Tag Archive for 'test'

C200’le Bir Gün


Canon Türkiye’nin inceliği ile yeni C200’ün “pre production” modelini denedim. 5D MK 4 için yazdıklarımdan sonra bana biraz kırgındılar 🙂

Öncelikle şunu not edelim: Bugüne kadar Canon’dan veya başka bir kamera üreticisinden bir ürün veya sponsorluk almış değilim. Bana gönderilen ürünler test edildikten sonra (ne yazık ki : ) aynı şekilde geri yollanıyor.

Lafa sondan başlayayım: C200 iyi bir kamera. Özellikle model isminden dolayı bunu C100’ün bir güncellemesi gibi görmemek gerekiyor: C200 yepyeni bir kamera ve C100 ile arasında dağlar kadar fark var.

Öncelikle C100’de nefret ettiğim menü burada çok daha iyi ama buna ek olarak kameranın tasarımı, tutuşu, yeni düğmeler, düğmelerin ve giriş çıkışların yerleri, ses seçenekleri, ekrandaki kullanıcı arayüzü bugüne kadar Canon’dan görmeye alışık olmadığımız seviyede. Kamera yalın olarak kullanıldığında gimbal veya drone lar için iyi bir çözüm sunuyor. Tabi ayrıca EF merceklerle kullanıldığında başarılı bir otomatik netleme de sunuyor.

Bunlara ek olarak kendi üzerinde Cfast ortamına 12 bit 4K RAW kayıt tabi ki kamerayı bütün diğer Canon’lardan ayırıyor. Çektiğim görüntüleri ne yazık ki paylaşamıyorum (henüz pre production model olduğu için buna izin verilmiyor) ayrıca Canon’un RAW dosyalarını tam olarak okuyacak bir yazılım da ortada yok zaten. Davinci Resolve 14 beta sürümü dosyaları oynatıyor ancak RAW ayarlarına erişim vermiyor şimdilik.

Bu arada 64 GB lik Cfast sadece 8 dk’lık görüntü kaydedebiliyor. Yani RAW çekecekseniz epey kart ve disk almanız gerekecek!

Dediğim gibi görüntülere detaylı bakabilmiş değilim ama büyük bir saçmalık yapmadılarsa 12 bit RAW’un kötü sonuç vermesi çok düşük olasılık.

C100 Mk 2’nin dinamik aralığı çok başarılı değildi (ideal koşullarda 12 fstop) burada 14 fstop iddiası var (gerçi Canon’un bu konudaki iddialari her zaman güvenilir olmuyor ne yazık ki : ) Yine de C100’den daha iyi olacağı kesin.

İlgimi çeken ama hiç bir yerde konuşulmayan başka bir özellik C200’de “digital audio” girişler olması. 2 adet klasik XLR giriş istenirse AES/EBU digital sinyal kabul edebiliyor. Bu yakında hayatımıza daha çok girecek dijital mikrofonlar için bir başlangıç olabilir!

Kısaca başta dediğim gibi C200 serinin en başarılı modeli olabilir. Bugüne kadar yerden yere vurduğum C serisi sonunda düzgün bir kamera ile karşımıza çıkabildi.

Peki bu kamera alınır mı?

Öncelikle şunu hatırlatayım: Bu “üst sınıf” bir kamera. Yani RAW çekmenin ne demek olduğunu bilmiyorsanız ve renk düzenleme yapamayacaksanız bu kameraya ihtiyacınız henüz yok diyebilirim. RAW’a mutlaka ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız (ve bu bir yanılsama değilse) o zaman bu kamerayı düşünebilirsiniz.

Bu sorulara cevap verdiyseniz Canon’un geriye kalan tek sorunlu tarafı bence fiyatı. Her ne kadar Amerika’daki satış noktalarında 7500 USD gibi iddialı bir fiyat görseniz de aslında bu gövde fiyatı. LCD, handle, kart vs derken fiyat 10-11 bin dolara geliyor. Amerika’da yaşayan ve film işleri yapan biri için bu fiyat makul olsa da Türkiye için yüksek kalıyor bence ama bu konuda yapılabilecek bir şey yok. Bu konu bizim memleketle ilgili.

