Tag Archive for 'deneme'

C200’le Bir Gün


Canon Türkiye’nin inceliği ile yeni C200’ün “pre production” modelini denedim. 5D MK 4 için yazdıklarımdan sonra bana biraz kırgındılar 🙂

Öncelikle şunu not edelim: Bugüne kadar Canon’dan veya başka bir kamera üreticisinden bir ürün veya sponsorluk almış değilim. Bana gönderilen ürünler test edildikten sonra (ne yazık ki : ) aynı şekilde geri yollanıyor.

Lafa sondan başlayayım: C200 iyi bir kamera. Özellikle model isminden dolayı bunu C100’ün bir güncellemesi gibi görmemek gerekiyor: C200 yepyeni bir kamera ve C100 ile arasında dağlar kadar fark var.

Öncelikle C100’de nefret ettiğim menü burada çok daha iyi ama buna ek olarak kameranın tasarımı, tutuşu, yeni düğmeler, düğmelerin ve giriş çıkışların yerleri, ses seçenekleri, ekrandaki kullanıcı arayüzü bugüne kadar Canon’dan görmeye alışık olmadığımız seviyede. Kamera yalın olarak kullanıldığında gimbal veya drone lar için iyi bir çözüm sunuyor. Tabi ayrıca EF merceklerle kullanıldığında başarılı bir otomatik netleme de sunuyor.

Bunlara ek olarak kendi üzerinde Cfast ortamına 12 bit 4K RAW kayıt tabi ki kamerayı bütün diğer Canon’lardan ayırıyor. Çektiğim görüntüleri ne yazık ki paylaşamıyorum (henüz pre production model olduğu için buna izin verilmiyor) ayrıca Canon’un RAW dosyalarını tam olarak okuyacak bir yazılım da ortada yok zaten. Davinci Resolve 14 beta sürümü dosyaları oynatıyor ancak RAW ayarlarına erişim vermiyor şimdilik.

Bu arada 64 GB lik Cfast sadece 8 dk’lık görüntü kaydedebiliyor. Yani RAW çekecekseniz epey kart ve disk almanız gerekecek!

Dediğim gibi görüntülere detaylı bakabilmiş değilim ama büyük bir saçmalık yapmadılarsa 12 bit RAW’un kötü sonuç vermesi çok düşük olasılık.

C100 Mk 2’nin dinamik aralığı çok başarılı değildi (ideal koşullarda 12 fstop) burada 14 fstop iddiası var (gerçi Canon’un bu konudaki iddialari her zaman güvenilir olmuyor ne yazık ki : ) Yine de C100’den daha iyi olacağı kesin.

İlgimi çeken ama hiç bir yerde konuşulmayan başka bir özellik C200’de “digital audio” girişler olması. 2 adet klasik XLR giriş istenirse AES/EBU digital sinyal kabul edebiliyor. Bu yakında hayatımıza daha çok girecek dijital mikrofonlar için bir başlangıç olabilir!

Kısaca başta dediğim gibi C200 serinin en başarılı modeli olabilir. Bugüne kadar yerden yere vurduğum C serisi sonunda düzgün bir kamera ile karşımıza çıkabildi.

Peki bu kamera alınır mı?

Öncelikle şunu hatırlatayım: Bu “üst sınıf” bir kamera. Yani RAW çekmenin ne demek olduğunu bilmiyorsanız ve renk düzenleme yapamayacaksanız bu kameraya ihtiyacınız henüz yok diyebilirim. RAW’a mutlaka ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız (ve bu bir yanılsama değilse) o zaman bu kamerayı düşünebilirsiniz.

Bu sorulara cevap verdiyseniz Canon’un geriye kalan tek sorunlu tarafı bence fiyatı. Her ne kadar Amerika’daki satış noktalarında 7500 USD gibi iddialı bir fiyat görseniz de aslında bu gövde fiyatı. LCD, handle, kart vs derken fiyat 10-11 bin dolara geliyor. Amerika’da yaşayan ve film işleri yapan biri için bu fiyat makul olsa da Türkiye için yüksek kalıyor bence ama bu konuda yapılabilecek bir şey yok. Bu konu bizim memleketle ilgili.

