu


Canon Türkiye’nin inceliği sayesinde yeni çıkan 5D MK III’ü deneme fırsatım oldu (Özellikle Canon Euroasia’dan Göker Göksel’e teşekkür ederim)
Yukarıdaki karelerde (hepsi 6400 ASA şuradan büyük halleri incelenebilir) gördüğünüz gibi geçtiğimiz hafta sonu kamerayla vakit bulabildiğim kadar oynadım. Tabi her zaman söylediğim gibi yaptığım testlerin bilimsel bir iddiası yok. Elimdeki diğer kamera olan 5D MK II ile kıyasladım ve olabildiğince eşit şartlarda karşılaştırmaya çalıştım ama yine de bu konuda zaten çok ciddi siteler var (DXO Mark, Dpreview vs). Benim yorumlarım daha çok deneyime dayalı ve kişisel.

Bu zorunlu açıklamadan sonra herkesin merak ettiğini düşündüğüm bazı konulara geçeyim. Öncelikle dıştan başlarsak yeni 5D’nin gövdesi ve elde tutuşu eskisine göre daha iyi. Ufak bir tasarım dokunuşu sayesinde alet ele çok daha iyi oturuyor. Yeni LCD monitör daha büyük ve daha kaliteli (dinamik aralığı ve renk hassasiyeti bana daha iyi geldi). Bunun yanı sıra ufak tefek değişiklikler de var örneğin CF kart yuvası kapağı eskisine göre daha iyi açılıp kapanıyor vs.

Bu kozmetik değişikliklerin dışında arkadaki bütün düğmeler 7D’deki gibi düzenlenmiş. Yalnız “zoom” tuşu eskiden sağ elle kontrol ediliyordu. Bu kontrol ne yazık ki artık sola geçmiş ve bu kesinlikle yanlış bir karar. Eskiden sol elle netlik yaparken sağ elle de görüntüye zoom yapabiliyordunuz. Şu anda bu imkansız. Neden böyle bir karar verilmiş nedenini merak ediyorum doğrusu (Gerçi “set” tuşuna bu fonksiyon atanabiliyor)

Yeni auto focus sistemi eskisine göre kıyaslanamayacak derecede geliştirilmiş. Çok daha hızlı ve doğru çalışıyor. Ayrıca focus sistemiyle ilgili bir çok kişiselleştirme yapmak mümkün. Yeni vizör daha geniş ve elektronik terazi sistemi eklenmiş. HDR seçeneği JPEG dosyaları üretiyor ve başarılı. Bunun yanı sıra iki kareyi LCD’de yan yana karşılaştırma, çoklu pozlama yapma, kamera içinde RAW dönüştürme, sessiz çekim, saniyede 6 kare hız, 3 fstop compensation (eskiden 2), gelişmiş ses ayarları, kulaklık çıkışı, kayıt sırasında HDMI çıkışını 480p’ye düşürme saçmalığının ortadan kalkması, 29 dakika kesintisiz çekim; hem SD hem CF kart kullanabilme gibi bir çok yenilik var.

Bütün bunlar güzel ama kimse onca parayi HDR Jpeg dosyaları üretmek için vermeyeceğine göre gelelim asıl önemli konuya: Görüntü kalitesi!

Canon’un iddiası kameranın eskisine göre 2 fstop’luk bir üstünlüğe sahip olduğuydu. Kullananların bileceği gibi Mark II’de 3200 ASA ve ötesi kötü görünürdü. Kısaca aslında kamera videoda H1 adıyla 12800 ASA’ya izin verse de 1600 ASA üstü acil durumlar dışında pek kullanılır değildi.
Bu iddia gerçek mi? Sorunun kısa cevabı kesinlikle evet. Mark III 6400 ASA’da bile çok temiz görüntü veriyor. Hatta 12800 ve 25600 bile kullanılmaz denemez. Özellikle eski 5D “renkli gürültü” (Color Noise) üretirdi. Bu yeni kameranın gürültüsü çok daha kabul edilebilir bir “parlaklık gürültüsü” (luma noise) ve filmdeki greni hatırlatıyor. Bunu görünce inanmakta güçlük çektim doğrusu çünkü 4 yıl gibi bir sürede algılayıcı teknolojisinde bu kadar büyük bir gelişme olacağına ihtimal vermiyordum. Bu yüzden bir de RAW dosyalarını incelemek istedim. Tahmin ettiğim gibi RAW’larda bu durum aynen geçerli değildi ve noise seviyesi biraz daha yüksekti. “Acaba ben mi yanlış bir şey yapıyorum?” derken Canon’un meşhur teknik danışmanı Chuck Westfall’un da roportajında aynı şeyi söylediğini görüp rahatladım.