Fiyat konusu da sizin için önemli değilse büyük olasılıkla bu sınıftaki diğer kameralar Blackmagic URSA, Sony FS ve Panasonic EVA 1 arasında kalacaksınız demektir.

Tabi hepsini oturup incelemedim ama açıkçası aralarında çok büyük farklar olduğunu sanmıyorum. Üç aşağı beş yukarı hepsi benzer malı satıyorlar.

Kısaca bu sınıfta bir kamera alacaksanız gidip sevdiğiniz birini alın ve hemen çekmeye başlayın derim : )

Ya da…

Her zaman dediğim gibi kamera almayın!

5D Mark III ile Bir Kaç Gün Daha

“Almam etmem” derken yine dayanamadım ve 5D MK III aldım. Tabi bu alımı kendime doğrulamam gerekiyordu : )

Geçen seferki test profesyonel bir ortamda değildi. Bu defa bir kaç günlük uzunca bir işte 3. kamera yaparak 5D MK III’u sahada test etme şansı buldum. Daha önce fark etmediğim bazı incelikler var.

** Movie ve Liveview seçeneklerinin ayrılmış olması ve video çekimi için ayrı tuş olması çok iyi. Eski 5D’de bu ciddi bir karmaşa yaratıyordu. Yani sonuç olarak 7D tarzı menu ve arayüz çok daha pratik olmuş. Hemen alışıyorsunuz.

** Çift hafıza kartı bazı durumlarda çok faydalı. Örneğin başkası için bir şey çektiğinizi düşünün. Kartlar gün sonunda gidecek ve geri geldiğinde formatlanmış olacak. Bu durumda arada kendiniz için çektiğiniz kareler daima sorun olur. İşte 5D MK III’ün ikinci kartı (SD) bu noktada çok işe yarıyor. İki kart arasında istediğiniz gibi aktarım da yapabiliyorsunuz (ister tek tek seçerek ister tam kopya şeklinde). Ne yazık ki SD kart yuvası CF kadar hızlı değil ve ALL-I (intraframe) codec kullanırsanız 10 saniyeden uzun bir şey çekemiyorsunuz (PS: Benim kullandigim SD kart 30 MB/sn imis. Teorik olarak calismasi gerekirdi ama nedense yetisememis)

** Yeni focus ve pozlama sistemleri gerçekten eskisinden çok daha iyi.

** LCD monitör (geçen sefer de söylediğim gibi) daha iyi ve büyük

** Yeni eklenen “Level” göstergesi özellikle video çekerken çok işe yarıyor.

** Quick Menu tuşu şaşılacak derecede pratik. Bu menu sayesinde örneğin hangi karta kayıt yaptığınızı anında değiştirebiliyorsunuz.

** Zoom özelliğini SET tuşuna bağlamak gerekiyor. Soldaki normal Zoom tuşu daha çok çekim sonrası izleme için düşünülmüş gibi. Tuşların fonksiyonlarını değiştirebilmek çok önemli. Benzer şekilde kendi menünüzü yaratmak da önemli.

** 50 fps çekebilmek hoş. Tabi bu özellik 7D’de zaten vardı ama 5 serisi için yeni bir deneyim. 100 fps olsa çok daha iyi olurdu : )

Gelelim eksilere:

** Histogram ekranda çok kötü bir yerde çıkıyor. Bu veri grafiği rahatça çekim yapabilmeyi sağlayacak şekilde üstte veya altta çıksa (Scarlett’teki gibi) iyi olurdu. Bu haliyle histogram ancak çekimden önce veya sonra açılabiliyor. Ayrıca zemini geçirgen de değil. Ciddi şekilde kompozisyonu engelliyor.

** Histogramın tek tuşla açılıp kapanabilmesi gerekirdi. Ne yazık ki bu yapılamıyor. Info tuşuyla sürekli boğuşmanız gerekiyor.

** Highlight alert seçeneği ancak çekimden sonra izleme yaparken çalışıyor. Oysa bunu çekimden önce görebilmek gerekirdi.

