reklam http://www.ilkercanikligil.com Thu, 25 Jun 2015 08:34:26 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=5.2.6 83897317 Geçmişe Dönüş http://www.ilkercanikligil.com/2015/06/25/gecmise-donus/ http://www.ilkercanikligil.com/2015/06/25/gecmise-donus/#comments Thu, 25 Jun 2015 05:43:40 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3096

Teknosa – Babalar Gunu from ilker canikligil on Vimeo.  Teknosa – Babalar Gunu from ilker canikligil on Vimeo

Teknosa için yukarıdaki filmi çekerken aslında son bir kaç yıldır üstünde düşündüğüm bazı şeyleri deneyimlemiş oldum. Film bir ailenin 90 lardan 2000lere gelişini babanın çektiği anı videolarıyla anlatıyordu ve mutlaka gerçekçi görünmesi gerekiyordu.

Dönemin kameralarını kullanma fikrinden önce açıkçası biraz çekindim. Prodüksiyon şirketinden sevgili Orkun’un bulduğu kameralar ürkütücü görünüyordu. 1980lerin sonunda yapılmış bu kameralar genelde durdukları yerde bile eskimişti. Bir ara Black Magic’in Pocket kamerasıyla çekmek için testler yaptık (bu arada o da iyi bir kameraya benziyor kısa oynama sürecinde gördüğüm kadarıyla). Görüntüleri eskitmek için Red Giant’in VHS adlı ilginç eklentisiyle istediğimiz etkiyi alıp alamayacağımızı denedik. Aslında sonuç başarısız da değildi ancak sadece görüntünün eskimesi yetmiyordu: Kameranın her şeyiyle inandırıcı olması şarttı ve bu olamıyordu.

Ajans da bu konuda cesur davrandı. Böylece tehlikeli olanı seçtik ve filmin tamamını amatör kameralarla çektik. Prodüksiyon büyük bir çabayla dönemlere ait her formattan çalışan iki adet kamera buldu. Herhangi bir görüntü yönetmenine de bu derece acı çektiremeyeceğimiz için kamerayı da ben kullandım tabi.

Bahçedeki koşma sahnesine kadar Panasonic NV M7 model bir VHS, devamında Sony bir Video 8, Canon bir Mini DV (tek çipli) ve son olarak Iphone 6 kullandık. Tabi tahmin edebileceğiniz gibi epey ilginç bir deneyimdi: VHS özellikle en büyülü olanlarıydı diyebilirim.

Pozlama son sahnelerde kullandığımız Iphone 6 dışında hepsinde otomatikti. Yıllarca video production derslerinde otomatik pozlamanın ne berbat bir şey olduğunu söylemiş biri olarak hoşuma gitmedi desem yalan olur : ). kamera asistanı Yusuf’la kendimizi epey garip hissediyorduk. “Kamerayı verir misin?” dediğimde çıkarıp Iphone’u veya VHS’yi vermesi bir tür şaka gibiydi.
Kameraların vizörleri o kadar kötüydü ki açıkçası şaşırdım. Hemen hepsinde vizörden baktığınızda arı peteğinin arkasından bakar gibi görüyordunuz. Ajansa görüntü vermek konusunda çok zorlanmadık. Garip şekilde en zoru Iphone oldu: Sonunda Apple TV kullandık böylece kablosuz olarak görüntü aktarabildik.

Tabi bir ışık ekibi vardı ama doğrusu böyle bir projede ışık yapmak da kolay değildi. Yapılmamış gibi gösterdik (aslında ne kadar yakarsanız yakın kameralar kendini ayarladığı için boğuşmanız gerekiyordu) ama aslında epey ışık yaktık.

Oyunculuk da kritikti. Özellikle çocuklarla çalışırken bir şeyleri dikte etmeye çalışmak her zaman işi bozar. Bu yüzden olabildiğince oyun vermemeye çalıştım: Bize gereken küçük anlardı. Tabi çekim sırasında ajans bu durumu çok kolay kabullenemedi: Neden oyunculara “bir şeyler yapmalarını” söylemediğimizi kendilerine sorup duruyorlardı herhalde. Oysa anı videosu temelde bir şey yapmamak üzerine kuruludur.

Tabi her çekim günü akşam kasetlerin (evet kaset diye bir şey vardı!) aktarılmasına kadar tedirgin oluyorduk. Teknik bir facia olabilirdi ama şanslıydık ve bir sorun çıkmadı.

Kurgu da elbette bir sorundu: Interlaced çekim yapan eski analog kameralarla yeni Iphone’u aynı akışta buluşturmak ve saatlerce görüntünün içinden (çoğu durumda anı videosu mantığını korumak için kaydı hiç kesmemiştim) çıkmak için kurgucumuz Ali Aga ile epey sabahladık. Sanat grubu ve kostüm de iyi çalıştı.

