Tag Archive for 'kamera'

Page 2 of 6

CNK 4K Kamera!

imgresSabah erken kalkanın (daha doğrusu öyle zannedenlerin) kamera yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Bu blogu izleyenlerin bildiği gibi aslında yıllardır bunun böyle olacağını konuşmuştuk. Kameranın da bir bilgisayar haline gelmesi aslında toplama parçalarla bile bir kamera yapılabilmesini sağlayacaktı ve öyle de oldu. Bu süreç daha da hızlanarak ilerleyecektir.

“Neden artık yeni kameraları yazmıyorsun?” diye soranlara da bu açıklamayı yapmak gerekiyor: Kameraların büyük devrimi bu blogun en aktif olduğu günlerde yaşandı bitti zaten. Bundan sonrası artık birbirine benzeyen bir sürü kameradan ve detaydan başka bir şey değil. Bunlar da beni pek heyecanlandırmıyor açıkçası. CNK 4K kamera gerçek olsaydı (Canik 4K da denebilir : ) şöyle bir kamera yapardım:

* Hafif, küçük! Blackmagic ebatlarını geçmeden fakat kutudan öte elde tutulabilir ve üzerinde pervane olmayan tasarım! * Full Frame (24*36 mm), EF mount, 12 MP algılayıcı, 4K da 120 fps ve HD’de 240 fps (penceresiz) RAW kayıt (arti proxy olarak Prores 720p) * Sensor kırpma fonksiyonu ile başka mercek sistemlerine HD’de tam uyumluluk (4K da olamıyor tabi) * Sensörden stabilizasyon, tilt ve shift seçenekleri. * Cfast kartlara kayıt (CF’in yeni sürümü) * Dönebilir 5 – 7 inch arasi Oled kamera üstü monitör * Global shutter ve 5000 USD altında fiyat

Bu kamerayı yapabilen yok henüz fakat geç uyananların yaptığı şöyle bir sürü kamera var:

* AJA’nın da saati şaşmış ve Cion adıyla kamera işine girmiş: http://www.aja.com/en/products/cion

* Herkes balığa giderken uyuyan Panasonic 4K‘ya bulaşmış.

* Blackmagic iddialı fikirlerle ortaya çıkardığı fakat başarısız modellerin ardından URSA ile şansını yeniden deniyor.

* Sony 5D MK ları yıllarca izledikten sonra A7s ile 4K’yı aynasızlara getiriyor. Bu kameraların her birinin hoş özellikleri var ama yine de hiç birini almazdım doğrusu! Beklemeye devam : )

Sony’den Yeni Bir Fikir: QXSony’den Yeni Bir Fikir: QX

QX10Epeydir konuşulan yeni kamera konsepti QX10 ve 100 olarak iki modelle ortaya çıktı.

Sony’nin bu iddiali ve bence parlak (ama tutmayacak) fikri temelde yalnızca bir akıllı telefonla birlikte çalışabilen bir algılayıcı ve lens ikilisinden oluşuyor.

Kısaca kamerayı akıllı telefona iliştiriyorsunuz ve Wifi/NFC sayesinde 1 inch buyuklugunde duzgun bir algılayıcıya ve Carl Zeiss’dan 1.8 diyaframa sahip, optik zoom’u da olan bir merceğe kavuşuyorsunuz.

Ne diyelim? Klasik bir Sony girişimi: Her zamanki gibi en deneysel ve iddali işleri yapan Sony oluyor ne yazik ki buyuk olasilikla ekmeğini Samsung ve Apple yerler ileride : )

500 USD fiyatlı üst model QX100 ve 250 USD’lik kırpılmış QX10 arasında tercih yapılabiliyor. QX100’un algılayıcısı (20 MP) ve merceği daha iyi diğerinin ise daha yüksek zoom seçeneği var. Her ikisi de HD video kaydedebiliyor.

Böylece aslında kamera dediğimiz şeyin de değişimine tanık oluyoruz. Bu blogda hep söylediğim gibi kamera aslında bir bilgisayar olma yolunda hizla ilerliyor.

Alınır mı? Olabilir. Çok tutar mı? Sanmıyorum. Özellikle 500 dolarlık fiyatı ve yanında akıllı telefon gerektirmesi gerçek fiyatını yükseltiyor ama yine de meraklılar için ilginç bir gadget olduğu kesin!

Şuradan bakılabilir.

BlackmagicBlackmagic

Doğrusu kameralardan sıkıldım. Eskisi kadar yeni yazı yazmama nedenim de bu herhalde.