** Yüksek ASA durumu biraz karışık. Bazı durumlarda noise çok azken bazen çok olabiliyor. Mark II’ye göre daha iyi olduğu açık ama tabi doğru pozlamak şartıyla. Yani siz hem 6400 ASA’da çekip hem de 2 fstop az pozluyorsanız aslında 25600 ASA’da çekmiş oluyorsunuz. Bunu yapmamak gerekiyor!

Genel olarak MK III almaya değer mi sorusuna tekrar dönersek. Fiyat farkı son düşüşe rağmen (Amerika da 3300 dolara düştü) hala fazla. Fakat eğer profesyonel olarak bu işlerle ilgileniyorsanız iki kamera arasındaki küçük gibi görünen farklar aslında uzun vadede mutlaka kendini fazlasıyla öder diye düşünüyorum.

Bu arada Canon algılayıcılar DXOMark’ta her zamanki gibi Nikon karşısında dökülmeye devam ediyorlar. Bunun nedenini doğrusu merak ediyorum (Nikon’un algılayıcılarını çoğunlukla Sony yapıyor) ama bu saatten sonra muthiş bir buluş bile yapsalar Nikon’a geçmek çok düşük ihtimal benim için.

Yine de “en iyi algılayıcı bende olmalı” diyorsanız görünen o ki Nikon’lara bakmanız gerek.

5D MK III ile Bir Hafta Sonu


Canon Türkiye’nin inceliği sayesinde yeni çıkan 5D MK III’ü deneme fırsatım oldu (Özellikle Canon Euroasia’dan Göker Göksel’e teşekkür ederim)
Yukarıdaki karelerde (hepsi 6400 ASA şuradan büyük halleri incelenebilir) gördüğünüz gibi geçtiğimiz hafta sonu kamerayla vakit bulabildiğim kadar oynadım. Tabi her zaman söylediğim gibi yaptığım testlerin bilimsel bir iddiası yok. Elimdeki diğer kamera olan 5D MK II ile kıyasladım ve olabildiğince eşit şartlarda karşılaştırmaya çalıştım ama yine de bu konuda zaten çok ciddi siteler var (DXO Mark, Dpreview vs). Benim yorumlarım daha çok deneyime dayalı ve kişisel.

Bu zorunlu açıklamadan sonra herkesin merak ettiğini düşündüğüm bazı konulara geçeyim. Öncelikle dıştan başlarsak yeni 5D’nin gövdesi ve elde tutuşu eskisine göre daha iyi. Ufak bir tasarım dokunuşu sayesinde alet ele çok daha iyi oturuyor. Yeni LCD monitör daha büyük ve daha kaliteli (dinamik aralığı ve renk hassasiyeti bana daha iyi geldi). Bunun yanı sıra ufak tefek değişiklikler de var örneğin CF kart yuvası kapağı eskisine göre daha iyi açılıp kapanıyor vs.

Bu kozmetik değişikliklerin dışında arkadaki bütün düğmeler 7D’deki gibi düzenlenmiş. Yalnız “zoom” tuşu eskiden sağ elle kontrol ediliyordu. Bu kontrol ne yazık ki artık sola geçmiş ve bu kesinlikle yanlış bir karar. Eskiden sol elle netlik yaparken sağ elle de görüntüye zoom yapabiliyordunuz. Şu anda bu imkansız. Neden böyle bir karar verilmiş nedenini merak ediyorum doğrusu (Gerçi “set” tuşuna bu fonksiyon atanabiliyor)

Yeni auto focus sistemi eskisine göre kıyaslanamayacak derecede geliştirilmiş. Çok daha hızlı ve doğru çalışıyor. Ayrıca focus sistemiyle ilgili bir çok kişiselleştirme yapmak mümkün. Yeni vizör daha geniş ve elektronik terazi sistemi eklenmiş. HDR seçeneği JPEG dosyaları üretiyor ve başarılı. Bunun yanı sıra iki kareyi LCD’de yan yana karşılaştırma, çoklu pozlama yapma, kamera içinde RAW dönüştürme, sessiz çekim, saniyede 6 kare hız, 3 fstop compensation (eskiden 2), gelişmiş ses ayarları, kulaklık çıkışı, kayıt sırasında HDMI çıkışını 480p’ye düşürme saçmalığının ortadan kalkması, 29 dakika kesintisiz çekim; hem SD hem CF kart kullanabilme gibi bir çok yenilik var.