Roportajı okumanızı öneririm ama vakti olmayanlar için olay kabaca şu: Yeni algılayıcı eskisine göre daha hassas ama farklılığın büyük kısmı güçlü Digic 5+ yongasının gerçek zamanlı “gürültü azaltmasıyla” ve her bir photodiyodun arkasındaki gürültü işleyici transistorden ortaya çıkıyor. Böylece sinyal daha algılayıcıda üretildiği anda “temizlenmiş” oluyor.

Tabi aslında bu kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değil. Sonuçta Digic5+ (Digic 5’ten 17 kat hızlı bir işlemci. Bir önceki modeldeki Digic 4 ise Digic 5’ten 4 kat yavaştı) gerçekten çok iyi iş çıkarıyor ve elinize alacağınız kamera 6400 ASA’da son derece temiz bir video ve JPEG performansı sunuyor. “Gerisi beni ilgilendirmez” diyebilirsiniz ve bu konuda haksız da olmazsınız. Alet ışığa o kadar duyarlı ki bir mum ışığında (6400 ASA’da) neredeyse fazla pozlanacak hale geliyor. Stanley Kubrick bu kamerayı görse sevinçten ağlayabilirdi!

Örneğin aşağıdaki kare bir video karesi. Hemen yanında da yüzde yüz detayı görülüyor. Bu kare 6400 ISO’da Neutral ayarlarla çekildi. Gördüğünüz gibi noise yok denecek kadar az.

RAW’larda durum biraz daha farklı. Bunun bir nedeni de video dosyalarının 1920*1080’e küçültülmesi. Aşağıdaki örnekteki gibi RAW’lar daha fazla noise içeriyor ama hala çok temiz sayılabilir. Ayrıca kamera henüz tam olarak çıkmadığı için RAW desteği beta düzeyinde.

Yine Digic5+ sayesinde eski modelin videoyla ilgili en önemsenen sorunları moiré ve aliasing bu kamerada neredeyse yok. Canon bu konuda kesin bir açıklama yapmamakla birlikte artık 22 MP lik algılayıcıdan 1920*1080 üretmek için line skipping kullanmıyor olmalı. En azından sonuçlar öyle gösteriyor.

.

Yukarıdaki karşılaştırma bu durumu gösteriyor. Soldaki kare Mark II’den  sağdaki ise III’ten alınma video karelerinin yüzde iki yüz detayları. Görüldüğü gibi yeni kamera aliasing sorununu giderdiği gibi daha iyi detay çözüyor.

Rolling shutter aşağıdaki örnekte göreceğiniz gibi hala var ama eskisine göre daha az (Westfall’a göre yarı yarıya). Bunun yanı sıra artık videolar ALL-I (intraframe) olarak kodlanabiliyor (Yani her kare sadece kendi içinde sıkıştırılıyor. Bu kurgu için önemli bir avantaj) ve videoya timecode verisi gömülebiliyor (profesyonel filmciler için çok aranan bir özellik) ve kamera 1280*720’de 60 fps’e kadar çıkabiliyor (7D’deki aliasing sorunu olmaksızın)

Büyük Soru: Almalı mısınız?

Bu konuda ne yazsam nasıl olsa birileri kızacak. Nedense Canon’a karşı genel bir kızgınlık var Mark III ile ilgili. Hal böyleyken bu konuda tek bir cevap vermemek en doğrusu çünkü 5D MK III değişik gruplar için değişik anlamlar taşıyor.