Dün Togan sayesinde Blackmagic’in kamerasıyla yarım saatlik bir oynama fırsatım oldu. Bu kamerayla ilgili çok heyecanlanan bir sürü insan olduğunu biliyorum. Ne yazık ki onları memnun edemeyeceğim.

Ciddi bir test yapmadım. Hatta kamerayı bile 3-4 dakika kullandım. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Hoş bir çaba, belki gelecek sefere olur.

Kameranın en büyük kusuru ekranı. Güneşli bir günde gölgede bile hiç bir şey göremiyorsunuz. Ya vizör takmak gerekli ya da kendinizi battaniyenin altına falan koymak zorundasınız.

EF lensler bu kameraya takıldıklarında 2.3 ile çarpılıyorlar. Bu da örneğin bizim denediğimiz 16-35 merceği 37-80 haline getiriyor. Zaten bir kameranın beni uyuz etmesi için bu yeterli ama buna sonra dönelim.

Alet şimdilik diyafram değeri göstermiyor ve üzerinde histogram yok. Pozlamayi eski consumer kameralardaki gibi arti eksi tuslarıyla ayarlamak zorundasınız. Kamera SSD disklere isterseniz DNG (uncompressed) RAW kaydı yapıyor.

Çektiklerimize hızlıca baktık. Gerçek raw ile çalışabilmek tabi ki iyi. Beyaz ayarı vs gibi şeyleri sonradan yapabiliyorsunuz ve istediğiniz hassaslıkta renk düzenleme yapabiliyorsunuz. Bu anlamda kamera çok iyi. Dinamik aralığı da başarılıydı (herhalde bütün üreticilerin iddia ettiği gibi 14 stop olsa gerek!)

Kameranın formu da aslında iyi. Dokunmatik ekran başarılı (görebildiğinizde).

Peki ben bu kamerayı alır mıyım? Asla : )

Neden?

Bir kamera alırken onu hangi mercek sisteminde kullanacağınızı da bilmeniz gerek. İddia ediyorum EF Mount lu bir Blackmagic hiç bir işe yaramaz! Neden böyle bir şey yaptıklarını bile anlamış değilim. Eğer kuş videoları çekecekseniz evet 70-200 2.8 iniz harika bir 460 mm haline gelebilir. Onun dışında bir anlam göremiyorum.

Aynı kameranın Micro 4:3 modeli de olacakmış. O belki biraz daha mantıklı olabilir ama bana sorarsanız bir video kamera bu saatten sonra ya Super 35 olur ya da full frame. Ortalıkta bunca PL mercek ve 35 mm fotoğraf merceği varken gidip Micro 4:3 gibi garip bir formata yatırım yapmak bana göre sokağa para atmaktan başka bir şey değil.

İkincisi herkesin dilinde “3000 dolara RAW çekmek harika değil mi?” sorusu var. Kısa cevap hayır değil : ) Renk düzenleme yapacağınız RAW çekmeyi düşündüğünüz bir projeniz varsa gidip düzgün merceklerle ve daha iyi bir kamerayla çekin. Kiralamaya 3000 dolardan az vereceğinize bahse girerim.

Kısaca başta dediğim gibi hoş bir girişim ancak henüz olmamış. Arada derede kalmış bir kamera Blackmagic. Profesyonel olmak için yetersiz amatör olmak için fazla ileri ve büyük. Eğer benzer tarz kamera alınacaksa İkonoskop daha ilginç bir seçim. En azından TV mercekleriyle de çalışabiliyor.

PS: Bu arada dünkü demo modeli 16-35 den başka merceği desteklemedi.

Sony Geri DöndüSony Geri Döndü

Yazmakta geciktim ama sitenin forumu benden hızlı gidiyor nasil olsa : )

Evet Sony herkesi şaşırttı ve tarihin en büyük geri dönüşlerinden birine imza attı diyebiliriz. Yeni F5 ve F55 gerçek birer bomba! Birincisi XAVC adlı yeni codec intra frame çalışıyor (yani kareler arası sıkıştırma yapmıyor) ve 300 Mbit 4:2:2 10 bit destekliyor. Her iki kamera da hem 4K hem 1080p yi aynı anda aynı karta kaydedebiliyor!

Yeni codec XAVC 4K da 120/180 fps kayda izin veriyor (SSD veya SxS Pro medyaya).

