Tag Archive for '3d'

Yerçekimi

GRAVITYAlfonso Cuaron’un yeni filmi Gravity (Yerçekimi) teknolojik olarak sinema tarihinde yepyeni bir sayfa açıyor. 17 Dakikalık kesintisiz açılış planıyla (daha önce benzer şeyleri Children Of Men’de de yapmıştı Cuaron ama bu defa yaptigi cok daha zor) hem muthis bir gövde gösterisi yapıyor hem de anlattığı hikayeyi en etkileyici şekilde anlatmak için teknolojik olarak daha önce hiç yapılmamış şeyler yapıyor.

Film boyunca bir açık yakalamak için epey çabaladım. Ne yazık ki bulamadim : ) Hatta nasil yapildigini bile anlayamadim.

Neyse ki heyecan icinde eve gelip http://www.fxguide.com/featured/gravity/ adresinden bu işin nasıl yapıldığı ayrıntılarıyla okuyabildim. Kısaca özetlemek gerekirse (tabi anladigim kadariyla : ) Cuaron bütün filmi “previs” adı verilen (hareketli storyboard olarak da adlandırılabilecek) bir yöntemle önceden “çekmiş”. Bu previs onaylandıktan sonra filmi “gercekten” çekmeye başlamış. Tabi cekmek derken aslinda filmde astronotların yüzleri haric her sey 3D (yani bilgisayarda uretilmis). Sadece oyuncularin yuzleri ozel bir aydınlatma yontemiyle (Led lerden olusan bir kutu icinde) cekilmis. Boylece isigin her planda ve her acida dogru yerden gelmesi saglanmis. Ornegin dunyanin goruntusu oyunculara yansiyacaksa bu LED ekrana veriliyor boylece o planin icinde isik nereden gelecekse oradan gelmesi saglanmis oluyor.

Bu yontem cok iyi sonuclar verse de tabi cekimi epey zorlastirmis zira oyuncularin cok iyi zamanlamalarla dogru hareketleri yapmalari gerekiyor. Ornegin 2. dakikanin 15. saniyesinde belirli bir sey yapmalari gerekiyorsa onu o anda yapmalari gerek! Ne bir saniye sonra ne bir saniye once! Tabi bu bildigimiz yesil ekran tekniginden farkli. Oyuncularin kare kare rotoscope ile zeminden ayrılması gerekmis.

Oyuncuların yercekimsiz ortamdaymis gibi olmasını ise bu film icin gelistirilen 7 akslı motion control sistemi saglamis (yani oyuncular havada suzuluyor gibi gordugunuz her an aslinda o hareketi kamera veriyor. Tabi tum ayrıntılara vakif olmak zor zira post production ekibine göre kendilerine katılan herhangi bir calisanin bile ne yapildigini tam olarak anlamasi 2 hafta suruyormus : ) zaten 100 milyon dolarlik bir butce ve 4 yillik bir yapim surecinden bahsediyoruz. Sonuc gercekten mukemmel. Bugune kadar cekilmis en gercekci uzay filmi ile karsi karsiyayiz. Oyle ki Kubrick’in 2001’i bunun yaninda epey demode kaliyor (icerik olarak degil elbette). Teknik olarak kusursuz ve yepyeni bir seyle karsi karsiyayiz.

Buna karsilik filmin tek elestirilebilecek noktasi herhalde icerigi. Cok derin bir film degil Yercekimi ancak o kadar iyi bir iscilik ve yonetmenlik var ki hayran kalmamak zor. Boylece aslinda sinema tarihinde yeni bir donem de baslamis oluyor: On yil icinde artik oyuncularin sadece performans vermek icin kullanildiklari tamamen 3D (3D derken stereoscopic demek istemiyorum) filmler izliyor olacagiz. Butun bu durum icinde Turk sineması ne olur bilmek zor. Filmcilerimizin hala Adana Antalya odakli yasamlari surer mi? Korkarim evet!

Murch ve 3D SinemaMurch ve 3D Sinema

Gecen aylarda “3D sinemadan bir sey cikmaz” gibi bir yazı yazmistim.