Kısaca özetlersem:

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyorsanız ve auto focus sizin için önemliyse (örneğin kuş,doğa veya spor vs çekiyorsanız) Mark III sizin için kesinlikle hayati bir güncelleme sayılır. Yeni auto focus sistemi 1 serisiyle aynı sınıfta.

*** 5D’yi video için yoğun olarak kullanıyorsanız ve düşük ışık koşullarında sıkça çalışıyorsanız ve moiré, aliasing, rolling shutter vs gibi sorunların giderilmiş olması, timecode, 60 fps gibi yenilikler işlerinizde önemliyse yine Mark III sizin için çok önemli bir güncellemedir.

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyor ama yapay ışık veya flaş kullanarak sadece RAW çekiyorsanız ve auto focus sizin için çok önemli değilse ve videoyu da sadece arada sırada çekiyorsanız Mark III’e geçmeniz şart değil.

*** Amatörseniz veya öğrenciyseniz ve bütçeniz kısıtlıysa yine Mark III sizin için öncelikli bir güncelleme değil. Mark II şimdi fiyat performans açısından her zamankinden daha iyi bir kamera (Amerika fiyatı 2100 USD)

*** APS-C gibi alt sınıf Canon’lardan ilk defa full frame sınıfına geçecekseniz ve para sorununuz yoksa tabi ki bu devirde mark III varken alabiliyorsanız onu almanızda yarar var. “Full frame önemli mi?” ayrı bir soru olmakla birlikte bence cevap evet. Zira hem ışık duyarlılığı artıyor hem de bildiğiniz EF mercekler alıştığınız şekilde çalışıyor.

Kameranın fiyatı ne yazık ki yüksek. Mark II ilk çıktığında 2700 dolardı. Bu yeni sürüm 3500 dolar olarak çıktı. Aradaki 800 dolarlık fark bir çok insanı kızdırdı. Tabi bu fiyat zamanla düşecektir. Çok aceleniz yoksa beklemeyi seçebilirsiniz ama dramatik düşüşler kısa vadede zor görünüyor.

Bir de son bir grup var ki bu insanlar hiç bir şekilde memnun olmuyorlar. Bu blogda da böyle arkadaşlarımız var. 5D Mark III’ün berbat bir kamera olduğuna ve Canon’un da “evil corporation” olduğuna o kadar inanmış ki bu insanlar tersini görmeleri mümkün değil. Bu arkadaşlar 3500 dolarlık bir kameradan 12 bit uncompressed 4:4:4 ve 4K görüntü ve saniyede 120 kare hız bekliyorlar. Bunları göremeyince de nedense sinirleniyorlar. Özellikle 80 sonrası doğan kuşakta böyle bir eğilim görüp şaşırıyorum.

50 bin dolarlık Alexa’nın veya RED’in yapamadığı şeyleri 3500 dolarlık 5D’den beklemek gerçekle ilişkiyi kesmekten başka bir şey değil.

Sonucun Sonucu:

5D MK III bugün itibariyle elimizdeki en iyi seçeneklerden biri hatta birincisi. Hem fotoğraf hem video açısından her yönüyle harika ve profesyonel sınıfta bir alet. En büyük özelliği olan ışık duyarlılığı filmleri çekiş şeklimizi değiştirecek kadar önemli. Her ne kadar 10 bit out vs vermediği için Canon’a kızsak da en azından megapiksellere oynamadığı için hakkını vermeliyiz.

Kısaca 6400 ISO’da daha temiz görüntü veren bir başka “full frame” kamera çıkıncaya kadar en iyisi bu.

Aksesuarlar:

Canon incelemem için Wft 7’yi de yolladı. Bu alet kameranın altına takılıyor ve Mark III’u bir wireless sunucuya dönüştürüyor. Böylece örneğin Ipad, Iphone gibi aletlerden tarayıcı üzerinden kamera kontrolü sağlayabiliyorsunuz. Bu tabi ki önemli bir özellik ancak standart Canon batarya kullanan WFT 7’nin fiyatı 850 USD. Tarayıcı üzerinden kamera kontrolü güzel ancak gelen görüntü ne yazık ki kesintili.