Sadece 15 bin dolarlık fiyatıyla 14 stop dinamik aralıkla, 4K’da 120 fps yapabilen bir kamera Canon’a, RED’e ve Arri’ye elektronik kamera alanında “ağır abinin” kim olduğunu hatırlatıyor gibi geldi bana.

Bu kadar da değil: Ek bir modulle 4K 16 bit RAW da destekleyen kameralar (f55 dogrudan destekliyor) aynı zamanda sıfır rolling shutter hatasına sahip.

Ayrıntılı inceleme şansım olmadı tabi ama kağıt üstünde yeni kral Sony gibi görünüyor. Yani kral öldü yaşasın kral!

Photokina

Gecen hafta Photokina sayesinde epey kamera döküldü ortalığa. O kadar çok ki her birine ayrı yazı yazmaya üşendim. Canon EOS 6D, Nikon D600, Sony’nin yeni “full frame” compact kamerası RX1 (dünyada ilk), Leica’nın yeni M’i, Pentax K5, Fuji’nin E1’i, yeni Sony Nex 6, Olympus’un yeni PEN’i, Panasonic’ten çok tutan GH2 güncellemesi GH3, Sony’den Alpha SLT A99… Son olarak  Hasselblad’dan yukarıdaki resimdeki, içi tamamen Sony Nex 7 olan ama dışı pek havalı görünen ve bu yüzden de 6500 USD fiyatla satılacak olan Hasselblad Lunar! Kim ici 1000 dolar olan bir kameraya üstüne Hasselblad yazildi diye 6500 dolar verir? Evet biliyorum var bir sürü meraklı. Bütün bu gürültüye rağmen heyecan verici bir kamera var mı? Doğrusu hayır. Hassel örneğinde olduğu (tabi o olabilecek en uç örnek) gibi birbirine çok benzeyen bir sürü kamera. Tabi ki 10 yıl öncesine göre çok daha şanslıyız ama açıkçası bütün bu modeller uykumu getiriyor. Hele Canon ve Nikon gıdım gıdım veriyor yenilikleri. Oysa neler yapılabilir? Öncelikle dinamik aralıkla pek kimse uğraşmıyor. Dinamik aralıklar hala yetersiz. Biraz daha spesifik ama mesela sensörden tilt and shift le de kimse uğraşmıyor. Oysa muthiş olasılıklar açılabilir. Yüksek kareyle de pek kimse ilgilenmiyor. Varsa yoksa 60 kare… Her kamerada wifi ve GPS olmalı ama bu da henüz çok az modelde var. Aslında haklarını vermek gerek yine en ilginç girişimler Sony’den geliyor. SLT dalgasını onlar başlattı. RX1 de ilginç bir kameraya benziyor. Bakalım arkası gelecek mi? Yıllar önce yine Sony benzer ataklar yapmış (2005’te duyurulan R1) fakat sonra arkasını getirmemişti. Hadi birileri ilginç bir şey yapsın artık!

Lytro Hakkında

Gecenlerde Lytro ile oynayabildim. Sonda soyleyecegimi basta soyleyeyim: Bekledigim gibi Lytro koca bir şakadan başka bir şey degil. Bu haliyle “hiç bir işe yaramayacak” bir alet yapmayı becermişler. Yanlış anlaşılmasın arkasındaki teknoloji ilginc ama ürün gayet saçma.

Neresinden başlasam: Ekran kotu, alet takılıyor, dokunmatik ekran başarısız, cozunurluk çok kotu (1080*1080) ve cok fazla gurultu var, kamera iri, fotograflara sadece kendi yazılımlarında bakılabiliyor. Tabi en onemli soru su: Neden cektigim bir fotografi sonradan netlemek isteyeyim? Profesyonel bir fotografci icin bu cok onemli olabilir. Zira ozellikle haber, kus, spor vs cekerken netlik bas belasıdır. E iyi de zaten bu kamera profesyonellere yonelik degil. E o zaman amatorlere mi kalıyor? Amatorler neden sonradan netlik degistirmek istesin ki? En kotu ihtimalle iki kere daha cekerler.

Amac Iphone’un telefona yaptıgını fotografa yapmak demislerdi. Hic ama hic olmamis. Kisaca herhangi bir akıllı telefon kamerasından daha kotu bir kameraya 500 dolar vermek istiyorsanız hemen Lytro alınız : )

Sony’den Yeni KameralarSony’den Yeni Kameralar

Sony arka arkaya yeni kameralar duyurdu. Bunların en önemlisi “dünyanın ilk tam boy algılayıcılı handycam kamerası” olarak duyurulan NEX-VG900. Böylece 35 mm fotoğraf mercekleri çarpan faktörü olmaksızın video için kullanılabilecek.

