EOS 1D X

EOS-1D_X_3_2

Uzun süredir 1D ve 1Ds serilerinin birleşmesinden bahsediliyordu.

Bu sabah beklenen oldu. Yeni EOS 1D X artık 1 serisinin tek yoldan gideceğini gösteriyor.

Kamera bir çok yenilik getiriyor ama hızlıca en önemlilerine değinirsem:

1 – Yeni Codec: 1D X intraframe (kare içi) bir codec de kullanabiliyor (istenirse eski usul devam da edebiliyor). Intraframe codec daha yüksek kalite ve kurguda kolaylık demek. Bu hayırlı bir gelişme.

2 – 1D X 2 adet Digic V+ bir de Digic IV kullaniyor. Moiré sorunu olmadığı söyleniyor basın bülteninde.

3 – Alet 18 MP olduğu için pixel yoğunluğu örneğin 5D den daha düşük. Bu ve yeni teknoloji algılayıcı ile 20000 ASA ya kadar zorlanabiliyor. Tabi henüz sonuçları görmedik.

4 – Timecode desteği var. Hem record run hem free run olarak. Bunu zaten bugüne kadar koymamaları hataydı.

5 – Yeni bir auto focus sistemine sahip.

6 – Beklenen fiyatı 6800 USD

7 – LAN desteği var ve saniyede 14 kareye çıkabiliyor (32000 ASA altında olmak kaydıyla : )

8 – 720p de 60 kare yapabiliyor yani 7D den daha ileri değil.

Bence bunların içinde en önemli özellik intraframe sıkıştırma. Tabi burada değinmediğim daha başka özellikler de var ama yine de fiyatı epey yüksek. Profesyonel sınıf bir kamera olduğu için aslında her zamanki 1 serisinden 2000 dolar ucuz diyebiliriz.

Bu kamera alınır mı? Olabilir ancak 1 serisi birleştiyse artık 5D Mark III daha video ağırlıklı bir kamera haline gelebilir. Her zamanki gibi beklemek gerek.

Ayrıntı şurada.

 

5D MK III?

5D MK II üç yaşına geldi. Artık yeni bir sürüm beklemek normal. 5D’nin (sektor agziyla “mark II”) bir sürü problemine karşılık hala çok iyi olduğunu kabul etmeliyiz. Yine de düzeltilmesi beklenen bir çok şey var.

Peki yeni 5D’den neler bekliyorum?

* Daha Fazla Megapixel: Bunun yerine daha yüksek dinamik aralık tercih ederdim ama Canon’un eğilimi megapixel artırmak olacaktır. 28 veya 32 mp beklenebilir.

* Yüksek kare: Saniyede 60 kareye kesin gözüyle bakabiliriz. Bunu 7D den farklı olarak 1080′de yapması da beklenebilir. Bana sorsalar “keşke 120 fps olsa” derdim ama pek ihtimal vermiyorum. Bunu için yeni bir codec gerekir.

* RAW Video: Çok iyi olurdu ama buna da pek ihtimal vermiyorum. Bu yükseklikte veri hızını kaldıracak kart var mı piyasada? RED bile böyle bir şey yapmıyor (RED dosyaları sıkıştırılmış video içeriyor). Hal böyleyken Canon’un yapması beklenemez ama olsun hayal etmekten bir zarar gelmez. Buna bağlı olarak h264 yerine başka bir codec kullanılabilir mi? Evet olabilir. Özellikle Canon’un yeni kameralarında kullandığı 4:2:2 MPeg2 codec e geçebilirler diye düşünüyorum.

* Hareketli OLED Ekran: Hareketli ekran iyi bir özellik ama 5 serisine koyarlar mi emin değilim. Nedense daha amatör bir hava veriyor. Oled yıllardır hep istenen bir şey. Umarım bu sefer olur.

* Wifi: Bu da çok iyi olurdu. Artık her tür elektronik aletin wifi desteği varken kameraların olmaması saçmalık.

* Daha yüksek ASA: 1600 ASA ve ötesi problemliydi 5D MK II’de. Bu konuda bir gelişme olması gerekiyor.Büyük olasılıklar 1600 ASA eski 800 ASA gibi olacaktır. Yani 1 fstop luk bir iyileşme olabilir.

* Autofocus: 5D MK II’nin en kötü özelliği buydu. EOS 40D’de bile çok daha iyi bir netlik sistemi vardı. Yeni 5D’de ilk düzeltilmesi gereken şey de bu herhalde.

* Rolling Shutter ve Moiré: Bu sorunların yeni işlemciler ve algılayıcılarla çözülmesini bekliyorum.