Bütün bunlar güzel ama kimse onca parayi HDR Jpeg dosyaları üretmek için vermeyeceğine göre gelelim asıl önemli konuya: Görüntü kalitesi!

Canon’un iddiası kameranın eskisine göre 2 fstop’luk bir üstünlüğe sahip olduğuydu. Kullananların bileceği gibi Mark II’de 3200 ASA ve ötesi kötü görünürdü. Kısaca aslında kamera videoda H1 adıyla 12800 ASA’ya izin verse de 1600 ASA üstü acil durumlar dışında pek kullanılır değildi.
Bu iddia gerçek mi? Sorunun kısa cevabı kesinlikle evet. Mark III 6400 ASA’da bile çok temiz görüntü veriyor. Hatta 12800 ve 25600 bile kullanılmaz denemez. Özellikle eski 5D “renkli gürültü” (Color Noise) üretirdi. Bu yeni kameranın gürültüsü çok daha kabul edilebilir bir “parlaklık gürültüsü” (luma noise) ve filmdeki greni hatırlatıyor. Bunu görünce inanmakta güçlük çektim doğrusu çünkü 4 yıl gibi bir sürede algılayıcı teknolojisinde bu kadar büyük bir gelişme olacağına ihtimal vermiyordum. Bu yüzden bir de RAW dosyalarını incelemek istedim. Tahmin ettiğim gibi RAW’larda bu durum aynen geçerli değildi ve noise seviyesi biraz daha yüksekti. “Acaba ben mi yanlış bir şey yapıyorum?” derken Canon’un meşhur teknik danışmanı Chuck Westfall’un da roportajında aynı şeyi söylediğini görüp rahatladım.

Roportajı okumanızı öneririm ama vakti olmayanlar için olay kabaca şu: Yeni algılayıcı eskisine göre daha hassas ama farklılığın büyük kısmı güçlü Digic 5+ yongasının gerçek zamanlı “gürültü azaltmasıyla” ve her bir photodiyodun arkasındaki gürültü işleyici transistorden ortaya çıkıyor. Böylece sinyal daha algılayıcıda üretildiği anda “temizlenmiş” oluyor.

Tabi aslında bu kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değil. Sonuçta Digic5+ (Digic 5’ten 17 kat hızlı bir işlemci. Bir önceki modeldeki Digic 4 ise Digic 5’ten 4 kat yavaştı) gerçekten çok iyi iş çıkarıyor ve elinize alacağınız kamera 6400 ASA’da son derece temiz bir video ve JPEG performansı sunuyor. “Gerisi beni ilgilendirmez” diyebilirsiniz ve bu konuda haksız da olmazsınız. Alet ışığa o kadar duyarlı ki bir mum ışığında (6400 ASA’da) neredeyse fazla pozlanacak hale geliyor. Stanley Kubrick bu kamerayı görse sevinçten ağlayabilirdi!

Örneğin aşağıdaki kare bir video karesi. Hemen yanında da yüzde yüz detayı görülüyor. Bu kare 6400 ISO’da Neutral ayarlarla çekildi. Gördüğünüz gibi noise yok denecek kadar az.

RAW’larda durum biraz daha farklı. Bunun bir nedeni de video dosyalarının 1920*1080’e küçültülmesi. Aşağıdaki örnekteki gibi RAW’lar daha fazla noise içeriyor ama hala çok temiz sayılabilir. Ayrıca kamera henüz tam olarak çıkmadığı için RAW desteği beta düzeyinde.

Yine Digic5+ sayesinde eski modelin videoyla ilgili en önemsenen sorunları moiré ve aliasing bu kamerada neredeyse yok. Canon bu konuda kesin bir açıklama yapmamakla birlikte artık 22 MP lik algılayıcıdan 1920*1080 üretmek için line skipping kullanmıyor olmalı. En azından sonuçlar öyle gösteriyor.

.

Yukarıdaki karşılaştırma bu durumu gösteriyor. Soldaki kare Mark II’den  sağdaki ise III’ten alınma video karelerinin yüzde iki yüz detayları. Görüldüğü gibi yeni kamera aliasing sorununu giderdiği gibi daha iyi detay çözüyor.