Kamerada iyi bir özellik var: Çarpanlı bir mercek taktığınızda alet otomatik olarak 24 mp lik algılayıcıyı kesiyor ve siz normalde göreceğiniz açıyı görüyorsunuz. Sonunda birisi bunu akıl etti. Bravo Sony. Aynı aletin VG30 adıyla APS-C modeli de var. VG900’un beklenen fiyatı 3300 USD.

Diger kamera (fotograf makinesi) A99 yine 24 MP’lik algılayıcıya sahip ve SLT teknolojisini kullanıyor (Hareketsiz geçirgen ayna). Ayrıca algılayıcı üzerinde Phase Detection Autofocus olduğu için kamera aynı anda iki focus sistemini kullanabiliyor. Böylece videoda netlik yapma problemlerini en aza indirmeyi iddia ediyor.

1920*1080’de 60 kare yapabilen kamera 25600 ASA’yi destekliyor.

Üçüncü alet ise sokak fotoğrafçılarına yönelik DCS RX 1. Bu kamerada 35 mm f2 sabit mercek bulunuyor.

Bütün bunlar güzel ama hala AVCHD ve 8 bit’ten kurtuluş yok. Herhalde 10 yıl sonra 8 bit konuşmuyor oluruz diye umuyorum.

EOS MEOS M

Yıllardır tartışılan “aynasız” kameralar sonunda tek tek çıkıyor. Yarın Canon’un Canon M adlı yeni (ve bu algılayıcı boyunda tarihinde ilk) aynasız kamerasını duyuracağı neredeyse kesinleşti.

Kamera 18 MP lik bir APS-C algılayıcı kullanıyor (EOS 7D, 60D, 650D gibi kameralarla aynı). EF-M mount kullanan kameranın 100-12800 ASA arasını doğrudan 25600 ASA’yı H1 seçeneği ile desteklemesi bekleniyor.

1920*1080 video da çekecek olan EOS M normal EF merceklerle de uyumlu olacakmış (bir adaptörle). Neden bu aynasız kameralara bu kadar merak vardır anlamış değilim. Evet ayna çok eski bir teknoloji ve tasarım açısından bir sürü sorun yaratıyor (hız, gürültü, netlik, mekanik vs vs)

Peki bütün bu sorunlara EOS M cevap olabilir mi?

Belki soruyu şöyle sormalı: Bu kameranın G1X’ten ne farkı var? G serisi yıllardır zaten aynasız : ) Eh G1X’in merceği değişebilir haline hoş geldiniz. Fiyat açıklanmamış ama bir tahminde bulunayim: 799 USD!

Görelim bakalım.

PS 23 Temmuz 2012: Fiyat tahminim BINGO! Ayrıntı şurada.

EOS 650DEOS 650D

Beklendiği üzere Canon EOS 650D’yi (Amerika’da T4i) duyurdu ve yine adet olduğu gibi bu giriş seviyesi model Canon’un en yeni teknolojilerini abilerinden önce içeriyor.

Bunların en önemlisi video kaydı sırasında kesintisiz otomatik netlik sağlaması. Bunu yapabilmek için SMT merceklere ihtiyaç duyuluyormuş! Neyse ki kameranın yanında gelen 18-135 mercek bu özelliğe (Step Motor Technology) sahip. Aslında bu teknoloji sadece focus işinin sessiz yapılmasını sağlıyor.

İlk defa bir Canon DSLR’da dokunmatik ekran görüyoruz. Bunun yanı sıra dönebilir LCD ekrana ve 18 MP lik algılayıcıya sahip olan kamera 25600 ISO’ya kadar çıkabiliyor ve Speedlite flaşlar için kendi içinde tetikleyici içeriyor.

EOS serisinin ilk kamerası EOS 650 1987’de çıkmıştı. Böylece yıllar sonra bu defa EOS 650D ile Canon alt sınıfı ele geçirmeye çalışıyor. Mercek dahil Amerika fiyatı 1100 USD.

Ayrıntı şurada.

Kara Büyü!Kara Büyü!

Son haftaların flas haberi Black Magic Design’in kamerası. Yine bir sürü mail geldi “Bunu duydun mu?” diye. Gonderenlere tesekkur ediyorum ne yazik ki ancak yazma firsatim oldu.