Yani video için kullanımı şimdilik zor. WFT 7’nin başka özellikleri de var. Çektiğiniz görüntüleri uzaktan izlemek, bir FTP hizmeti sunmak gibi özellikler sunuyor. Tabi bu özellikler neden kameranın içinde gelmez de böyle 850 dolarlık bir kutuyla verilir nedenini tahmin edebilirsiniz : )

Son olarak yeni flash 600 EX ve tetikleyici STE3’ü de denedim. Bendeki bir önceki sürümlere göre (580 EX II ve STE2) en büyük fark artık optik kontrol değil radio kontrolüyle çok daha fazla flaşı kablosuz olarak 30 m. den kontrol edebilmeniz ve 1/8000 gibi hızlarda flas kullanabilmeniz. Eski sürümlerde flaş ve tetikleyicinin birbirlerini doğrudan görmesi gerekiyordu. Yıllardır bu konuda eleştirilen Canon tarihinde ilk defa radio kontrollü bir flaş tetikleyici yapmış oluyor. Bu iki alet de gayet başarılı ancak aynı soru yine gündemde: Neden STE3 gibi bir tetikleyici kameranın içinde değil? Cevap yine aynı sanırım : )

PS: Sürekli Nikon D800’ü (veya benzer başka kameraları) neden incelemediğim soruluyor. Cevabi çok basit: Herhangi bir D800’e erişimim yok. Olursa tabi onu da incelemek isterim ve yine merak edenler için “hayır ne yazık ki Canon’dan maaş, hediye vs almıyorum” : ) 

5D MK III5D MK III

Bir süredir tahmin edildiği gibi Canon’un 5D MK III’ü bugün duyuruldu. Hızlıca eski modele göre üstünlükleri sayarsak:

* Çok daha iyi bir autofocus sistemi (1DX’tekine benzer)
* 3.2 inch ekran (Oled ve katlanabilir degil)
* 22 MP (Canon Nikon’la MP yarışına girmemiş oluyor böylece)
* Saniyede 6 kare çekim hızı
* 25600 ASA (H1 ve H2 ile 102.400’e çıkabiliyor)
* 1280*720’de 60 fps
* SMPTE Time Code (Free Run ve Rec Run)
* Intra Video codec seçeneği
* Kulaklık çıkışı ve kayıt sırasında ses seviye kontrolü
* Digic 5+ İşlemci sayesinde moire gibi sorunların giderildiği iddia ediliyor.
* HDR seçeneği

Bu ve bunlara benzer başka ufak yenilikler dışında aslında şapkadan tavşan çıkmadı (RAW video, 10 bit out vs). Tahmini gövde fiyatı 3499 USD. Hayırlı uğurlu olsun. Ayrıntı şurada.

PS: Ilk 102400 ISO örnekleri ürkütücü derecede temiz görünüyor. 

Red ScarletRed Scarlet


Bir kaç gündür Red Scarlet ile oynuyorum. Tabi oturup ilmi testler yapmadım. Nasıl olsa onu yapan bir sürü insan var. Kisisel yorumlarımı yazayım daha iyi.

RED Scarlet bir kaç yıldır sözü edilen bir kameraydı. İlk çıkışında beklenen aslında 2/3 inch algılayıcı ile daha küçük bir prototipti. Hatta bir ara Jim Jannard “DSLR killer” olacak demişti Scarlet için. O zaman “RED fanboy” dediğimiz fanatikler çok heyecanlanmıştı.

Geçen yıllarda belli ki bir çok şey değişti zira sonuçta ortaya çıkan şey aslında EPIC’in bire bir aynısı. S35 mm algılayıcı ve dış yapı tamamen aynı. Sadece doğal olarak 15 bin dolarlık bir gövde olduğu için Scarlet EPIC’in kırpılmış hali gibi. En önemli sınırlama 5K da sadece 12 fps desteği olması. 4K’da 30 fps 2K da ise (kırpılmış sensörle) 60 fps yapabiliyor.

