Monthly Archive for Haziran, 2011

Lytro: Önce Çek Sonra NetleLytro: Önce Çek Sonra Netle

Bu hafta en az dört yerden mail geldi bu konuyla ilgili. Evet artık bahsetmek için biraz geç ama anmadan geçmeyelim: Bir kaç yıl önce Stanford’da bir doktora tezi olarak haberi çıkmıştı, şimdi 50 milyon USD yatırımla bir kamera haline geliyormus: Adı Lytro

Lytro bildiğimiz kameralardan farklı olarak “ışık alanını kaydediyor”. Tabi bu yuvarlak bir laf. Bunun nasıl yapıldığını tam olarak açıklamıyorlar henüz. NYTimes daki yazıya göre algılayıcının önündeki micro mercekler sayesinde oluyor bu iş (nasıl?)

Her neyse sonuçta yukarıdaki resimde istediğiniz yere tıklayıp net hale getirebiliyorsunuz. Yani Lytro focus gerektirmiyor. Sonradan netlik yapabiliyorsunuz. Tüketici sınıfı kameralar için harika bir haber. Profesyonel ve yarı profesyoneller için şimdilik bir haber yok. Fakat Lytro’nun bir nevi Apple’in telefon için yaptığını fotoğraf makinesi için yapmak istediği söyleniyor.

Bana gelince kare formatta çekmesini sevdim. Bunun dışında uzun yıllardır ilk defa birisi kamera alanında yepyeni bir şey yapıyor. Fakat nedense bir huzursuzluk var içimde. Bekleyelim bakalım ileride hepimiz Lytro lanacak mıyız?

Ayrıntı şurada

Beyazların SevdikleriBeyazların Sevdikleri

Biraz eski ama Stuff White People Like eglenceli bir site. Beyaz Turkler için de bir tane yapsa birileri iyi olurdu. Gerci listenin büyük kısmı tutuyor.

Reklamda Oyuncuları Güldürme SendromuReklamda Oyuncuları Güldürme Sendromu

Yukarıdaki film epeydir nette dolanıyor. Bence çok iyi bir reklam filmi. Hem fikir iyi, hem uygulama.

Reklamdaki annenin yüz ifadesi (27. saniye) benim için özellikle önemli. Nedeni de şu: Türk reklam sektöründe çok sık karşılaşılan bir durum vardır. Bir plan çekersiniz ve sizce her şey yolundadır. Fakat yapımcınız veya reji asistanı ajans müşteri masasından size doğru seğirtir. Bu isteksiz geliş genelde hayırlı bir haber yok demektir ve büyük olasılıkla şu yorumla sonuçlanır: “Biraz daha gülümseme…”

Siz de çaresiz oyunculara şöyle dersiniz: “Evet güzeldi, bir kere daha alıyoruz, gülümseyerek lütfen!”

Bazı filmler için bu istek yerinde olsa da ben genelde ölçünün fena halde kaçtığını düşünüyorum. Neden oyuncular sürekli gülümsesin? Böyle bir hayat mı var? Ayrıca yerli yersiz sürekli gülümseyen biri hayatımızda olsa epey gıcık olmaz mıydık? İste yukarıdaki filmde anne gülmüyor (aslında filmde kimse gülmüyor üstelik gülmelerini gerektirecek bir durum da fazlasıyla var) ve bu bence çok doğru bir reji kararı.

Bu film Türkiye’de çekilse mutlaka şöyle biterdi: “Baba düğmeye basar. Anne ile birbirlerine bakıp gülümserler. Sonra çocukla beraber (çocuk kaskı çıkarmıştır) hep birlikte arabanın içinde şarkı söyleyerek ilerlerler ve neşeyle gülerler.”

Fikir yeterince güçlüyse oyuncular ağlasa bile seyirciler gülümser. Fikriniz yoksa oyuncuların hepsi pişmiş kelle gibi sırıtsa da bir şeye yaramaz.

Social Media

Visit Us On TwitterVisit Us On Youtube