Rolling shutter aşağıdaki örnekte göreceğiniz gibi hala var ama eskisine göre daha az (Westfall’a göre yarı yarıya). Bunun yanı sıra artık videolar ALL-I (intraframe) olarak kodlanabiliyor (Yani her kare sadece kendi içinde sıkıştırılıyor. Bu kurgu için önemli bir avantaj) ve videoya timecode verisi gömülebiliyor (profesyonel filmciler için çok aranan bir özellik) ve kamera 1280*720’de 60 fps’e kadar çıkabiliyor (7D’deki aliasing sorunu olmaksızın)

Büyük Soru: Almalı mısınız?

Bu konuda ne yazsam nasıl olsa birileri kızacak. Nedense Canon’a karşı genel bir kızgınlık var Mark III ile ilgili. Hal böyleyken bu konuda tek bir cevap vermemek en doğrusu çünkü 5D MK III değişik gruplar için değişik anlamlar taşıyor.

Kısaca özetlersem:

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyorsanız ve auto focus sizin için önemliyse (örneğin kuş,doğa veya spor vs çekiyorsanız) Mark III sizin için kesinlikle hayati bir güncelleme sayılır. Yeni auto focus sistemi 1 serisiyle aynı sınıfta.

*** 5D’yi video için yoğun olarak kullanıyorsanız ve düşük ışık koşullarında sıkça çalışıyorsanız ve moiré, aliasing, rolling shutter vs gibi sorunların giderilmiş olması, timecode, 60 fps gibi yenilikler işlerinizde önemliyse yine Mark III sizin için çok önemli bir güncellemedir.

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyor ama yapay ışık veya flaş kullanarak sadece RAW çekiyorsanız ve auto focus sizin için çok önemli değilse ve videoyu da sadece arada sırada çekiyorsanız Mark III’e geçmeniz şart değil.

*** Amatörseniz veya öğrenciyseniz ve bütçeniz kısıtlıysa yine Mark III sizin için öncelikli bir güncelleme değil. Mark II şimdi fiyat performans açısından her zamankinden daha iyi bir kamera (Amerika fiyatı 2100 USD)

*** APS-C gibi alt sınıf Canon’lardan ilk defa full frame sınıfına geçecekseniz ve para sorununuz yoksa tabi ki bu devirde mark III varken alabiliyorsanız onu almanızda yarar var. “Full frame önemli mi?” ayrı bir soru olmakla birlikte bence cevap evet. Zira hem ışık duyarlılığı artıyor hem de bildiğiniz EF mercekler alıştığınız şekilde çalışıyor.

Kameranın fiyatı ne yazık ki yüksek. Mark II ilk çıktığında 2700 dolardı. Bu yeni sürüm 3500 dolar olarak çıktı. Aradaki 800 dolarlık fark bir çok insanı kızdırdı. Tabi bu fiyat zamanla düşecektir. Çok aceleniz yoksa beklemeyi seçebilirsiniz ama dramatik düşüşler kısa vadede zor görünüyor.

Bir de son bir grup var ki bu insanlar hiç bir şekilde memnun olmuyorlar. Bu blogda da böyle arkadaşlarımız var. 5D Mark III’ün berbat bir kamera olduğuna ve Canon’un da “evil corporation” olduğuna o kadar inanmış ki bu insanlar tersini görmeleri mümkün değil. Bu arkadaşlar 3500 dolarlık bir kameradan 12 bit uncompressed 4:4:4 ve 4K görüntü ve saniyede 120 kare hız bekliyorlar. Bunları göremeyince de nedense sinirleniyorlar. Özellikle 80 sonrası doğan kuşakta böyle bir eğilim görüp şaşırıyorum.

50 bin dolarlık Alexa’nın veya RED’in yapamadığı şeyleri 3500 dolarlık 5D’den beklemek gerçekle ilişkiyi kesmekten başka bir şey değil.

