Tag Archive for 'teknoloji'

Tekno-Pazarlama Hileleri

Apple’ın yeni Ipad’i Pro 9.7 eskisinden “yüzde 25 daha parlak!” diye tanıtılınca merak edip bir Apple Mağazasında iki modeli yan yana açtım. Aradaki parlaklık farkı yok denecek kadar azdı ve buna önce şaşırdım. Sonra pazarlamacıların benim gibi yıllardır bu meselelerle haşır neşir birini bile bir anlığına da olsa etkilemiş olduklarını fark ettim.

Buradaki hile şu (Aslında buna bir hile denemez, belki bilimsel olarak doğru bir verinin yanıltıcı sunumu diyebiliriz): Farkın yüzde 25 olarak ifade edilmesi etkileyici gibi görünse de bunun algısal olarak karşılığı o kadar düşük ki! Zaten “parlaklık” içinde olduğunuz ortamın aydınlığına göre de önem kazanan bir şey. Bir insanın parlaklık farkını rahatça algılayabilmesi için %100 bir artış olmalı (başka bir deyişle 1 fstop).

Ne yazık ki pazarlama denen şey bu tür yanıltmalara sıklıkla başvuruyor. Bunlardan en beğendiklerim şunlar:

* 15 fstop dinamik aralık! Buna özellikle hayranım. Bir kameranın yüksek dinamik aralığa sahip olması elbette iyi bir şey. Tamam da en iyi ekranlar bile 7-8 f stop gösterebiliyorken ne yapalım bu kadar aralığı? Her çektiğimiz şeye renk düzenleme yapacaksak olabilir. Ayrıca hem kameralar iddia edilen bu yüksek dinamik aralıkları sadece “temel ISO” değerlerinde verebiliyor hem de zaten bir kameranın 15 fstop vermesi teorik olarak bile mümkün değil. Bana inanmiyorsaniz şuradan okuyun.

* 4K – 8K – 16K Tamam pikselleriniz fazla ama her bir pikselin kalitesinden de söz etseniz veya sıkıştırma algoritmanızdan, saniyedeki veri hızınızdan, algılayıcı boyunuzdan, mercek diye koyduğunuz plastik parçasından? Cep telefonunuz bile 4K çekiyor olabilir ama bu onun “sadece” HD çeken bir Arri Alexa’dan daha iyi olduğunu göstermiyor ne yazık ki : ) Aynı şey megapiksel hesabı için de geçerli elbette.

* 1:1.000.000 Kontrast: Buna da özel bir ödül verilmeli. Ekran üreticileri bu hesabı nasıl yapıyor tahmin edin: Çok karanlık bir görüntü oluşturup buradan siyahı alıyorlar, sonra çok aydınlık “ayrı” bir görüntü oluşturup bundan en beyazı alıyorlar. Sonra da bu iki ayrı değeri oranlayıp başlıktaki saçma kontrast değerini ortaya atıyorlar. Buna da “dinamik kontrast” diyorlar. Evet anahtar kelime “dinamik”. Şu anda sadece OLED ekranlar bu değerleri gerçekten yakalayabiliyor. LCD’lerin hepsi için bu büyük bir kandırmaca.

* 16.7 Milyon Renk: Bu da kötü matematiğe bir örnek. RGB kanallarının her biri için 8 er bit yani 2 üzeri 8=256 (Yani 256 farklı değer), bunları da çarpalım! Hop 16.7 milyon renk! Ekrandaki her piksel başka renkte bile olsa HD de 2 milyon 4K da 8 milyon renk elde edebilirken şu 16.7 milyonu (Tam olarak 16.777.216 fakat iddia o kadar yalan ki yuvarlarken 77,216 rengi de bir tarafa atabiliyorlar : ) bir açıklasak! Ayrıca bit derinliği=gamut değildir!

Sonuç: Tamamen yararsız bir ifade şekli.

* 1 Milyar Renk: Yukarıdakinin aynısı 10 bit olarak hesaplayın

* 10 – 12 bit Derinlik! Bit derinliğini tam olarak anlamadıysanız yüksek olanın iyi olduğuna yemin edebilirsiniz oysa durum bu değil. “Yüksek bit daha fazla renk içerecek” diye bir kural yok. İşte şu da ispatı.