Renk düzenleme yapmadık sayılır zira bu tür kameraların en büyük sorunu (ve bir noktada avantajı) bu: Ürettikleri veri (sinyal) o kadar dar ki en ufak bir oynamada görüntü inanılmaz derecede bozuluyordu (Bu Iphone için de geçerli). O yüzden yukarıdaki video aslında çekimde gördüğümüz şeyin neredeyse aynısı diyebiliriz.

Böylece sinema okulunda öğrenci olduğum günlere nostaljik bir gezi yapmış oldum!

Marshall Mcluhan’in meşhur sözü her seferinde doğrulanıyor (Taşıyıcı ortam mesajın kendisidir demişti). Hangi kamerayı alayım diye soranlara bunu hatırlatmak gerek belki: Kamera değil onunla ne yapmayı planladığınız önemli. Megazilyon piksel veya geniş dinamik aralık da çok önemli değil. İyi ışık, çok keskin mercek, harika kamera hareketleri… Bunların hiç biri bazen önemli değil. Önemli olan yaratmak istediğiniz his.

Bu blogda daha az yazı yazmamın nedenlerinden biri de bu: O kadar çok yeni kamera çıkıyor ve aslında çoğu o kadar gereksiz ki… Yine de çığır açıcı bir şeyler olursa paylaşacağım.

PS: Bu arada şöyle bir iddia da var. Konu benimle ilgisiz olsa da belirtmekte yarar var.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2015/06/25/gecmise-donus/feed/ 5 3096
İyi Film?İyi Film? http://www.ilkercanikligil.com/2012/01/31/otel-filmi-ilginc-olabilir-mi/ http://www.ilkercanikligil.com/2012/01/31/otel-filmi-ilginc-olabilir-mi/#comments Tue, 31 Jan 2012 09:29:40 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2284

Film alanında iyi bir şey yapmak çok zor. Hele de reklam gibi bir alandaysanız müşterinin ve/veya ajansın vizyonu devreye giriyor. Sinemada da aynı şey seyirci için söylenebilir. Hedef kitlenize uymak durumundasınız.

Yukarıdaki film Lucas Guadagnino tarafından bir otel grubu için yapılmış ama sıradan otel filmlerine hiç benzemiyor.

Türkiye’de buna benzer bir şey yapılabilir mi?

Sanmıyorum 🙂 çünkü ne yazık ki bu topraklarda çoğu insan bir şeyleri ekranda göstererek satabileceğini düşünüyor. Ne büyük bir yanılgı!

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2012/01/31/otel-filmi-ilginc-olabilir-mi/feed/ 15 2284
Reklam YönetmenliğiReklam Yönetmenliği http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/25/reklam-yonetmenligi/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/25/reklam-yonetmenligi/#comments Sun, 25 Dec 2011 16:39:00 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2246 Sık sık benden daha genç insanlar “Nasıl reklam yönetmeni oluruz?” sorusuyla gelirler. Bu sorunun bende iki cevabi var. Birincisi kısa olan: “Bilmiyorum.”

İkincisi çok daha uzun ve sonucunda aradığınız cevabi tam olarak bulabileceğiniz de şüpheli. Yine de bu yazıyı okuyacaksanız bu meseleyle gerçekten ilgilisiniz demektir.

Reklam yönetmeni olmanın birinci şartı bu tür blog yazıları yazmamaktır. Bu hem şaka, hem değil zira reklam yönetmenliği dışarıya kapalı bir alandır ve bildiğim kadarıyla hiç bir reklam yönetmeni bu konularda kimseye bir şey söylemez (hele de böyle kamuya açık ortamlarda). Reklam yönetmenliğine başlangıç da aynı şekilde bir muammadır çünkü bir reklam filmine yönetmen olarak seçilebilmek için daha önce reklam (lar) çekmiş olmanız gerekir! Tabi buradaki saçmalık gayet açık. Durum sadece bu olsaydı etrafta hiç reklam yönetmeni olmazdı. Oysa bir sürü insan reklam yönetmenliği yapıyor. Bu insanlar analarının karnından reklam filmi çekerek doğmadıklarına göre bu işte bir terslik olmalı!

Bu noktada bir kaç değişik kariyer yolundan bahsedebiliriz.

1 – Reklam filmi için yönetmen seçme konumunda olan birisi (buna da ayrıca değinmek gerekecek) sizi çok seviyordur. Bu sevgi kaşınıza gözünüze yönelik de olabilir ama esasen sizin becerilerinize ve daha önce yaptığınız kısa filmlere yönelik olması beklenebilir. Bu durumda bu kişi (veya kurum) size bir reklam filmi verir ve siz de reklam yönetmeni olursunuz. Bu en ideal ve konforlu yoldur.