Fiyat konusu da sizin için önemli değilse büyük olasılıkla bu sınıftaki diğer kameralar Blackmagic URSA, Sony FS ve Panasonic EVA 1 arasında kalacaksınız demektir.

Tabi hepsini oturup incelemedim ama açıkçası aralarında çok büyük farklar olduğunu sanmıyorum. Üç aşağı beş yukarı hepsi benzer malı satıyorlar.

Kısaca bu sınıfta bir kamera alacaksanız gidip sevdiğiniz birini alın ve hemen çekmeye başlayın derim : )

Ya da…

Her zaman dediğim gibi kamera almayın!

Sony A6500

a6500

Sony Türkiye’nin inceliği sayesinde tüketici sınıfının yeni uber kamerasıyla bir kaç gün oynayabildim.

Yeni A6500 Sony’nin son dönemdeki çıkışının en gelişmiş örneklerinden biri ve daha 8 ay önce çıkmış olan A6300’ün bir üst modeli. A6500 aslında A7SII’nin küçük hali de sayılabilir ama açıkçası ben bunu A7SII’den daha çok sevdim.

Sony 24 MP’lik bu küçücük kamerayla harika işler başarıyor. Örneğin Canon’un hayal kırıklığı yaratan güncellemesi 5D MK IV’e koymaktan kaçındığı özelliklerin hepsi bu kamerada var: Log kayıt, LUT’la izleme, gövde içi sabitleme, 4K tam sensörden 2.4 kat fazla örnekleme (oversampling) ile kırpmasız kayıt, 100mbit XAVC kayıt, 100 fps Full HD kayıt, dönebilen LCD ekran…

Sony’nin klasik sorunları bu modelde de devam etmekle birlikte (karma karışık menü sistemi, batarya sorunu, rolling shutter’in fazlalığı vs) sonuç çok başarılı. İşin şaşırtıcı tarafı Sony esasen filmcilere yönelik olmadığı düşünülebilecek böyle bir modelde bile filmcileri unutmuyor.

Bana verilen model pre-production (ön üretim) olduğu için RAW dosyalarını açamadım ama video ile epey oynadım. 3200 ASA’da bile sonuç başarılı. Kameranın otomatik netleme sistemi de hiç fena değil. Ergonomisi son derece iyi. Algılayıcıdan sabitleme sistemi çok çok başarılı ve 5 fstop’luk destek sağlıyor.

2.4 milyon piksellik OLED elektronik vizör de etkileyici (tabi her şeye rağmen henüz optik bir vizör kadar iyi değil ama az kalmış diyebilirim)

Kısaca anlaşıldığı üzere kamerayı çok sevdim. Bugün yanımda taşımak için bir kamera alacak olsam kesinlikle bunu alırdım. APS-C algılayıcılı, bu fiyat aralığında (1400 USD) ve bu boyutta başka kamera aramaya gerek yok diye düşünüyorum. Sunduğu bütün özellikler bazı zayıflıklarına rağmen A6500’ü rahatlıkla APS-C’nin yeni aynasız kralı yapıyor.

Blackmagic

Doğrusu kameralardan sıkıldım. Eskisi kadar yeni yazı yazmama nedenim de bu herhalde.

Dün Togan sayesinde Blackmagic’in kamerasıyla yarım saatlik bir oynama fırsatım oldu. Bu kamerayla ilgili çok heyecanlanan bir sürü insan olduğunu biliyorum. Ne yazık ki onları memnun edemeyeceğim.

Ciddi bir test yapmadım. Hatta kamerayı bile 3-4 dakika kullandım. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Hoş bir çaba, belki gelecek sefere olur.

Kameranın en büyük kusuru ekranı. Güneşli bir günde gölgede bile hiç bir şey göremiyorsunuz. Ya vizör takmak gerekli ya da kendinizi battaniyenin altına falan koymak zorundasınız.