Blackmagic Design ilginc bir şirket. Daha önce yaptıklarıyla da ilgimi çekiyordu ancak bu kamera bugüne kadarki en iddali girişimleri denebilir.

Tabi kamerayı denemiş değilim ancak teoride çok iyi görünüyor. SSD disklere çekim yapması, özellikle RAW’un yanı sıra ProRes ve DNX HD çekmesi büyük avantaj. Iphone’a benzer dokunmatik ekranı RED’e kapak olacak gibi görünüyor. En şaşırtıcısı da fiyatı: 3000 doların altında kalabilmesi ve üstüne yanında Davinci Resolve’u hediye vermesi diğer üreticilere ciddi bir darbe olabilir gibi görünüyor… ama olacak mı onu birlikte göreceğiz.

Kameranın bence iki eksisi var: Birincisi 16 mm boyutlarına bir algılayıcıya sahip olması. EF merceklerle uyumlu ama 2.2 çarpanı var. Tabi aletin hafif ve küçük olması da bu sayede olabiliyor. İkincisi de 30 fps den yukarı çıkamaması. Ama yine de aşırı düşük fiyat bu kusurları unutturabilir.

Aletin 4K çekmeye çalışmamasını ayrıca takdir ediyorum. 4K gereksiz bir çaba bence şimdilik.

Aslında önümüzdeki yıllarda buna benzer başka kameralar da göreceğiz. Kamera yapmak eskisine göre kolaylaştı. İşlemci hızları arttı ve veriyolları ve medyalar da eskisinden hızlı. Artık kamera denen şey aslında bir algılayıcı ve bir işlemciden oluşan basit bir bilgisayardan başka bir şey değil. Hal böyle olunca herkesin kendi kamerasını yapması bile mümkün olabilir 5-10 yıl sonra.

Sonuç olarak Blackmagic bence bugüne kadar Sony, Canon, Panasonic’in ve RED’in tam olarak beceremediği bir şeyi becermiş gibi duruyor: Raw video çekebilen ucuz, hafif, kompakt ve uyumlu bir kamera üretmek!

Daha ötesi için kamerayı denememiz gerek. Ayrıntı şurada. Kamerayla ilgili tartışma forumda şurada. 

En İyi Kamera Hangisi?En İyi Kamera Hangisi?

Her gün bu soruyu defalarca duyuyorum diyebilirim.

Tabi ki sorunun net bir cevabi yok. Sizin ihtiyacınız ve bütçeniz neyse onu bilmek gerek. Nikon D800 özellikle çok soruluyor. Kamerayı elime almış değilim ancak göze çarpan şöyle gariplikleri var:

* Video modunda 1.2 gibi garip bir çarpan var. Yani mercekleriniz yuzde 20 daralacak demektir.

* HDMI’dan sıkıştırmasız çıktı verdiği doğru ama bu veri 10 bit değil 4:2:2 ve 8 bit. Ayrıca bu veriyi ne yapacaksınız? External kayıtçı kullanmak falan çok dertli işler bence. 4:2:2 ve 8 bit bir veri için değmez açıkçası.

* 36 MP’lik bir sensörün yüksek ASA’da 22 MP lik bir sensörle başa çıkma olasılığını düşük görüyorum.

Tabi fiyatı ucuz olduğu için ve sonuçta iyi bir kameraya benzediği için herkes çok heyecanlı ama ben Nikon’un video işini iyi yapacağına ihtimal vermiyorum. Daha önceki kameralarında video özelliği çok kötüydü.

Bu arada Fuat Domaniç’in alttaki yorumlarda haber verdiği gibi Sony de şunu duyurdu. NEX FS700 8000 dolara 4K kayıt kartını oynuyor ve böylece Canon’un 15000 dolarlık C300’üne açıkça rest diyor.

Bunlar harika gelişmeler : ) Savaş başlasın! 

5D MK III ile Bir Hafta Sonu5D MK III ile Bir Hafta Sonu


Canon Türkiye’nin inceliği sayesinde yeni çıkan 5D MK III’ü deneme fırsatım oldu (Özellikle Canon Euroasia’dan Göker Göksel’e teşekkür ederim)
Yukarıdaki karelerde (hepsi 6400 ASA şuradan büyük halleri incelenebilir) gördüğünüz gibi geçtiğimiz hafta sonu kamerayla vakit bulabildiğim kadar oynadım. Tabi her zaman söylediğim gibi yaptığım testlerin bilimsel bir iddiası yok. Elimdeki diğer kamera olan 5D MK II ile kıyasladım ve olabildiğince eşit şartlarda karşılaştırmaya çalıştım ama yine de bu konuda zaten çok ciddi siteler var (DXO Mark, Dpreview vs). Benim yorumlarım daha çok deneyime dayalı ve kişisel.