* HDR Video: Hiç sanmıyorum ama umarım yanılırım : )

Bunların neredeyse hepsi teknik olarak gayet makul özellikler ancak tabi Canon epeydir 1Ds serisini de yenilemedi. Şimdi bütün bu özelliklere sahip bir Mark III çıkarsalar yeni 1Ds’e ne kalacak?

Sözün kısası yeni 5D MK III beklendiği gibi çok büyük yenilikler getirmeyebilir. Peki her şeye rağmen koşup birer tane alacak miyiz? Büyük olasılıkla evet!

Peki ne zaman? Canon’un bu günlerde bir duyuru yapması bekleniyor ama bu duyuru 5d ile ilgili olmayacak da deniyor. Sanırım yeni 5D için bir yıl daha bekleyebiliriz.

Bruno Aveillan

Yıllardır gördüğüm en iyi reklam yönetmeni… Özellikle “Magnum 5 Senses” filmine dikkat!

http://www.quad.fr/directors/bruno-aveillan/

TS-E 24mm f/3.5L II

The Hagia Sophia interior architecture in Istanbul, Turkey

Geniş açı mercekler beni hep tedirgin eder. Onlarla iyi bir kare çekmek zordur. Çerçeveye bir sürü şey girer ve bunların hepsini kontrol etmek insanı gerebilir.

Bir süredir TS-E 24mm f/3.5L II mercekle oynuyorum ve bunlarla (TS serisi) sözünü ettiğim gerilim daha da artıyor. Kısaca özetlersem bu merceklerde Shift seçeneğinde merceği sağa, sola, yukarı ve aşağı kaydırabiliyorsunuz. Böylece örneğin yüksek bir binayı çekmek istiyorsanız kamerayı yukarı kaldırmanıza (eğmenize) gerek kalmıyor. Shift ile binanın perspektifini bozmadan üstünü görebilir hale geliyorsunuz.

Tilt modunda ise merceği her yöne yatırabiliyorsunuz. Böylece netlik alanını isteğiniz gibi etkileyebiliyor çok dar veya normalden fazla netlik sağlayabiliyorsunuz.

Merceğin problemlerini özetlersek:

* Öncelikle pozlamayı zorlaştırıyor. Lensi “shift veya tilt” ile kullandığınızda kameranın otomatik netleme sistemi saçmalıyor. Mutlaka manuel çalışmanız gerekiyor.

* Üç ayak kullanmadan iyi sonuç almak zor ama imkansız değil.

* Auto focus yok.

Buna karşılık tabi ki bazen sonuçlar şaşırtıcı derecede iyi olabiliyor. Örneğin yukarıdaki kare aynı kamera pozisyonundan yukarı aşağı tam Shift ile elde edilen bir panorama. Bu yöntemde kamera hiç oynamadığı sadece mercek oynadığı için kusursuz panoramalar yapabiliyorsunuz (gerçi aynı işi Sony’nin 200 dolarlık kameraları da yapıyor : )

Sanırım Canon’un yaptığı en keskin 24 mm olan TS-E24mm f/3.5L II henüz bütün olasılıklarını deneyebilmiş olmasam da son derece hayırlı bir oyuncak.

Bu arada yıllar sonra Aya Sofya’yı tamir iskelesi olmadan görebilmek de güzel!

Merak edenler için şurada TS merceklerin daha ayrıntılı bir açıklaması var.

Sony’den A77

SLT-A77_wSAL85F14Z_1-001

Sony epeydir beklenen APS-C kamerası A77′yi duyurdu.

TMT (Geçirgen Ayna Teknolojisi) kullanan 24 MP lik bu yeni Sony DSLR AVCHD’nin geliştirilmiş ikinci sürümü sayesinde 1080p video  (saniyede 60 progressive kare!) çekebiliyor. Böylece doğrudan EOS 7D ye rakip oluyor ve hatta ne yazık ki geçiyor : )

Büyük olasılıkla çok iyi bir video “auto focus” özelliğine de sahip olan A77 fotoğraf seçeneğinde saniyede 12 kare çekebiliyor (ve böylece en hızlı DSLR oluyor). Vizörü yine bir ilk olarak OLED olan kamera 50-16.000 ASA arasında çalışabiliyor.

Elime almış değilim ama 1400 USD lik gövde fiyatı ve “Smart Tele Converter” gibi yenilikçi özellikleriyle  SLT A77 iyi bir kamera gibi görünüyor. Zaten Canon’un Nikon’dan çok Sony’den çekindiği de epeydir konuşuluyordu.