EF lensler bu kameraya takıldıklarında 2.3 ile çarpılıyorlar. Bu da örneğin bizim denediğimiz 16-35 merceği 37-80 haline getiriyor. Zaten bir kameranın beni uyuz etmesi için bu yeterli ama buna sonra dönelim.

Alet şimdilik diyafram değeri göstermiyor ve üzerinde histogram yok. Pozlamayi eski consumer kameralardaki gibi arti eksi tuslarıyla ayarlamak zorundasınız. Kamera SSD disklere isterseniz DNG (uncompressed) RAW kaydı yapıyor.

Çektiklerimize hızlıca baktık. Gerçek raw ile çalışabilmek tabi ki iyi. Beyaz ayarı vs gibi şeyleri sonradan yapabiliyorsunuz ve istediğiniz hassaslıkta renk düzenleme yapabiliyorsunuz. Bu anlamda kamera çok iyi. Dinamik aralığı da başarılıydı (herhalde bütün üreticilerin iddia ettiği gibi 14 stop olsa gerek!)

Kameranın formu da aslında iyi. Dokunmatik ekran başarılı (görebildiğinizde).

Peki ben bu kamerayı alır mıyım? Asla : )

Neden?

Bir kamera alırken onu hangi mercek sisteminde kullanacağınızı da bilmeniz gerek. İddia ediyorum EF Mount lu bir Blackmagic hiç bir işe yaramaz! Neden böyle bir şey yaptıklarını bile anlamış değilim. Eğer kuş videoları çekecekseniz evet 70-200 2.8 iniz harika bir 460 mm haline gelebilir. Onun dışında bir anlam göremiyorum.

Aynı kameranın Micro 4:3 modeli de olacakmış. O belki biraz daha mantıklı olabilir ama bana sorarsanız bir video kamera bu saatten sonra ya Super 35 olur ya da full frame. Ortalıkta bunca PL mercek ve 35 mm fotoğraf merceği varken gidip Micro 4:3 gibi garip bir formata yatırım yapmak bana göre sokağa para atmaktan başka bir şey değil.

İkincisi herkesin dilinde “3000 dolara RAW çekmek harika değil mi?” sorusu var. Kısa cevap hayır değil : ) Renk düzenleme yapacağınız RAW çekmeyi düşündüğünüz bir projeniz varsa gidip düzgün merceklerle ve daha iyi bir kamerayla çekin. Kiralamaya 3000 dolardan az vereceğinize bahse girerim.

Kısaca başta dediğim gibi hoş bir girişim ancak henüz olmamış. Arada derede kalmış bir kamera Blackmagic. Profesyonel olmak için yetersiz amatör olmak için fazla ileri ve büyük. Eğer benzer tarz kamera alınacaksa İkonoskop daha ilginç bir seçim. En azından TV mercekleriyle de çalışabiliyor.

PS: Bu arada dünkü demo modeli 16-35 den başka merceği desteklemedi.

Sizi Seven Kamera: Ikonoskop A-cam dII

Togan Gökbakar ve A-Cam dII

Togan Gökbakar ve A-cam dII


Yıllardır merak edilen kamera Ikonoskop A-Cam DII’yi sonunda deneyebildim.

Bilenler bilir bir Isveç kökenli küçük bir firma olan Ikonoskop epeydir webde dolanan bir şehir efsanesi gibidir. Şuradan da görebileceğiniz gibi firma A-Cam DII adında bir dijital film kamerası yapıyor.

Kamera 16 mm boyutlarında CCD bir algılayıcıya sahip ve bir çok mercekle uyumlu. Yalnız tabi örneğin Canon EF mercekler bu kamera ile çalışırken odak uzaklığı 3 ile çarpılıyor.

Kameranın en şaşırtıcı tarafı 1920*1080 boyutlarında “sıkıştırmasız” 12 bit RAW DNG kaydetmesi.

Dünyada henüz 30 küsür adet olan bu kameralardan biri de (tam olarak 33. sü) Togan Gökbakar’da.

