Tag Archive for 'fotoğraf'

Lik Fenomeni

lik_phantomGeçen haftanın eğlenceli sanat olayı Peter Lik fırtınasıydı.

Peter Lik’i tesadüfen geçen yıl keşfetmiştim: Özetle kendisi Amerika’da onlarca galerisi (kendine ait galerileri) olan Avustralyalı bir manzara fotoğrafçısı. Çektiği fotoğraflar gelişmiş stok fotoğraf düzeyinde: Aşırı derecede renkli bir takım manzara fotoğrafları bunlar.  Lik çoğu fotoğrafından 950 edisyon yapıyor (evet 950!) ve bunları binlerce dolara satıyor. Dediğim gibi geçen sene kendisini keşfedip şaşırmıştım. İnternet’te biraz arayınca hafif yollu bir “çarpan” olduğu sonucuna varmıştım.

Elbette bir takım insanlar evlerine ve işyerlerine manzara fotoğrafları asmak istiyor olabilirler. Bunun için onları küçümseyemeyiz ve kızamayız. Bu amaç için de Lik’in fotoğrafları uygun olabilir. Bana göre de fazla renkli ve cilalılar ama yine de yaptığı işi tamamen küçümsemek yanlış olur. O fotoğrafları çekmek epey emek isteyen bir şey ve Instagram’da filtrelere abanmak kadar kolay değil ama yine de şişirilmiş bir fiyat politikası olduğu açıktı ve kendisine “master photographer” demesi ilginç gelmişti.

Şuradaki videodan Peter’in nasıl biri olduğunu görebilirsiniz. Kendini çok önemsese de bence sevimli sayılabilir.

Bu tuhaf Avustralyalı geçen hafta dünyanın en pahalı fotoğrafını satmış olduğu haberiyle sanat dünyasını karıştırdı. Böylece Andreas Gursky’nin “Rhein II” adlı fotoğrafı 4.5 milyon dolarlık rekoru kaybetmiş oluyordu.

Gursky’nin ifade ettiği her şeyin tam tersi olabilecek birinin bu seviyede iş satması sanat dünyasının kabul edemeyeceği bir şeydi. Şu yazıda Guardian’ın sanat eleştirmenlerinden biri Lik’in “Otel kalitesindeki” fotoğrafının 6.5 milyon dolar etmesiyle dalga geçti ve fırsat bu fırsat deyip “fotoğrafın zaten sanat olmadığını ve hiç bir zaman olamayacağını” yazıverdi. Sonra başka bir Guardian yazarı buna cevap verdi ve “Fotoğraf sanattır, sanat kalacaktır” şeklinde bir slogan attı. Martin Parr “Lik’in ticari olarak başarılı olduğunu” kabul etse de “sanat dünyasında asla yeri olmadığını” belirtti (Parr en fazla 7000 pound’a fotoğraf satabiliyormuş)

Özetle yıllardır duymadığımız “fotoğraf sanat mıdır?” saçmalığı yeniden gündeme geldi (Yıllar önce Nazif Topçuoğlu “İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor Yani?” adlı kitabında “Bu soru lisanen yanlıştır” diyerek konuyu kapatmıştı aslında.) Ayrıca sanatın parayla ilişkisi tekrar karman çorman oldu.

Her ne kadar ben de Lik’i bir sanatçı olarak görmesem de bu konu tartışılırken bir süredir gözlediğim sanat dünyasının temel hastalığı yeniden dikkatimi çekti: Sanat dünyasında “güzel” en korkulan şeydir. Bir “iş” (biliyorsunuz her sanat ürünü bir “iştir”!) eğer biraz renkliyse veya grafik olarak çekiciyse yandığınızın resmidir. Dekoratif olmak en büyük günahtır! Oysa örneğin Gursky’nin işleri de bir noktada son derece grafik ve dekoratif. Şahsen ben evimde bir Gursky olsun isterdim ama 4.5 milyon dolarım olmadığı için bu hevesimden vaz geçmek durumundayım : )

Bir küratör bana da “işleriniz çok güzel, bu kötü bir şey” demişti bir seferinde.