Sonucun Sonucu:

5D MK III bugün itibariyle elimizdeki en iyi seçeneklerden biri hatta birincisi. Hem fotoğraf hem video açısından her yönüyle harika ve profesyonel sınıfta bir alet. En büyük özelliği olan ışık duyarlılığı filmleri çekiş şeklimizi değiştirecek kadar önemli. Her ne kadar 10 bit out vs vermediği için Canon’a kızsak da en azından megapiksellere oynamadığı için hakkını vermeliyiz.

Kısaca 6400 ISO’da daha temiz görüntü veren bir başka “full frame” kamera çıkıncaya kadar en iyisi bu.

Aksesuarlar:

Canon incelemem için Wft 7’yi de yolladı. Bu alet kameranın altına takılıyor ve Mark III’u bir wireless sunucuya dönüştürüyor. Böylece örneğin Ipad, Iphone gibi aletlerden tarayıcı üzerinden kamera kontrolü sağlayabiliyorsunuz. Bu tabi ki önemli bir özellik ancak standart Canon batarya kullanan WFT 7’nin fiyatı 850 USD. Tarayıcı üzerinden kamera kontrolü güzel ancak gelen görüntü ne yazık ki kesintili.

Yani video için kullanımı şimdilik zor. WFT 7’nin başka özellikleri de var. Çektiğiniz görüntüleri uzaktan izlemek, bir FTP hizmeti sunmak gibi özellikler sunuyor. Tabi bu özellikler neden kameranın içinde gelmez de böyle 850 dolarlık bir kutuyla verilir nedenini tahmin edebilirsiniz : )

Son olarak yeni flash 600 EX ve tetikleyici STE3’ü de denedim. Bendeki bir önceki sürümlere göre (580 EX II ve STE2) en büyük fark artık optik kontrol değil radio kontrolüyle çok daha fazla flaşı kablosuz olarak 30 m. den kontrol edebilmeniz ve 1/8000 gibi hızlarda flas kullanabilmeniz. Eski sürümlerde flaş ve tetikleyicinin birbirlerini doğrudan görmesi gerekiyordu. Yıllardır bu konuda eleştirilen Canon tarihinde ilk defa radio kontrollü bir flaş tetikleyici yapmış oluyor. Bu iki alet de gayet başarılı ancak aynı soru yine gündemde: Neden STE3 gibi bir tetikleyici kameranın içinde değil? Cevap yine aynı sanırım : )

PS: Sürekli Nikon D800’ü (veya benzer başka kameraları) neden incelemediğim soruluyor. Cevabi çok basit: Herhangi bir D800’e erişimim yok. Olursa tabi onu da incelemek isterim ve yine merak edenler için “hayır ne yazık ki Canon’dan maaş, hediye vs almıyorum” : )

Sizi Seven Kamera: Ikonoskop A-cam dII

Togan Gökbakar ve A-Cam dII

Togan Gökbakar ve A-cam dII


Yıllardır merak edilen kamera Ikonoskop A-Cam DII’yi sonunda deneyebildim.

Bilenler bilir bir Isveç kökenli küçük bir firma olan Ikonoskop epeydir webde dolanan bir şehir efsanesi gibidir. Şuradan da görebileceğiniz gibi firma A-Cam DII adında bir dijital film kamerası yapıyor.

Kamera 16 mm boyutlarında CCD bir algılayıcıya sahip ve bir çok mercekle uyumlu. Yalnız tabi örneğin Canon EF mercekler bu kamera ile çalışırken odak uzaklığı 3 ile çarpılıyor.

Kameranın en şaşırtıcı tarafı 1920*1080 boyutlarında “sıkıştırmasız” 12 bit RAW DNG kaydetmesi.

Dünyada henüz 30 küsür adet olan bu kameralardan biri de (tam olarak 33. sü) Togan Gökbakar’da.

Kamerayla çok uzun olmasa da bir saat kadar oynadım. Fotoğrafta gördüğünüz gibi alet gayet küçük, basit, elde tutması kolay ve zevkli. Tabi bir takım problemleri var: Örneğin vizörü çok kötü (ama bu HD-SDI çıkışına düzgün bir monitör takarak aşılabilecek bir sorun). Aktarım hızı çok yavaş (zira şirket sıkıştırmasız RAW video hızına yetişebilmek için kendi kartlarını tasarlamış ve bu kartları hızlı aktaracak bir sistem bir kaç aya hazır olacakmış.)