* 4 Milyon ISO: Her biri basket topu kadar tanecik ve 4 fstop dinamik aralıkla 4 milyon ISO! Tepe tepe kullanın.

Kısaca teknik bir alet alacaksanız neye nasıl bakacağınızı bilmeniz gerek. Aksi takdirde yanlış değerlere bakıp, yanlış sonuçlara varıp, yanlış kararlar vermeniz çok olası. Tabi, yanlış sonuçlara varıp tesadüfen doğru tercihi yapma ihtimaliniz de var : )

Slog, Log C, Canon Log, LUT, RAW… İmdat!

log(Başlıktan anlaşıldığı üzere bu teknik bir yazıdır.)

Yazının başlığında son yıllarda video dünyasında pek moda olan bazı terimler var. Gördüğüm kadarıyla gençler ve meraklılar (ve hatta bazen film sektöründe çalışanlar) için bu terimlerin ne demek olduğu tam olarak açık değil. Sony A7SII ile oynarken benim de kafamda bazı sorular ortaya çıktı.: Bugüne kadar LOG çeken bir kamerayla ilgilenmemiştim.

Kısaca özetlemeye çalışayım.

Sayısal video kameralar CCD veya CMOS adı verilen algılayıcıları kullanır. Bunlar piksel adı verilen haznelerden oluşur ve her bir hazne üzerine düşen ışık oranında elektrik sinyali üretir. Bir algılayıcıda ne kadar çok hazne olduğu genelde Megapiksel olarak ifade ediliyor. Bugünün video kameraları genelde yaklaşık 4000*2160 hazne içeriyor.

Continue reading ‘Slog, Log C, Canon Log, LUT, RAW… İmdat!’

DJI X5r ve Kamera Almamak İçin Harika Bir Dönem!

zenmuse-x5s-972ac961e8502f6e861ac31761881dd4

Bir önceki yazımda Phantom 3’ün sıkıştırmasından yakınmıştım. Yazının hemen ardından DJI Inspire 1 modeli için iki yeni kamera duyurdu: X5s ve X5r

Inspire One Phantom’a göre daha gelişmiş ve iki kullanıcı gerektiren bir drone fakat kamerası Phantom 3 ile aynıydı. Aradaki fiyat farkı ve büyüklük Phantom 3’ü çok daha makul bir seçenek yapıyordu.

Bu kameralarla durum değişti. Yeni duyurulan bu modeller Micro 4:3 algılayıcı kullanıyorlar ve mercek seçenekleri var. Ayrıca esas şaşırtıcı haber X5r modelinin 4K Raw video kaydı yapabiliyor olması. Bu aslında epeydir beklediğim bir gelişmeydi ancak biraz hızlı oldu.

Bu haber sadece dronelarla ilgilenenler için değil görüntü işleriyle uğraşan herkes için iki açıdan yeni bir dönemi işaret ediyor: Birincisi artık sadece HD çeken bir kamera almak kesinlikle yanlış bir yatırım. 4K geldi. Hatta 6K’ya hazırlanmakta yarar var (gösterim 4K olacaksa kameranın bunun üzerinde olması tercih edilir). Bu noktada sırası gelmişken örneğin Canon’un bir sonraki 5D’ye 4K özelliği koymamak gibi bir hata yapacağını sanmıyorum. Zaten Sony A7S II gibi son derece ciddi rakip çıkarmışken bu herhalde Canon’un intiharı olurdu ama tabi Canon bu ne yapacağı belli olmaz.

İkincisi artık RAW yani ham video kaydı yapmayan bir kamera almak da eskisi kadar iyi bir yatırım değil. Elbette RAW çok büyük bir veri transfer hızı istiyor, dev dosya boyutlarıyla uğraşmak zorundasınız ve renk düzenleme de herkesin yapabileceği kolay bir iş değil fakat yine de ciddi bir şey çekecekseniz bunun h264 le yapılması pek kabul edilebilir değil bu devirde.