Kamera aynen EPIC gibi SSD sabit disk kullanıyor. 64 GB lik disklere yaklaşık 20 – 30 dk çekim yapabiliyorsunuz. Benim oynadığım model EF mount idi (yani Canon merceklerle tam uyumlu). O kadar ki auto focus, IS ve mercek verisi bile çalışıyor. Tabi mercekler 1.3 ile 2 arasında değişen çarpan faktörleriyle iş görüyor.

Kısaca olumlu ve olumsuzları özetlersem:

+ EF Mount ile çalışmak güzel. Özellikle auto focus ve IS çok işe yarıyor. 85 1.2 gibi merceklerle veya 70-200 2.8 IS ile çekim yapmak zevkli.
+ RED’in dinamik aralığı (RAW çekmesi sayesinde) tabi ki DSLR lardan veya klasik video kameralardan çok daha iyi.
+ Kameranın ergonomisi olabildiğince iyi. Elde tutmak zor değil ve hatta zevkli. RED One kadar ağır değil.
+ Yüksek ASA başarısı iyi sayılır. 1000 ASA’ya kadar kullanmak mümkün. 6400 ASA da teorik olarak var ama noise kabul edilemez seviyeye çıkıyor.
+ HDR modu var. Bu modda 6 f stop a kadar ekstra dinamik aralık sağlanabiliyor.

Gelelim eksilere:

– FAN!! Kameranın üzerinde fan var ve gayet rahatsız edici bir ses çıkarıyor. Çekim sırasında bu azalıyor ama yine de yok değil. Menülerden fan sessizleştirilebiliyor ancak o zaman da kamera aşırı ısınıyor. Bu devirde hala üzerinde pervane olan bir kamerayı kabullenemiyorum!

– Dokunmatik ekran artık alıştığımız Iphone gibi değil ne yazık ki.

– Piller çok kısa ömürlü. En fazla 25 dk gidiyor ve sarj da 1 saatten fazla sürüyor.

– EF mercekler iyi ama çarpan faktörü sinir bozucu.

– DSLR killer meselesi tabi yalan. Bu aletle fotoğraf çekilmez değil elbette ama ben yine de iyi bir DSLR’ı tercih ederim. Aletin üzerinde M ve S diye bir switch var (Motion ve Still). Hesapta istersen kamera istersen fotoğraf modunda kullanacaksın : ) Kim 20 bin dolar harcayıp 12 MP lik still ler çeken bir kamera almak ister bilmiyorum. Video işi de aynı anda yapılacaksa belki ama yine de bana gereksiz geldi.

Sonuç: Yıllardır beklenen Scarlet aslında bildiğimiz RED’in bir türevi. Devrim yaratacak ucuzlukta değil. Çok hafif değil, çok pratik değil. Yani paradigma değiştirecek ve DSLR ları yok edecek bir kamera asla değil ama tabi ki sonuçta aslında bir açıdan da iyi bir kamera. Teoride “Girl with The Dragon Tatoo” gibi bir film çekmenize bir engel yok bu kamerayla… ne yazık ki filmler sadece kameralarla çekilmiyor : )

Ben bu kamerayı alır mıyım? Hayır. Blogu izleyenler şaşırmayacaklar ama RED Scarlet bence pahalı bir oyuncak. Her zamanki gibi “beklemek gerek”! 

İyi Film?İyi Film?

Film alanında iyi bir şey yapmak çok zor. Hele de reklam gibi bir alandaysanız müşterinin ve/veya ajansın vizyonu devreye giriyor. Sinemada da aynı şey seyirci için söylenebilir. Hedef kitlenize uymak durumundasınız.

Yukarıdaki film Lucas Guadagnino tarafından bir otel grubu için yapılmış ama sıradan otel filmlerine hiç benzemiyor.

Türkiye’de buna benzer bir şey yapılabilir mi?

Sanmıyorum 🙂 çünkü ne yazık ki bu topraklarda çoğu insan bir şeyleri ekranda göstererek satabileceğini düşünüyor. Ne büyük bir yanılgı!