Bütün bu garabeti bir yana bırakırsak fotoğrafın ve genel olarak sanatın zor durumda olduğunu kabul etmemiz gerek. Lik bence değersiz olsa da sanat dünyasının da ondan çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Aslında konu bir iktidar mücadelesinden başka bir şey değil: Martin Parr ve (onun içinde olduğunu gururla söylediği “sanat dünyası”) aslında “zamanın ruhunu biz belirleriz ve neyin sanat olup neyin olmadığına biz karar veririz” demek istiyor. Lik ise büyük olasılıkla bununla hiç ilgilenmiyor ve aslında bence dalga geçiyor (doğrusu satışın gerçek olduğunu bile sanmıyorum).

Lik’in fotoğrafları değersiz ve klişe olabilir ama aynı şekilde “sanat” sayılan bir çok fotoğrafın da benzer şekilde klişe olduğunu unutmamak gerek. Bunların tek farkı Lik’in tam tersi yönde olmaları: Renkleri özellikle soluk, grafik olarak bilinçli olarak özensiz, sosyal meselelerle fazla ilgili ve aslında bir şey dermiş gibi yapıp hiç bir şey demeyen bir sürü fotoğraf var.

Ne yalan söyleyeyim iki tarafın da karşısında olmakla birlikte Lik bana bütün ticari manipülasyonuyla daha Amerikan, daha saf ve samimi geliyor. Parr’ın küstahlığı veya Lik’in umarsızlığı… Hangisini seçerdiniz?

Contra ve Yeni Site

Yeni Türkiye

Yeni Türkiye – Pleksi altında gümüş kağıda arşivsel pigment baskı, 100cm*100cm, Ed. 1/3

Yukarıdaki iş ve diğerleri Contra çerçevesinde Londra’da sergilenecek. Yaklaşık 2 yıl önce fotoğrafa ağırlık vermeye karar vermiştim. Bu konuda bir site açmak için belli sayıda fotoğraf birikmesini beklemiştim. Geçen aylarda çalıştığım galeriden ayrıldım ve bağımsız olunca artık zamanıdır diye düşündüm ve Photography.ilkercanikligil.com adresinde bugüne kadar sergilenmiş işleri topladım.

Ne yazık ki site yalnızca Ingilizce olarak izlenebiliyor.

Fotoğraf Okuma Devam

AFSAD’ın dergisi Kontrast’ın Nisan Mayıs sayısı için iki fotoğrafımla ilgili yazdığım yazı aşağıdaki resme tiklayarak okunabilir. Bu fotoğraflar geçen yıl Contemporary Istanbul 2013’te yer almıştı. _70A2763

Fotoğraf OkumaFotoğraf Okuma

AFSAD’ın dergisi Kontrast’ın Ocak Şubat sayısı için iki fotoğrafımla ilgili yazdığım yazı aşağıdaki resme tiklayarak okunabilir.

kontrastocaksubat

Sergi: More is Less* (Çok aslında azdır)Exhibition: More is Less

moreisless3

Fırlatmaya 10 Saniye, 2013, Pleksiglas Altında Arşivsel Pigment Baskı, 150*190 cm

Bir süredir filmcilikten çok fotoğrafla ilgilendiğimi bu blogu izleyenler belki fark etmiştir: Bir prodüktöre ve ekibe bağlı olmamak, bireysel olarak hatta neredeyse tek başına ve görece çok daha küçük bütçelerle yapılabilir oluşu, kalıcılığı (bir fiziksel nesne olarak varlığı) beni epeydir cezbediyordu fotoğrafın.

19 Aralık Perşembe akşam 18.30’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi Galeri alanında ilk solo sergimi açıyorum. Sergide bir adet de 4K video yer alacak (yani filmciliği de birakmiyorum : ). Bu video Canon’un 4K HDSLR’i EOS 1Dc ile çekildi. Compositing işlemini Otomat’ta Emre Aypar ve Yasin Yalva yaptılar.

Açılışa katılmak isteyenleri beklerim. Katılamayacak olanlar için sergi 18 Ocak’a kadar açık kalacak.

Sergideki işlere şuradan ulaşılabilir.

PS: Bu blogda az olur ama 4K da nedir diyenler icin yeni UHD (Ultra High Definition) TV standardina 4K diyoruz. Bu sistemde 3840*2160 piksel cozunurlugunde video kareleri ile çalışmak gerekiyor. Bu da dort adet HD resim anlamina geliyor.

moreisless3
10 seconds to Ignition, 2013, Archival Pigment Print mounted to plexiglass in artist’s frame, 150*190 cm

My first solo show is open between 19 December 2013 – 18 January 2014 at Zorlu Center PSM Gallery Area.