Kamera üzerinden izleme yapmak da biraz problemli yani aslında A-Cam DII henüz beta seviyesinde sayılabilecek bir kamera o yüzden sert eleştirmek doğru olmaz.

Gelelim güzel tarafına: Kamera aslında kendi diskine arka arkaya Adobe DNG kareler kaydediyor. Bu kareleri yine Adobe’nin Camera RAW’u veya Lightroom ile açabiliyor ve istediğiniz gibi renk düzenleme yapabiliyorsunuz. Sonra After Effects’e bu dosyaları import ederken ilk karenin rengi  istediğiniz gibiyse diğer kareler de aynı şekilde açılıyor.

Bunun sonucu olarak artık alıştığımız ve hatta neredeyse sıkıldığımız RED ve Alexa görüntüsünden farklı ve daha “analog” bir görüntü ile karşılaşıyoruz. Bugüne kadar gördüklerim arasında A-Cam DII renk olarak filme en yakın kameralardan biriydi diyebilirim.

Tabi A-Cam DII henüz profesyonel bir ortamda kullanılacak düzeyde değil ve bunca devin olduğu bir alanda şirket varlığını sürdürebilir mi emin değilim ancak sadece Adobe DNG’ye verdikleri destek ve sıkıştırmasız RAW israrları bile çok sempatik.

Zaten kamera açılırken ekranda “A-Cam DII The Camera Loves You” yazıyor!

Algılayıcının küçüklüğü bir sorun gibi görülebilir ancak 2/3 merceklerle uyum aslında bir avantaj. Kısaca A-Cam DII parlak bir fikir fakat henüz bitmemiş bir uygulama. Uzun film çekilebilir mi şu haliyle? Şimdilik zor ama umut var.

Şuradan Togan’ın Ikonoskop ile çektiği bazı denemeleri görebilirsiniz.

Ek

Bir önceki başlıktaki Beko reklam filmiyle ilgili soru ve şüpheler fazla. Renklerle çok fazla oynadigimi veya görüntülerin aslının cok grenli oldugunu düşünenler var. Bu tür spekülasyonları önlemek için filmin ilk planının bir karesinin ham halinin yüzde yüz cropunu koyuyorum. Bir alttaki de aynı karenin tam hali. Son kare ise filmin render edilmiş hali…

Tabi bunlar JPEG sıkıştırması yemiş kareler ama hepsi ayni oldugu için çok önemli değil. Görüldüğü gibi 1600 ASA için hiç fena değil!
Continue reading ‘Ek’

HMC 151 Deneme Sürüşü

Bir kaç gündür HMC 151 ile oynama şansım oldu. Herhangi bir kamerayı test etmek aslında epey sıkıcı bir iş. Öncelikle haksızlık etmemek için testin iyi tasarlanması, uygulanması ve doğru yorumlanması gerekiyor.

Çok ayrıntılı testlere girişmedim açıkçası (kameranın bütün özelliklerinin tek tek alternatifler halinde test edilmesi gibi). Zaten bir sürü web sitesi onları gayet iyi yapıyor. her ne kadar Alp Korfalı sayesinde DPreview’a taş çıkaracak bir test ortamı yarattıysak da 🙂 sonuçta sadece en temel testleri yaptık diyebiliriz.

Elimizde HMC 151’in sınıfında bir kamera yoktu (Gerçi bu sınıfın hangi sınıf olduğu konusunda da ciddi şüphelerim var onlara da değineceğim). Bu nedenle bir üst sınıf (Sony EX1) ve bir de alt sınıf (Sony HC1E) ile kıyaslama yaptık. Tabi ki bu kıyaslamalar aslında bir noktada yanıltıcı. Zira EX1 üst sınıf bir kamera, HC1 ise HDV temelli, tek CMOS lu ve epey eski bir kamera…

Yine de bir şeyi bir şeyle kıyaslamak adet olduğundan bu yola gittik. Bu kıyaslamalara bakıp çabuk sonuçlara varmamanızı öneririm.

Evet inceleme notlarına geçiyoruz:

Continue reading ‘HMC 151 Deneme Sürüşü’