Kamerayla çok uzun olmasa da bir saat kadar oynadım. Fotoğrafta gördüğünüz gibi alet gayet küçük, basit, elde tutması kolay ve zevkli. Tabi bir takım problemleri var: Örneğin vizörü çok kötü (ama bu HD-SDI çıkışına düzgün bir monitör takarak aşılabilecek bir sorun). Aktarım hızı çok yavaş (zira şirket sıkıştırmasız RAW video hızına yetişebilmek için kendi kartlarını tasarlamış ve bu kartları hızlı aktaracak bir sistem bir kaç aya hazır olacakmış.)

Kamera üzerinden izleme yapmak da biraz problemli yani aslında A-Cam DII henüz beta seviyesinde sayılabilecek bir kamera o yüzden sert eleştirmek doğru olmaz.

Gelelim güzel tarafına: Kamera aslında kendi diskine arka arkaya Adobe DNG kareler kaydediyor. Bu kareleri yine Adobe’nin Camera RAW’u veya Lightroom ile açabiliyor ve istediğiniz gibi renk düzenleme yapabiliyorsunuz. Sonra After Effects’e bu dosyaları import ederken ilk karenin rengi  istediğiniz gibiyse diğer kareler de aynı şekilde açılıyor.

Bunun sonucu olarak artık alıştığımız ve hatta neredeyse sıkıldığımız RED ve Alexa görüntüsünden farklı ve daha “analog” bir görüntü ile karşılaşıyoruz. Bugüne kadar gördüklerim arasında A-Cam DII renk olarak filme en yakın kameralardan biriydi diyebilirim.

Tabi A-Cam DII henüz profesyonel bir ortamda kullanılacak düzeyde değil ve bunca devin olduğu bir alanda şirket varlığını sürdürebilir mi emin değilim ancak sadece Adobe DNG’ye verdikleri destek ve sıkıştırmasız RAW israrları bile çok sempatik.

Zaten kamera açılırken ekranda “A-Cam DII The Camera Loves You” yazıyor!

Algılayıcının küçüklüğü bir sorun gibi görülebilir ancak 2/3 merceklerle uyum aslında bir avantaj. Kısaca A-Cam DII parlak bir fikir fakat henüz bitmemiş bir uygulama. Uzun film çekilebilir mi şu haliyle? Şimdilik zor ama umut var.

Şuradan Togan’ın Ikonoskop ile çektiği bazı denemeleri görebilirsiniz.

One Night in RED*

*Kırmızı Bir Gece

Sonunda RED’i gördük. Sevgili Ergin Öztürk‘ün inceliği ve Guerilla Films‘in konuk etmesi sayesinde, Alp ve Ufuk‘un katılımıyla yıllar süren bekleyişin sonunda RED’i omzuma alıp bir kaç plan çekebildim. Bir takım sıkıcı testler de yaptık tabi onlara da sonra geleceğim ama şimdilik sadece hissiyattan bahsetmek yeterli.

** Kamera hafif değil. 35 mm’ye göre veya Arri D20’ye göre epey hafif ama sonuçta yine de prosumer video kameralarla kıyaslanmaz. 10 dakika taşıyınca belde bir sızlama yaratıyor 🙂

** Tasarımı ve malzemesi iyi görünüyor. 3 saatlik deneme sırasında bir kere kilitlendi. Her açış yaklaşık 30 sn. sürüyor.

** Test çekimleri biraz sıkıcıydı ama omuza alıp gerçek mekanda çekim yaparken çok zevkli. Özellikle 50 mm 1.4 veya 85 mm ile çekim yapmak bugüne kadar adaptörlerle debelenen biri için çok çok zevkli.

** Görüntü kalitesiyle ilgili testleri henüz ayrıntılı incelemedim ama 4K çözünürlük tabi ki iyi görünüyor.

** İş akışı (workflow) sorunları olduğunu düşünüyorum. Bunları ayrıntılı olarak yazacağım fırsat bulunca.

Bütün olası sorunlara ve çekinceye rağmen RED bence güzel. Bugüne kadar gördüğüm en güzel video kamera diyebilirim (her ne kadar üreticileri ona video kamera demeseler de!)

Devam Edecek!