The concept of the show is the multiplication of things (especially buildings) in modern world. The show contains 10 heavily manipulated big prints and a 4K video.

You can watch a short video about the exhibition on youtube (with english subtitles)

You can visit see the works here.

SergiSergi

sirens

İlker Canikligil, Sirenler, 2013, Pleksi altında Arşivsel Pigment Baskı, çerçeveli 120×205 cm, Ed:1/3

Bu Perşembe (15 Ağustos) Galeri ArtOn‘da açılacak Crossroads III başlığı altındaki karma sergide İki adet fotoğrafım 10 Eylül’e kadar görülebilir.  Yukarıda küçük bir örneğini gördüğünüz işi tabi gerçek boyutlarda (120*205) izlemek daha heyecanlı oluyor : )

Tabi bunlara fotoğraf demek tam olarak doğru değil zira ikisi de “yapılmış” fotoğraflar. Epey uzun saatler sonucunda ortaya çıkan yukarıdaki kare 15000*9000 pikselden olusuyor : )

16 bitlik bir is akisinda Photoshop’ta bu dosyalari cevirmek çok kolay degil tabi ama SSD disk ve iyi ekran kartlariyla artik eskisi kadar zor da degil.

Isin teknik tarafiyla estetik tarafini ayirmak zor: Bir fotograf gören insanın “Bu Kim? Burasi neresi?” gibi sorular sorması normaldir ama benim canımı sıkıyor. Bir fotoğrafa baktığımızda gerçekten dünyayı mı görüyoruz?

Asla!

Bir fotoğrafa (veya daha genel anlamda bir teknik görüntüye) bakarken o fotoğrafı “yapan” kişinin zihnine açılan bir pencereyi görüyoruz. Bu kadar büyük bir şansı sadece dünyayı izlemek, gözetlemek, dikizlemek için kullanmak bana ziyanlık gelir daima.

Peki yukarıdaki işe bakınca ne anlamak ne hissetmek gerekli? Neyi gösteriyor bu fotoğraf?

2012 Tahminleri2012 Tahminleri

Şurada 2010 yılına ait tahminlerimi yazmıştım. Bazılarını tutturmuşum ama mesela Canon beni yanıltıp 2011’de yapti EF video kamerasını.

Gelelim 2012 tahminlerime. Tabi bunlar sadece tahmin. Alım satım kararlarınızı buna göre vermenizi öneremem : )

* Kolaydan başlarsak 5D MK III 2012’nin Eylül ayında duyurulabilir. Fakat Canon’un aynı zamanda bir cine DSLR çıkarmak istediğini biliyoruz. Bu durumda 5d MK III  hayal ettiğimiz kadar gelişmiş video özellikleri taşımayabilir. 1Dx deki megapiksel açısından geri adım (18 MP) bazı profesyoneller arasında hoşnutsuzluk yarattı. Buna göre belki de 5d MK II 32 – 36 MP olabilir.

* Canon’un yeni S35 kamerası EOS 300C iyi satacak (özellikle Amerika’da) fakat Canon bu seride başka kameralar da çıkaracak. Yavaş hareket eden bir şirket oldukları için o kameralar 2013’e kalır diye düşünüyorum. EOS 300C şu haliyle pahalı. Belki bir miktar fiyat düşürebilirler.

* Alt seride 7D MK II – 70D – 700D gibi kameralar beklenebilir. Bu da 1Dx’in kırpılmış bir hali olacaktır doğal olarak. 7D mk II nin olacağına ihtimal vermiyorum. Bence 7D’nin devamı olmayacak.

* Sony’nin F3’ü iyi bir kamera ve Sony’de boş durmayacaktır. F3 için yeni mercekler çıkabilir.

* Af101 ne yazık ki yanlış bir kamera ve gördüğüm kadarıyla iyi satmıyor. Panasonic yeni bir şey yapsa iyi olur ama onlar da çok hızlı değiller.