Baska bloglarda ne cahilligim kaldı ne tutuculugum. Neyse ki Walter Murch de benim kadar cahil ve tutucuymus ve surada okuyabileceginiz harika mektupla “3D ise yaramaz ve asla yaramayacak!” seklinde cevrilebilecek bir yazi yazmis.

Mektup Roger Ebert’e gönderilmiş.

Murch’un temel söylemi soyle ozetlenebilir: Insanin iki gözü sadece netlediği noktada kesisir. Oysa 3D sinema bakısımızı netlediğimizden farklı bir noktada kesistirmemizi gerektiriyor. Bu nedenle 600 milyon yillik evrime ters bir girisimdir diyor Murch. İnsanların çok uzun süre 3D film izleyememesini de buna bağlıyor.

Bunun dışında 3D filmler karanlık ve yanal hareketlerde titreme (strobe) üretme eğilimi var diyor.

Son cumlesi soyle:

“So: dark, small, stroby, headache inducing, alienating. And expensive. The question is: how long will it take people to realize and get fed up?”

Cahil adam konuşuyor işte : )

3D Sinema Hakkında

Bu sıralar sık sık “3D ile sinema nasıl değişecek?” şeklinde konuşmalara şahit oluyorum. Bir grup insan sinemanın 3D ile tamamen değişeceğini ve bunun büyük bir devrim olduğunu düşünüyor. Hatta “3D sinema için bence önemsiz bir şeydir” dediğimde eski bir öğrencim “taş kafalı olmuşsun hocam” deyiverdi  🙂

“Taş kafalı” mıyım bilmiyorum ama bence 3D sinema için gerçekten önemsiz bir gelişme. Hatta gelişme mi ona bile emin değilim. 70lerde de böyle bir “3 buutlu” (nedense o zaman böyle denirdi!) film patlaması olmuş ama o furya başladığı gibi hızla bitmişti. Tamam bugünkü teknoloji tabi ki daha iyi ama yine de bu haliyle 3D sinemanın “harika bir deneyim” olduğunu iddia edenleri anlamıyorum.

Aslında itirazım çok temel bir noktadan geliyor: Sanatın amacı nedir? Gerçeği en iyi şekilde kopyaladığımızda en iyi sanatı mı üretmiş oluruz? Rembrandt’ın resimleri 3 boyutlu olsalar daha mı iyi olacaklardı? Ya da tamamen 2 boyutlu portreler (perspektifi de redderek) üreten Picasso, Rembrandt’tan daha mı değersizdir?

Bu soruları çoğaltmak mümkün ama cevapları bence açık: Sanatsal üretimin amacı “gerçeğe yaklaşmak” değil onu yorumlamak ve dönüştürmektir. Bir eserin başarısı bize 3 boyutlu, 2 boyutlu, renkli, siyah beyaz, yüksek çözünürlükte veya VHS kalitesinde sunulmasıyla artmaz veya azalmaz.

Örneğin Godfather gibi bir filmin 3D olmasının gereği ve anlamı yoktur.

Bütün iletişimciler gibi meseleyi Marshall Mcluhan‘a bağlarsak (“Medium IS the message”) 3D ancak eğlence sineması için uygundur diyebiliriz çünkü size anlık bir sansasyon yaşatır, kaydıraktan kaymak gibi, dönme dolaba binmek gibidir ama iner inmez etkisi geçer.

Bu bağlamda Avatar’ı bir başyapıt olarak görenler de var. Bana göre inanılmaz derecede sıkıcı bir film. Arkasında muazzam bir teknoloji ve akıllı bir yönetmen olduğunu kabul etsek de filmin metninin epey çocukça olduğunu da inkar edemeyiz diye düşünüyorum. Ayrıca 3D fimleri izlemek son derece yorucu ve bir pencereden bakmak gibi. Eğer 3 boyut bu kadar önemliyse o zaman hep beraber sürekli tiyatroya gidelim. O çıktığı günden bu yana gerçekten 3 boyutlu ne de olsa!