Bu zorunlu açıklamadan sonra herkesin merak ettiğini düşündüğüm bazı konulara geçeyim. Öncelikle dıştan başlarsak yeni 5D’nin gövdesi ve elde tutuşu eskisine göre daha iyi. Ufak bir tasarım dokunuşu sayesinde alet ele çok daha iyi oturuyor. Yeni LCD monitör daha büyük ve daha kaliteli (dinamik aralığı ve renk hassasiyeti bana daha iyi geldi). Bunun yanı sıra ufak tefek değişiklikler de var örneğin CF kart yuvası kapağı eskisine göre daha iyi açılıp kapanıyor vs.

Bu kozmetik değişikliklerin dışında arkadaki bütün düğmeler 7D’deki gibi düzenlenmiş. Yalnız “zoom” tuşu eskiden sağ elle kontrol ediliyordu. Bu kontrol ne yazık ki artık sola geçmiş ve bu kesinlikle yanlış bir karar. Eskiden sol elle netlik yaparken sağ elle de görüntüye zoom yapabiliyordunuz. Şu anda bu imkansız. Neden böyle bir karar verilmiş nedenini merak ediyorum doğrusu (Gerçi “set” tuşuna bu fonksiyon atanabiliyor)

Yeni auto focus sistemi eskisine göre kıyaslanamayacak derecede geliştirilmiş. Çok daha hızlı ve doğru çalışıyor. Ayrıca focus sistemiyle ilgili bir çok kişiselleştirme yapmak mümkün. Yeni vizör daha geniş ve elektronik terazi sistemi eklenmiş. HDR seçeneği JPEG dosyaları üretiyor ve başarılı. Bunun yanı sıra iki kareyi LCD’de yan yana karşılaştırma, çoklu pozlama yapma, kamera içinde RAW dönüştürme, sessiz çekim, saniyede 6 kare hız, 3 fstop compensation (eskiden 2), gelişmiş ses ayarları, kulaklık çıkışı, kayıt sırasında HDMI çıkışını 480p’ye düşürme saçmalığının ortadan kalkması, 29 dakika kesintisiz çekim; hem SD hem CF kart kullanabilme gibi bir çok yenilik var.

Bütün bunlar güzel ama kimse onca parayi HDR Jpeg dosyaları üretmek için vermeyeceğine göre gelelim asıl önemli konuya: Görüntü kalitesi!

Canon’un iddiası kameranın eskisine göre 2 fstop’luk bir üstünlüğe sahip olduğuydu. Kullananların bileceği gibi Mark II’de 3200 ASA ve ötesi kötü görünürdü. Kısaca aslında kamera videoda H1 adıyla 12800 ASA’ya izin verse de 1600 ASA üstü acil durumlar dışında pek kullanılır değildi.
Bu iddia gerçek mi? Sorunun kısa cevabı kesinlikle evet. Mark III 6400 ASA’da bile çok temiz görüntü veriyor. Hatta 12800 ve 25600 bile kullanılmaz denemez. Özellikle eski 5D “renkli gürültü” (Color Noise) üretirdi. Bu yeni kameranın gürültüsü çok daha kabul edilebilir bir “parlaklık gürültüsü” (luma noise) ve filmdeki greni hatırlatıyor. Bunu görünce inanmakta güçlük çektim doğrusu çünkü 4 yıl gibi bir sürede algılayıcı teknolojisinde bu kadar büyük bir gelişme olacağına ihtimal vermiyordum. Bu yüzden bir de RAW dosyalarını incelemek istedim. Tahmin ettiğim gibi RAW’larda bu durum aynen geçerli değildi ve noise seviyesi biraz daha yüksekti. “Acaba ben mi yanlış bir şey yapıyorum?” derken Canon’un meşhur teknik danışmanı Chuck Westfall’un da roportajında aynı şeyi söylediğini görüp rahatladım.