* Bence en büyük değişim amatör fotoğraf alanında oluyor. Iphone 4s’in kamerası gayet iyi. Hatta 4’teki kamera da iyiydi. Instamatic gibi başarılı uygulamalar ve destek uygulamaları sayesinde artik elinizin altında sadece kamera değil küçük bir fotoğraf işleme sistemi var. Gerçi kullanılan efektler bazen epey zevksiz ama hızla gelişecektir. Iphone ve turevlerinin işlemci gücü hızla artıyor. Bu durumda pocket cam denen aletlere kimin ihtiyacı var ki? Bence pocket cam satışları önümüzdeki yıllarda hızla düşecek.

* Dünyada Alexa ve RED arasındaki savaş son hızla devam edecek (Alexa’nin yükseltimle 120 kareye çıkacağı duyuruldu) Türkiye’de Alexa kesin olarak galip geldi ne yazık ki çünkü Alexa’nın “kutudan çıktığı gibi” daha iyi görüntü verdiği konusunda herkes hem fikir. RED ile çekerseniz post sırasında daha fazla uğraşmanız gerekebiliyor.

* Ipad 3 çıkacak. Aletin 2048*1500 gibi bir çözünürlükte LED ekrana sahip olması bekleniyor. Sinemacılar için müthiş bir deneyim olacak. Tabi örneğin EOS kameraların hala Ipad ile kontrol edilememesi nasıl bir akılsızlıktır anlamak mümkün değil.

Herkese iyi seneler!

EOS 600DEOS 600D

Canon’un ne yapmaya calıştığının anladığımı söyleyemem: 600D, 1100D, 60D gibi alt seviyede 3 degisik ürün gamı yarattılar.

Böyle bir kaosun içinden nasıl çıkılır ondan da emin değilim. Galiba amaçları biraz da kafa karıştırmak.

Bütün bu kameralar birbirlerine çok benziyor ve ufacık farklarla ayrılıyorlar. Aslında aynı malı değişik kutulara koyup yazılımsal olarak kısıtlamak gibi bence rezil bir pazarlama anlayışı bu.

Hal böyle olunca da doğal olarak pek heyecan duyamıyoruz bu aletlerle ilgili. Aslında on yıl önce rüyamızda bile göremeyeceğimiz kameralar olmasına rağmen şimdi sadece uykumuzu getiriyorlar 🙂

Yine de tabi bu işlere yeni başlayanlar, öğrenciler ve meraklılar için yararlı gelişmeler bunlar. Sonuçta aslında farklı sınıflarda olsalar da bu kameraların 7D den veya 5D’den çok da kötü olduklarını söyleyemeyiz. Hele de fiyatlarını karşılaştırırsak!

Yeni kamera 600D hakkında bilgi her zamanki gibi şurada.

Fuji X100Fuji X100

Profesyonel fotoğrafçılara (veya kendini öyle görmek isteyenlere) yönelik kompakt kamera pazarı iyice karışıyor.

Fuji’nin yandaki (bence şimdilik harika görünen) projesi X100 özellikle geleneksel fotoğrafçıların “optik bakaç” ihtiyacını yenilikçi bir şekilde karşılayacak gibi: Hybrid Viewfinder adı verilen bu sistemde isterseniz optik isterseniz LCD bakaç kullanabiliyorsunuz.

Şuradan ayrıntılı olarak incelenebilir. Kamera henüz çıkmadı.

Sony’den SLT: Alpha 55

Uzun yıllardır konuşulan bir şey sonunda gerçek oldu: Sony’nin yeni fotoğraf makinesi Alpha 55 SLT (Single Lens Translucent) teknolojisini kullanıyor.

SLT kameralar bildiğimiz DSLR’lardan farklı olarak geçirgen ve sabit bir ayna kullanıyorlar. Ayna ışığın büyük kısmını algılayıcıya yolluyor. Küçük bir kısmını da AF (autofocus) algılayıcısına yolluyor.

Böylece sürekli Live View kullanabiliyorsunuz ve aynı anda hızlı bir auto focus desteği alabiliyorsunuz. Video çekerken de bu destek sürüyor. Buna ek olarak aynanın kalkıp inmesi gibi bir teknik problem olmadığı için saniyede 10 kare gibi hızlara çıkabiliyorsunuz.

Tabi bu durum yüzde 30’luk bir ışık kaybına neden oluyor ve ayrıca optik bakacınız olmuyor (eh her şeyin bir bedeli var elbette)

Bu devrimci girişimle tamamen aynasız ve büyük algılayıcılı NEX3 ve 5′ ten sonra Sony şimdi de hem aynalı hem hızlı auto focus yapabilen başka bir seri yaratmış oluyor.