Peki Sony alınır mı? Henüz mercek seçenekleri Canon ve Nikon kadar değil. Bunun dışında çok iyi bir seçenek.

Sony A77 yanında bir kaç yeni küçük kamera (NEX) ve mercek de duyurdu.

Ayrıntı ve diğer duyurular her zamanki gibi şurada

Mükemmel ve Berbat

Su altında fotoğraf çekmek herkesin ilgisini çeker: Işık koşulları alıştığımız gibi değildir, poz vermek zordur. Suyun altında her şey başka görünür.

Bu yaz tatilinde Sony’nin DSC TX5 adında bir su altı kamerasıyla oynama fırsatım oldu. Kamera bir çok açıdan mükemmel: Su geçirmiyor, çözünürlüğü gayet iyi, renk performansı ve video seçenekleri de fazlasıyla başarılı. Üstelik çok pahalı da değil (artık TX10 üretiliyormuş ama o bile 300 dolar civarında). Sony’den beklenmeyecek şekilde SD kart kullanan TX5 bütün mükemmeliği içinde aynı zamanda berbat bir alet.

Bunun da çok basit bir nedeni var: LCD kesinlikle su altında görülmüyor. Sudan çıkınca da zaten güneş yüzünden görülmüyor :)

Dünyanın en iyi algılayıcısına ve özelliklerine bile olsa kullanıcıya ne çektiğini gösteremeyen bir kamera neye yarar ve ne için yapılır?

Yukarıdaki örnekteki gibi “Ne çıkarsa bahtıma” deyip deklanşöre basacaksınız.

Aslında bu da bir yöntem elbette. Sonuçta kontrolü bırakmanızı sağlıyor. Yine de her seferinde ne çektiğinizi görmek için gölge bir yer aramak zorundasınız ve bu gayet sıkıcı.

Kameranın bir diğer dahiyane özelliği de touchscreen olması. Bütün seçenekleri ekrana dokunarak ayarlamanız gerekiyor. Göremediğiniz bir ekranda bunu yapmaya çalışırken ilginç bir deneyim yaşıyorsunuz tabi.

“Sonuçta TX 5 Sony’nin yaz eğlencesi amacıyla çıkardığı bir alet ne bekliyorsun ki?” diyebilirsiniz. Yine de kamera üreticilerinin genelde çok garip hatalar yaptıklarını düşünüyorum. Kullandıkları teknolojiler o kadar hayranlık verici ki takıldıkları noktalar gülünç kalıyor. Görüntü üreten her insanın en temel ihtiyacı çektiği şeyi görebilmektir : ) Bunu anlamak çok zor olmasa gerek.

Üç İyi Film

super8

Geçenlerde “Black Swann” i eleştirince EA kardeşimiz “Bir filmi de beğen” demişti. Bu söz bana çok dokunmuş ki üç film birden beğendim:

İlki XMen’in yeni bölümü “Xmen: First Class”. Bunu göreli epey oldu ama firsat bulup yazamadım. X Men serilerinin çok hastası değilim ama bu son film hepsinden iyiydi açıkçası. Olayların ortaya çıkışını anlatan bu “prequel” gayet iyi yazılmış ve yönetilmiş.

İkincisi “Super8″. Bence çok iyi bir sinemacı olan J.J. Abrams’ın Steven Spielberg yapımcılığında ortaya çıkardığı 1979′da geçen bu “uzaylı filmi” hem sanat yönetimi, hem öyküsü, hem de oyunculuklarıyla harika. Özellikle tren kazası sahnesi çok başarılı.

Sonuncusu ise “Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2″. Bunu çok anlatmaya gerek yok sanki. Harry Potter serisini hiç bir zaman sevmedim ama bu son film bence iyi olmuş. Özellikle pek haz etmediğim 3D meselesi garip şekilde iyi kullanılmış. Ekrandan bize doğru atlayıp zıplayan çok az şey vardı ve daha az yorucuydu.

Bütün bu iyi filmleri görüp ruhumu Hollywood’a sattığımı düşünebilirsiniz ancak benim için iyi filmin kriteri gayet basittir: Ağzım açık izliyorsam (birinci anlamıyla değil elbette : ) o film iyidir.

“Bu filmi seyrettiğim ve beğendiğim için ne kadar duyarlı ve entelektüel bir insanım! Şimdi rahatlıkla çoğu Cihangir’de oturan ve her nasilsa hepsi sinema yazarı olan arkadaşlarımla saatlerce konuşuruz bu filmi” diye izliyorsam o film kötüdür.