DJI’in X5r kamerası kendi üzerindeki 512 MB lik SSD’ye kayıt yapıyor ama aynı anda h264 sıkıştırmasıyla drone üzerindeki Micro SD karta da yazıyor. Böylece elinizde hem ham kayıt, hem proxy olarak kullanabileceğiniz mp4 dosyaları oluyor. Hayırlı bir girişim.

Yeni bir Inspire 1 ve X5r almak isterseniz 8000 dolar harcamanız gerekecek. Tabi 8000 dolar gökte uçan, 4K RAW kayıt yapabilen bir kamera için aslında ucuz olmakla birlikte aynı nedenle de pahalı! Suya düşerseniz 8000 dolarınızla vedalaştınız demektir! X5s modeliyse RAW çekmiyor ve fiyatı drone ile birlikte 5500 USD.

Elinde Inspire 1 olanlar da X5r’yi tahminen 5000 USD gibi bir fiyatla alıp kullanabilecekler. Tabi böyle bakınca örneğin URSA Mini ile aynı fiyata satılan bir kameradan söz ediyoruz. Kısaca nereden baktığınıza bağlı olarak alet pahalı ve ucuz olabiliyor.

Her şekilde görüntü teknolojileri gittikçe artan bir hızla değişiyor. Kısaca “kamera almamak” için en iyi dönemdeyiz yine!!

Kitap: Dijital Video ile Sinema Mk II

Dijital Video ile Sinema

Metin ve Görseller: İlker Canikligil
267 sayfa, renkli , kuşe

Alfa Yayınları, Yenilenmiş 1. Baskı Ocak 2015

Bu blogu izleyenlerin hatırlayacağı gibi 2007’de “Dijital Video ile Sinema” adında bir kitap yazmıştım.

Kitabın Pusula’dan çıkan bu ilk baskısı hem iyi pazarlanamamış hem de uzun süre önce tükenmişti. Aslında yeniden basılması gerekirdi ancak hem bu konuyla ilgilenmeye vakit bulamadım hem de istediğim gibi bir yayıncı bulmak konusunda ilerleyemedim.

Ayrıca bildiğiniz gibi 2007’den bu yana o kadar çok gelişme oldu ki kitabı elden geçirmek de şarttı. Bu da sanıldığı kadar kolay bir iş değil elbette. Zaman alıyor. Bu amaçla 2014 başında tekrar masaya oturduğumda okurken ben bile şaşırdım: Kitapta DV (1995’te çıkan ve aslında her şeyin başı olan o müthiş format) en önemli öğeydi oysa bugün kimse DV’nin adını bile hatırlamıyor! Kaset diye bir şey kalmadı! HDSLR’lar çıktı, sensörler büyüdü, HD standart haline geldi ve hatta 4K geliyor vs vs.

Kısaca kitabın bazı bölümleri fena halde eskimişti. Bu durumda oturup neredeyse yeniden yazmak gerekti. Hazır elim değmişken başka bir çok şeyi de güncelledim tabi. Böylece bu yeni baskıda neredeyse her satır elden geçti diyebilirim. Çok büyük oranda bana ait olan 360 adet özgün renkli görsel malzemenin çoğu yenilendi, değişti, bazı bölümler yeni eklendi, bazı bölümler de yeniden yazıldı. Örneğin HDSLR bölümü yeni eklendi ve Renk Düzenleme bölümü tekrar yazıldı.

Sonuçta kitap daha iyi bir içerik ve tasarım, daha iyi bir baskı ve yeni bir yayınevi ile Alfa’ dan bu hafta çıktı.

Bu defa daha uzun süre dayanmasını umuyorum zira bu alanda en önemli kırılmalar zaten oldu. Önümüzdeki dönemde de gelişmeler olacaktır elbette ama kırılma olması zaman alacaktır.

Şuradan satın alınabilir.

PS: Yukarıdaki videoyu da kitabın tanıtımı için Iphone 5S ve Hyperlapse ile çektim.

Röportaj

Teknodonanim adli sitede çıkan röportajımı suradan okuyabilirsiniz. Site hoş bir fikirden yola çıkıyor ve çeşitli alanlardan insanların kullandıkları donanım ve yazılımları sınırsızca ve olabildiğince detaylı şekilde anlatmasını istiyor. Böylece sizinle benzer alanlardaki insanların neler kullandigini goruyorsunuz. Bu girişten tahmin edebileceğiniz gibi röportaj fazla sayıda teknik terim ve marka içeriyor.