Roportajı okumanızı öneririm ama vakti olmayanlar için olay kabaca şu: Yeni algılayıcı eskisine göre daha hassas ama farklılığın büyük kısmı güçlü Digic 5+ yongasının gerçek zamanlı “gürültü azaltmasıyla” ve her bir photodiyodun arkasındaki gürültü işleyici transistorden ortaya çıkıyor. Böylece sinyal daha algılayıcıda üretildiği anda “temizlenmiş” oluyor.

Tabi aslında bu kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değil. Sonuçta Digic5+ (Digic 5’ten 17 kat hızlı bir işlemci. Bir önceki modeldeki Digic 4 ise Digic 5’ten 4 kat yavaştı) gerçekten çok iyi iş çıkarıyor ve elinize alacağınız kamera 6400 ASA’da son derece temiz bir video ve JPEG performansı sunuyor. “Gerisi beni ilgilendirmez” diyebilirsiniz ve bu konuda haksız da olmazsınız. Alet ışığa o kadar duyarlı ki bir mum ışığında (6400 ASA’da) neredeyse fazla pozlanacak hale geliyor. Stanley Kubrick bu kamerayı görse sevinçten ağlayabilirdi!

Örneğin aşağıdaki kare bir video karesi. Hemen yanında da yüzde yüz detayı görülüyor. Bu kare 6400 ISO’da Neutral ayarlarla çekildi. Gördüğünüz gibi noise yok denecek kadar az.

RAW’larda durum biraz daha farklı. Bunun bir nedeni de video dosyalarının 1920*1080’e küçültülmesi. Aşağıdaki örnekteki gibi RAW’lar daha fazla noise içeriyor ama hala çok temiz sayılabilir. Ayrıca kamera henüz tam olarak çıkmadığı için RAW desteği beta düzeyinde.

Yine Digic5+ sayesinde eski modelin videoyla ilgili en önemsenen sorunları moiré ve aliasing bu kamerada neredeyse yok. Canon bu konuda kesin bir açıklama yapmamakla birlikte artık 22 MP lik algılayıcıdan 1920*1080 üretmek için line skipping kullanmıyor olmalı. En azından sonuçlar öyle gösteriyor.

.

Yukarıdaki karşılaştırma bu durumu gösteriyor. Soldaki kare Mark II’den  sağdaki ise III’ten alınma video karelerinin yüzde iki yüz detayları. Görüldüğü gibi yeni kamera aliasing sorununu giderdiği gibi daha iyi detay çözüyor.

Rolling shutter aşağıdaki örnekte göreceğiniz gibi hala var ama eskisine göre daha az (Westfall’a göre yarı yarıya). Bunun yanı sıra artık videolar ALL-I (intraframe) olarak kodlanabiliyor (Yani her kare sadece kendi içinde sıkıştırılıyor. Bu kurgu için önemli bir avantaj) ve videoya timecode verisi gömülebiliyor (profesyonel filmciler için çok aranan bir özellik) ve kamera 1280*720’de 60 fps’e kadar çıkabiliyor (7D’deki aliasing sorunu olmaksızın)

Büyük Soru: Almalı mısınız?

Bu konuda ne yazsam nasıl olsa birileri kızacak. Nedense Canon’a karşı genel bir kızgınlık var Mark III ile ilgili. Hal böyleyken bu konuda tek bir cevap vermemek en doğrusu çünkü 5D MK III değişik gruplar için değişik anlamlar taşıyor.

Kısaca özetlersem:

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyorsanız ve auto focus sizin için önemliyse (örneğin kuş,doğa veya spor vs çekiyorsanız) Mark III sizin için kesinlikle hayati bir güncelleme sayılır. Yeni auto focus sistemi 1 serisiyle aynı sınıfta.

*** 5D’yi video için yoğun olarak kullanıyorsanız ve düşük ışık koşullarında sıkça çalışıyorsanız ve moiré, aliasing, rolling shutter vs gibi sorunların giderilmiş olması, timecode, 60 fps gibi yenilikler işlerinizde önemliyse yine Mark III sizin için çok önemli bir güncellemedir.

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyor ama yapay ışık veya flaş kullanarak sadece RAW çekiyorsanız ve auto focus sizin için çok önemli değilse ve videoyu da sadece arada sırada çekiyorsanız Mark III’e geçmeniz şart değil.