Lytro: Önce Çek Sonra Netle

Bu hafta en az dört yerden mail geldi bu konuyla ilgili. Evet artık bahsetmek için biraz geç ama anmadan geçmeyelim: Bir kaç yıl önce Stanford’da bir doktora tezi olarak haberi çıkmıştı, şimdi 50 milyon USD yatırımla bir kamera haline geliyormus: Adı Lytro

Lytro bildiğimiz kameralardan farklı olarak “ışık alanını kaydediyor”. Tabi bu yuvarlak bir laf. Bunun nasıl yapıldığını tam olarak açıklamıyorlar henüz. NYTimes daki yazıya göre algılayıcının önündeki micro mercekler sayesinde oluyor bu iş (nasıl?)

Her neyse sonuçta yukarıdaki resimde istediğiniz yere tıklayıp net hale getirebiliyorsunuz. Yani Lytro focus gerektirmiyor. Sonradan netlik yapabiliyorsunuz. Tüketici sınıfı kameralar için harika bir haber. Profesyonel ve yarı profesyoneller için şimdilik bir haber yok. Fakat Lytro’nun bir nevi Apple’in telefon için yaptığını fotoğraf makinesi için yapmak istediği söyleniyor.

Bana gelince kare formatta çekmesini sevdim. Bunun dışında uzun yıllardır ilk defa birisi kamera alanında yepyeni bir şey yapıyor. Fakat nedense bir huzursuzluk var içimde. Bekleyelim bakalım ileride hepimiz Lytro lanacak mıyız?

Ayrıntı şurada

Beyazların Sevdikleri

Biraz eski ama Stuff White People Like eglenceli bir site. Beyaz Turkler için de bir tane yapsa birileri iyi olurdu. Gerci listenin büyük kısmı tutuyor.

Reklamda Oyuncuları Güldürme Sendromu

Yukarıdaki film epeydir nette dolanıyor. Bence çok iyi bir reklam filmi. Hem fikir iyi, hem uygulama.

Reklamdaki annenin yüz ifadesi (27. saniye) benim için özellikle önemli. Nedeni de şu: Türk reklam sektöründe çok sık karşılaşılan bir durum vardır. Bir plan çekersiniz ve sizce her şey yolundadır. Fakat yapımcınız veya reji asistanı ajans müşteri masasından size doğru seğirtir. Bu isteksiz geliş genelde hayırlı bir haber yok demektir ve büyük olasılıkla şu yorumla sonuçlanır: “Biraz daha gülümseme…”

Siz de çaresiz oyunculara şöyle dersiniz: “Evet güzeldi, bir kere daha alıyoruz, gülümseyerek lütfen!”

Bazı filmler için bu istek yerinde olsa da ben genelde ölçünün fena halde kaçtığını düşünüyorum. Neden oyuncular sürekli gülümsesin? Böyle bir hayat mı var? Ayrıca yerli yersiz sürekli gülümseyen biri hayatımızda olsa epey gıcık olmaz mıydık? İste yukarıdaki filmde anne gülmüyor (aslında filmde kimse gülmüyor üstelik gülmelerini gerektirecek bir durum da fazlasıyla var) ve bu bence çok doğru bir reji kararı.

Bu film Türkiye’de çekilse mutlaka şöyle biterdi: “Baba düğmeye basar. Anne ile birbirlerine bakıp gülümserler. Sonra çocukla beraber (çocuk kaskı çıkarmıştır) hep birlikte arabanın içinde şarkı söyleyerek ilerlerler ve neşeyle gülerler.”

Fikir yeterince güçlüyse oyuncular ağlasa bile seyirciler gülümser. Fikriniz yoksa oyuncuların hepsi pişmiş kelle gibi sırıtsa da bir şeye yaramaz.

Saten


dop: veli kuzlu / prod. co. dijital sanatlar / ajans: piramit

Alexa ile çektiğim bir reklam filmi. Artik showreel dosyalarini olabildigince HD olarak tutmaya karar verdim. Vimeo da HD hizmeti veriyor.

TTelekom (Dir. Cut)

yönetmen ilker canikligil / yapımcı: fuat ozveri moonlight prod. / dop: alp korfali / muzik: emre aypar & ilker canikligil

Red One MX ve Century Optics swing and shift merceklerle çektigimiz Türk Telekom Saglik Vakfi filmi. Aslında swing and shift mercekleri kullanmak epey eski bir yöntem ama bazı işlerde iyi calisiyor. Bu arada filmdeki butun isildamalar Alp’in led el feneriyle “in camera”. Post işlemi yok ve böylesi daha iyi.

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes

Bad Behavior has blocked 352 access attempts in the last 7 days.