Yerçekimi

GRAVITYAlfonso Cuaron’un yeni filmi Gravity (Yerçekimi) teknolojik olarak sinema tarihinde yepyeni bir sayfa açıyor. 17 Dakikalık kesintisiz açılış planıyla (daha önce benzer şeyleri Children Of Men’de de yapmıştı Cuaron ama bu defa yaptigi cok daha zor) hem muthis bir gövde gösterisi yapıyor hem de anlattığı hikayeyi en etkileyici şekilde anlatmak için teknolojik olarak daha önce hiç yapılmamış şeyler yapıyor.

Film boyunca bir açık yakalamak için epey çabaladım. Ne yazık ki bulamadim : ) Hatta nasil yapildigini bile anlayamadim.

Neyse ki heyecan icinde eve gelip http://www.fxguide.com/featured/gravity/ adresinden bu işin nasıl yapıldığı ayrıntılarıyla okuyabildim. Kısaca özetlemek gerekirse (tabi anladigim kadariyla : ) Cuaron bütün filmi “previs” adı verilen (hareketli storyboard olarak da adlandırılabilecek) bir yöntemle önceden “çekmiş”. Bu previs onaylandıktan sonra filmi “gercekten” çekmeye başlamış. Tabi cekmek derken aslinda filmde astronotların yüzleri haric her sey 3D (yani bilgisayarda uretilmis). Sadece oyuncularin yuzleri ozel bir aydınlatma yontemiyle (Led lerden olusan bir kutu icinde) cekilmis. Boylece isigin her planda ve her acida dogru yerden gelmesi saglanmis. Ornegin dunyanin goruntusu oyunculara yansiyacaksa bu LED ekrana veriliyor boylece o planin icinde isik nereden gelecekse oradan gelmesi saglanmis oluyor.

Bu yontem cok iyi sonuclar verse de tabi cekimi epey zorlastirmis zira oyuncularin cok iyi zamanlamalarla dogru hareketleri yapmalari gerekiyor. Ornegin 2. dakikanin 15. saniyesinde belirli bir sey yapmalari gerekiyorsa onu o anda yapmalari gerek! Ne bir saniye sonra ne bir saniye once! Tabi bu bildigimiz yesil ekran tekniginden farkli. Oyuncularin kare kare rotoscope ile zeminden ayrılması gerekmis.

Oyuncuların yercekimsiz ortamdaymis gibi olmasını ise bu film icin gelistirilen 7 akslı motion control sistemi saglamis (yani oyuncular havada suzuluyor gibi gordugunuz her an aslinda o hareketi kamera veriyor. Tabi tum ayrıntılara vakif olmak zor zira post production ekibine göre kendilerine katılan herhangi bir calisanin bile ne yapildigini tam olarak anlamasi 2 hafta suruyormus : ) zaten 100 milyon dolarlik bir butce ve 4 yillik bir yapim surecinden bahsediyoruz. Sonuc gercekten mukemmel. Bugune kadar cekilmis en gercekci uzay filmi ile karsi karsiyayiz. Oyle ki Kubrick’in 2001’i bunun yaninda epey demode kaliyor (icerik olarak degil elbette). Teknik olarak kusursuz ve yepyeni bir seyle karsi karsiyayiz.

Buna karsilik filmin tek elestirilebilecek noktasi herhalde icerigi. Cok derin bir film degil Yercekimi ancak o kadar iyi bir iscilik ve yonetmenlik var ki hayran kalmamak zor. Boylece aslinda sinema tarihinde yeni bir donem de baslamis oluyor: On yil icinde artik oyuncularin sadece performans vermek icin kullanildiklari tamamen 3D (3D derken stereoscopic demek istemiyorum) filmler izliyor olacagiz. Butun bu durum icinde Turk sineması ne olur bilmek zor. Filmcilerimizin hala Adana Antalya odakli yasamlari surer mi? Korkarim evet!