*** Amatörseniz veya öğrenciyseniz ve bütçeniz kısıtlıysa yine Mark III sizin için öncelikli bir güncelleme değil. Mark II şimdi fiyat performans açısından her zamankinden daha iyi bir kamera (Amerika fiyatı 2100 USD)

*** APS-C gibi alt sınıf Canon’lardan ilk defa full frame sınıfına geçecekseniz ve para sorununuz yoksa tabi ki bu devirde mark III varken alabiliyorsanız onu almanızda yarar var. “Full frame önemli mi?” ayrı bir soru olmakla birlikte bence cevap evet. Zira hem ışık duyarlılığı artıyor hem de bildiğiniz EF mercekler alıştığınız şekilde çalışıyor.

Kameranın fiyatı ne yazık ki yüksek. Mark II ilk çıktığında 2700 dolardı. Bu yeni sürüm 3500 dolar olarak çıktı. Aradaki 800 dolarlık fark bir çok insanı kızdırdı. Tabi bu fiyat zamanla düşecektir. Çok aceleniz yoksa beklemeyi seçebilirsiniz ama dramatik düşüşler kısa vadede zor görünüyor.

Bir de son bir grup var ki bu insanlar hiç bir şekilde memnun olmuyorlar. Bu blogda da böyle arkadaşlarımız var. 5D Mark III’ün berbat bir kamera olduğuna ve Canon’un da “evil corporation” olduğuna o kadar inanmış ki bu insanlar tersini görmeleri mümkün değil. Bu arkadaşlar 3500 dolarlık bir kameradan 12 bit uncompressed 4:4:4 ve 4K görüntü ve saniyede 120 kare hız bekliyorlar. Bunları göremeyince de nedense sinirleniyorlar. Özellikle 80 sonrası doğan kuşakta böyle bir eğilim görüp şaşırıyorum.

50 bin dolarlık Alexa’nın veya RED’in yapamadığı şeyleri 3500 dolarlık 5D’den beklemek gerçekle ilişkiyi kesmekten başka bir şey değil.

Sonucun Sonucu:

5D MK III bugün itibariyle elimizdeki en iyi seçeneklerden biri hatta birincisi. Hem fotoğraf hem video açısından her yönüyle harika ve profesyonel sınıfta bir alet. En büyük özelliği olan ışık duyarlılığı filmleri çekiş şeklimizi değiştirecek kadar önemli. Her ne kadar 10 bit out vs vermediği için Canon’a kızsak da en azından megapiksellere oynamadığı için hakkını vermeliyiz.

Kısaca 6400 ISO’da daha temiz görüntü veren bir başka “full frame” kamera çıkıncaya kadar en iyisi bu.

Aksesuarlar:

Canon incelemem için Wft 7’yi de yolladı. Bu alet kameranın altına takılıyor ve Mark III’u bir wireless sunucuya dönüştürüyor. Böylece örneğin Ipad, Iphone gibi aletlerden tarayıcı üzerinden kamera kontrolü sağlayabiliyorsunuz. Bu tabi ki önemli bir özellik ancak standart Canon batarya kullanan WFT 7’nin fiyatı 850 USD. Tarayıcı üzerinden kamera kontrolü güzel ancak gelen görüntü ne yazık ki kesintili.

Yani video için kullanımı şimdilik zor. WFT 7’nin başka özellikleri de var. Çektiğiniz görüntüleri uzaktan izlemek, bir FTP hizmeti sunmak gibi özellikler sunuyor. Tabi bu özellikler neden kameranın içinde gelmez de böyle 850 dolarlık bir kutuyla verilir nedenini tahmin edebilirsiniz : )

Son olarak yeni flash 600 EX ve tetikleyici STE3’ü de denedim. Bendeki bir önceki sürümlere göre (580 EX II ve STE2) en büyük fark artık optik kontrol değil radio kontrolüyle çok daha fazla flaşı kablosuz olarak 30 m. den kontrol edebilmeniz ve 1/8000 gibi hızlarda flas kullanabilmeniz. Eski sürümlerde flaş ve tetikleyicinin birbirlerini doğrudan görmesi gerekiyordu. Yıllardır bu konuda eleştirilen Canon tarihinde ilk defa radio kontrollü bir flaş tetikleyici yapmış oluyor. Bu iki alet de gayet başarılı ancak aynı soru yine gündemde: Neden STE3 gibi bir tetikleyici kameranın içinde değil? Cevap yine aynı sanırım : )

PS: Sürekli Nikon D800’ü (veya benzer başka kameraları) neden incelemediğim soruluyor. Cevabi çok basit: Herhangi bir D800’e erişimim yok. Olursa tabi onu da incelemek isterim ve yine merak edenler için “hayır ne yazık ki Canon’dan maaş, hediye vs almıyorum” : )