3D Panasonic!

James Cameron’un sıkıcı filmi “Avatar” dan sonra Panasonic kendisinden beklenmeyecek bir atiklikle ilk taşınabilir Full HD 3D kamerasını duyurdu. Yanda gördüğünüz gibi kamera çift mercekli. En önemlisi de Cameron’un filminde de kullanılan “Convergence Point Correction” sistemine sahip. Yani konunun uzaklığına göre lensler birbirlerine yaklaşıp uzaklaşabiliyor.

AVCHD formatında 1920*1080 Full HD ve dual stream kayıt yapan AG-3DA1 için aslında (optik sistemi hariç) iki adet HMC 151’den oluşuyor diyebiliriz.

Tahmini fiyatı 15.000 Euro olan kamera 2010 Sonbahar’ında satışa çıkacakmış. Şu anda ön talep alınmaya başlanmış.

Eğer bu kamerayı satın almayı düşünüyorsanız Başarı Yayıncılık’tan Ömer Kaşdarma ile görüşebilirsiniz. Ya da bunun yerine gidip kendinize bir araba falan alabilirsiniz 🙂

A&T Bank

ATBANK TVC from ilker canikligil on Vimeo.

Ajans: W’Do / Yapım Şir: Lucid Films – Dilek Aygün / CC & Compositing: Makina (Merih Öztaylan – Emre Aypar) /3D: Efkan Öztürk / Gör. Yön: Tolga Kutlar / Uğur İçbak (Helikopter) / Kurgu: Kerem Dalgayaran

Sonunda RED’i helikoptere de çıkardık. Son 1 aydır üzerinde uğraştığım reklam filmi A&T Bank yayına girdi. Açık havada ve helikopterde RED’in nasıl bir performans vereceğini merak ediyordum. Sonuç beklentilerimi de aştı: 4K footage ile helikopter çekimi yapmak son derece hayırlı bir iş çünkü sonradan zoom yapmayı çok kolaylaştırıyor. Helikopter çekimlerinde başa bela olabilecek Dynamic Range açısından da RED gayet iyi sonuç verdi. Böyle görece zor ve büyük bir prodüksiyonun da altından da kalktığına göre artık RED’le ilgili şüpheler dağılır diye düşünüyorum.

Böyle çok parçalı işler (3D, stok, hava çekimi, greenscreen vs) yapmak biraz zahmetli olmakla birlikte aynı zamanda eğlenceli…

Tüm emeği geçenlere teşekkürler.

Benjamin Button ve Büyük Sahra

desert

Geçen hafta Büyük Sahra’ya gittim… desem ne güzel olurdu ama gitmedim. Yukarıdaki fotoğrafı geçenlerde makro kitap kapağı dokusu ve daha önce çekilmiş buluttan, Photoshop’da 15 dakikada imal ettim. Şu anda çeşitli stok sitelerinde satılıyor ve bir takım insanlar Sahra Çölüne baktıklarını düşünüyorlar.

Yine geçen hafta gördüğüm David Fincher’in “Benjamin Button” filmi “görsel sanatlarda gerçek” meselesini tekrar düşünmemizi gerektiriyor. Filmin ilk bölümündeki bütün Brad Pitt kafaları 3D olarak yapılmış. Bunu okuyup bilmesek anlamamız mümkün değil. Yani böylece gerçek ile gerçek gibi görünen arasındaki ayrım bu filmle artık tamamen yok olmuş oluyor.

İnsanların modellendiği başka filmler de vardı elbette ama bu gerçekçilik açısından bir ilk. Kısa zamanda olmasa bile her şeyin masada bitirileceği filmler çok uzak değil artık.

Fena halde uzun ve sıkıcı olmasına rağmen “teknolojik bir devrim olarak”  filmi görmekte yarar var. Eleştirmen, akademisyen taifesi ve sıradan izleyici için bu dediklerim hiç bir şey ifade etmese de sinema yapmakla ilgilenenler için önemli bir dönüm noktası…