Photokina

Gecen hafta Photokina sayesinde epey kamera döküldü ortalığa. O kadar çok ki her birine ayrı yazı yazmaya üşendim. Canon EOS 6D, Nikon D600, Sony’nin yeni “full frame” compact kamerası RX1 (dünyada ilk), Leica’nın yeni M’i, Pentax K5, Fuji’nin E1’i, yeni Sony Nex 6, Olympus’un yeni PEN’i, Panasonic’ten çok tutan GH2 güncellemesi GH3, Sony’den Alpha SLT A99… Son olarak  Hasselblad’dan yukarıdaki resimdeki, içi tamamen Sony Nex 7 olan ama dışı pek havalı görünen ve bu yüzden de 6500 USD fiyatla satılacak olan Hasselblad Lunar! Kim ici 1000 dolar olan bir kameraya üstüne Hasselblad yazildi diye 6500 dolar verir? Evet biliyorum var bir sürü meraklı. Bütün bu gürültüye rağmen heyecan verici bir kamera var mı? Doğrusu hayır. Hassel örneğinde olduğu (tabi o olabilecek en uç örnek) gibi birbirine çok benzeyen bir sürü kamera. Tabi ki 10 yıl öncesine göre çok daha şanslıyız ama açıkçası bütün bu modeller uykumu getiriyor. Hele Canon ve Nikon gıdım gıdım veriyor yenilikleri. Oysa neler yapılabilir? Öncelikle dinamik aralıkla pek kimse uğraşmıyor. Dinamik aralıklar hala yetersiz. Biraz daha spesifik ama mesela sensörden tilt and shift le de kimse uğraşmıyor. Oysa muthiş olasılıklar açılabilir. Yüksek kareyle de pek kimse ilgilenmiyor. Varsa yoksa 60 kare… Her kamerada wifi ve GPS olmalı ama bu da henüz çok az modelde var. Aslında haklarını vermek gerek yine en ilginç girişimler Sony’den geliyor. SLT dalgasını onlar başlattı. RX1 de ilginç bir kameraya benziyor. Bakalım arkası gelecek mi? Yıllar önce yine Sony benzer ataklar yapmış (2005’te duyurulan R1) fakat sonra arkasını getirmemişti. Hadi birileri ilginç bir şey yapsın artık!

NEX-VG10

Sonunda beklenen oldu ve Sony küçük kameralar sınıfında “büyük algılayıcılı” ilk örneği çıkardı. Panasonic daha önce davranmıştı ama nedense Sony “ilk biziz” demiş basın bülteninde.

Kamera önceden duyurulan NEX serisi fotoğraf makineleri üzerine kurulmuş. 14 milyon piksele sahip APS-C bir algılayıcıya sahip olan kamera Sony’nin deyimiyle “harika bir derinliğe sahip mükemmel HD görüntüler” üretmek için yaratılmış (daha önce aklınız neredeydi o zaman?)

E mount mercekleri kabul eden kamera bir adaptörle DSLR merceklerini de kullanabilecekmiş. 12800 ASA ya kadar gidebileceği iddia edilen kamera beklendiği üzere AVCHD formatını kullanıyor. En fazla 60 kareye çıkabilen NEX VG10 profesyonel ses girişine sahip değil. Aletin izin verdiği saniyedeki en yüksek veri miktarı 24 Mbps (Canon EOS 5D MK II’de 39 Mbps)

Kameranın fiyatı henuz belli değil (ya da ben bulamadım). Böylece her şey beklendiği gibi ilerlemeye devam ediyor. Pek yakında bu kameranın daha “Pro” bir sürümünü göreceğiz.

Ben alır mıyım bu aleti? Asla ama alana da mani olmayalım : )

Ayrıntı her zamanki yerinde.

EDIT: Fiyat 2000 USD olacakmış. Sony çok uçmamış, fiyat makul.

EDIT 2: VG10 sadece INTERLACED cekim yapabiliyor ancak  aslında progressive goruntuyu Interlaced bir video formatinin icine yaziyor. Yani sorun yok.