Alpha 55 1080p video da çekebiliyor ama tabi şimdilik sadece 29.97 fps hızında : ) Bu Japon firmaları ne zaman PAL diye bir şeyi kabul edecek merak ediyorum.

Ayrıntı şurada.

Hipstamatic 2

Yeni oyuncak Hipstamatic’le oynamaya devam! Yukaridaki bugüne kadar çektiğim en iyi karelerden biri… Bunun bir cep telefonu ile çekilmiş olması kaderin bir oyunu olsa gerek!

Neden?

Sanırım bir sürü neden var. Bence ilki kontrolsüzlük: İstediğiniz gibi çerçeve yapamıyorsunuz. Bu bir sorun olduğu kadar aynı zamanda bir sürpriz faktörü getiriyor işe.

İkincisi ağır bir makine taşımak zorunda olmamanız. Çekmek istediğiniz bir şey mi oldu? Cep telefonunu doğrultun ve çekin. Hepsi bu. Çanta yok mercek değiştirmek yok!

Bunu 5D MK II ile çekebilir miydim? Hayır çünkü hem izin vermiyorlar hem de o anda yanımda değildi. Kıssadan hisse: En iyi kamera yanınızdakidir!

2009 Biterken2009 Biterken

Bu yıl sinema – video – fotoğraf alanlarında önemli gelişmeler oldu.

* RED Türkiye’de hızla yaygınlaştı. Her zamanki gibi başta soru işaretleri ve bilinçsiz itirazlar (veya bilinçsiz amigoluklar) olsa da beklediğimden hızlı bir gelişim oldu ve bir çok kiralama şirketi RED’leri ikişer üçer satın almaya başladı. İş akışı problemleri de daha yavaş olmakla birlikte çözülüyor. Avid hala uyuyor bakalim ne zaman uyanacaklar.

* Canon 5D MK II kullanıcılarını 6 ay elle diyafram kontrolü için, bir 6 ay da kare sayısı için bekletti. 2010’da bu hasretin biteceğini umuyorum. Bütün bu saçmalığa karşın 2009 HDSLR’ların yılı oldu diyebiliriz.

* Panasonic ve Olympus çok hayırlı bir iş yaparak Micro 4:3 formatında, büyük algılayıcılı ve değişebilir mercekli kameralar çıkardılar (Olympus Pen ve Panasonic GH1 – GF1)

Peki seneye neler olur?

* Canon’un mutlaka 5D MK II özelliklerinde EF uyumlu bir video kamera çıkaracağını düşünüyordum. Ne gariptir ki bu konuda da beni yanılttılar. Elinde bu kadar geniş bir mercek seti ve algılayıcı teknolojisi olan bir şirketin neden video kamera yapmadığını anlamak mümkün değil. Sonuç olarak 2010 için bu beklentimi koruyorum ama eskisi kadar emin değilim. 2010’da 5D MK III beklenmiyor ama 1Ds MK IV’un geleceği neredeyse kesin. 35 MP olmasını beklediğim bu kamerada videoyla ilgili surprizler de olabilir.

* Micro 4:3 işi hız kazanarak devam edecek ve yeni modeller gelecektir. Nikon ve Canon’un bu pazara girmeleri gerekirdi ama ortada daha önce de bahsettiğim bir sorun var: Ellerindeki APS-C merceklerle uyumlu bir sistemle pazara girseler bu sefer 500D gibi kameraların satışı ciddi şekilde baltalanacak. Micro 4:3’le de giremezler. Bu nedenle ne yapacaklarını bilemediklerini ve dua edip Micro 4:3’ün unutulmasını dilediklerini sanıyorum 🙂

* Sony: Her zamanki tuhaf inadıyla kendi bildiği şekilde ucubik kameralar yapmaya devam edecektir. Yeni EX turevleri yapabilirler. Zaten EX serisi çok tuttu. Buradan daha çok ekmek yiyeceklerdir. Ne yazık ki kötü bir codec kullanıyorlar.

* Panasonic: Emin olduğum tek şey: Panasonic büyük algılayıcıya geçecek. Yeni codecleri de umut veriyor ama sevgili Pana büyük olasılıkla harika bir kamera yapıp buna dünyanın en kötü LCD ekranını koyarak kendi kendini baltalayacaktır.

İyi seneler!