Kısa Film için Video Kamera (2009)

2002 yılında Altyazı adlı sinema dergisi için “Ev Yapımı Sinema” başlığı altında dört yazı yazdım. Sonraki yıllarda kontrolüm ve isteğim dışında bu yazılar İnternet’e yayıldı ve ne yazık ki çoğunlukla da izinsiz olarak kullanıldı. Geçenlerde fark ettim ki yazının sunulmadığı tek yer benim sitem 🙂

Dizinin ilki kamera seçimiyle ilgili ipuçları içeren yazıydı. Tabi 2002’den bu yana kamera alanında bir sürü şey ciddi şekilde değişti. Gerçi bütün bu değişimlere rağmen yazının temelindeki unsurlar aynı kaldı. Yine de 2009 itibariyle yazıyı hafifçe güncelleyip tekrar ortalığa sürmeye karar verdim. Aşağıdaki bağlantıdan Adobe Acrobat dosyası olarak indirilebilir.

Kısa Film İçin Video Kamera 2009

Cesur Yeni Dünya!

TED konuşmaları her zaman ilgi çekicidir ama bu yeni ürün çok heyecan verici…

RED’le Devam: Winsa

[flashvideo file=”http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsakiz.flv” image=http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsakiz.jpg /]

[flashvideo file=”http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsaerkek.flv” image=http://www.ilkercanikligil.com/wp-content/uploads/winsaerkek.jpg /]

Prod. Şir: Mikado Film / Gör. Yön: Alp Korfalı / Compositing & Color Correction: Emre Aypar Makina / Ajans: Drive

RED’le çekmeye devam ediyoruz! Gerçi Alçıder de bu yeni filmler de klasik prodüksiyonlar olmadığı için hala tam bir değerlendirme imkansız. Özellikle Winsa filmleri aslında stop motion oldukları için herhangi bir DSLR ile de çekilebilirlerdi ancak sondaki plan için zaten RED gerektiğinden o yola gitmedik. Stop motion açısından RED’in bence iyi bir özelliği de bütün kareleri tek bir dosya olarak göstermesi. Yani her kare için ayrı R3D dosyasına gerek yok.

Ne yazık ki RED iş akışı hala tam oturmuş değil. Herkes kendine göre bir yol tutuyor. Yıllarca kaçtıktan (ve öğrencilerimle dalga geçtikten) sonra maalesef Adobe Premiere’in kucağına düstüm! Makina’da filmi Premiere CS4’te bir araya getirdikten sonra Emre Aftereffects’de  R3D’leri topladı. Sonra da görüntüleri 16 bit tiff olarak export etti. Gerisi Fusion’da bitirildi (Color Correction ve Compositing kısmı)

RED’le çalışmak konusunda bir takım notlar aktarmak isterim (Yalnız henüz ortada kesin bir iş akışı olmadığı için bazı notlarım iki ay sonra tamamen anlamsız hale gelebilir. Şimdiden uyarmakta yarar var.)

Continue reading ‘RED’le Devam: Winsa’

Benjamin Button ve Büyük Sahra

desert

Geçen hafta Büyük Sahra’ya gittim… desem ne güzel olurdu ama gitmedim. Yukarıdaki fotoğrafı geçenlerde makro kitap kapağı dokusu ve daha önce çekilmiş buluttan, Photoshop’da 15 dakikada imal ettim. Şu anda çeşitli stok sitelerinde satılıyor ve bir takım insanlar Sahra Çölüne baktıklarını düşünüyorlar.

Yine geçen hafta gördüğüm David Fincher’in “Benjamin Button” filmi “görsel sanatlarda gerçek” meselesini tekrar düşünmemizi gerektiriyor. Filmin ilk bölümündeki bütün Brad Pitt kafaları 3D olarak yapılmış. Bunu okuyup bilmesek anlamamız mümkün değil. Yani böylece gerçek ile gerçek gibi görünen arasındaki ayrım bu filmle artık tamamen yok olmuş oluyor.

İnsanların modellendiği başka filmler de vardı elbette ama bu gerçekçilik açısından bir ilk. Kısa zamanda olmasa bile her şeyin masada bitirileceği filmler çok uzak değil artık.

Fena halde uzun ve sıkıcı olmasına rağmen “teknolojik bir devrim olarak”  filmi görmekte yarar var. Eleştirmen, akademisyen taifesi ve sıradan izleyici için bu dediklerim hiç bir şey ifade etmese de sinema yapmakla ilgilenenler için önemli bir dönüm noktası…