2 – Sizi özellikle seven bir kurum veya kişi yoktur. Bu durumda işe alttan başlamanız gerekir. Reklam filmi yönetmeni olmak için öncelikle bir reklam filmi yapılırken etrafta olmanız mantıklı olacaktır. Bu amaçla genelde bir yönetmene asistan olarak başlarsınız. Eğer o yönetmen size “el verirse” belli bir süre sonunda (bu süre 3 yıl – 8 yıl arasında değişebilir) kendi çekmek istemediği bir filmi size “belki” paslamaya çalışacaktır. Tabi bu yol uzun, yorucu ve kesin sonuç vermeyen bir yoldur. Yönetmen (veya yapımcı) size bunu yaptırmak istese bile başarılı olamayabilir veya yönetmenin kendi hırsları bitmediği için sizin yönetmen olmanızı istemeyebilir veya sizi asistan olarak o kadar sever ki yönetmen olmanız yine işine gelmez : )

3 – Büyük sayılabilecek bir yapım şirketine girersiniz. Senelerce orada debelenirsiniz sonunda eğer size güveniyorlarsa bir film almaya çalışırlar.

4 – Kendiniz yapım şirketi kurup reklam filmi almaya çalışabilirsiniz. Son derece riskli ve zor bir yoldur. Evde kendi başınıza denemeyiniz!

Tabi bunlar benim aklima gelenler. Belki bambaşka yollar da vardır. Fakat zaten sorunlar burada da bitmez. Ilk reklam filminizi almış olmanız ondan sonra da düzenli olarak reklam filmi alabileceğiniz anlamına gelmez. Reklam yönetmeni için her ay yeni bir maceradır (özellikle de kariyerinin başında ve sonunda) Bir showreel oluşturmanız gerekir ve bu showreel ne kadar gelişirse gelişsin aslında hep eksik kalacaktır çünkü dünyada tonla reklam yönetmeni var.

Peki reklam yönetmenliği nasıl bir şeydir? Nedir?

Öncelikle bir yanlış anlamayı düzeltmek gerek: Bir çok insan bu işi basit zanneder (30 saniyelik bir filmi çekmek ne kadar zor olabilir ki?)  Oysa reklam yönetmenliği zor değil “çok zor” bir iştir. Uzaktan cool, basit ve eğlenceli görünebilir fakat gerçek tabi ki bu kadar değildir.

Neden zordur? Bir çok nedenle ama kısaca özetleyebilirim:

* Özellikle kariyerinizin başında çok şanslı veya torpilli değilseniz düşük bütçeli ve senaryo açısından ayağı pek yere basmayan işler alırsınız. Bu zor şartlar altında sizden mucize yaratmanız beklenir. Tabi mucize genelde gerçekleşmez (mucizelere inanmayın onlar Hollywood’da olur) ve bu konuda tek suçlu daima siz olursunuz.

* Reklam filmleri konusunda trendler vardır ve bunlar sıklıkla sert dönüşler yapar. Bir süre için “harika yönetmen” olan biri birden bire “eskimiş yönetmen” sayılır.

* Reklam yönetmeninin esas işi “bir mesajı 30 sn içinde en açık ve etkileyici şekilde iletmektir” ve mesaj da özünde hep aynıdır: “Bizi seçin”. Bunu iyi yapmak gerçekten iyi yönetmen olmayı ve sinemanın bütün araçlarına hakim olmayı gerektirir fakat sadece iyi yönetmen olmanız de yetmez aslında çok iyi bir ekibiniz olması daha önemlidir. Ekip kötüyse siz ne yaparsanız yapın film çok iyi olmayacaktır.

* Reklam yönetmeninin en önemli görevi ne yazık ki filmi çekmek değil sonu gelmeyen Pre PPM ve PPM toplantılarında göz doldurmaktır. Çok eskiden PPM’in olmadığı mutlu bir dünya vardı. O dünyada Ali Tara, Reha Erdem gibi yönetmenler sette ajans veya müşteri yokken film çekebiliyorlardı. Bugün artık o dünya yok ve sadece PPM değil Pre PPM ve hatta Ön Pre PPM lere girmek zorundayız. Bu toplantılarda filmin “her karesi” konuşulur , tartışılır (bazen saatlerce)… Arkada hiç bir zaman görünmeyecek olan oyuncunun kostümüne kadar müşteriye onaylatılan sonsuz detaydan sonra yönetmen artık filmi çekebilecektir.

Ne var ki sette de ajans ve müşteri yanınızdadır ve tabi ki her planı çektikten sonra “onay” almanız gerekir. Çoğunlukla PPM’de filmi kare kare anlatmış olmanıza rağmen aslında kimse sizi tam olarak dinlemediği ve herkes kendi kafasındaki filmi gördüğü için sette büyük krizler yaşanabilir. “Biz bunu böyle düşünmemiştik…” başlığı altında toplanabilecek bu krizler çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir: Bir yönetmen olarak riskler almak yeni şeyler denemek isteyebilirsiniz veya o an için kötü görünen bir şeyin aslında önemsiz olduğunu çünkü kurguda o kısmin değil bir sonrakinin kullanılacağını bilirsiniz ama bunları ajansa ve müşteriye anlatmanız neredeyse imkansızdır.

Bütün bu krizleri yönetmek filmi yönetmekten daha zordur ve aslında işinizin büyük kısmını oluşturur.

İsin kötüsü Gordon Willis’in dediği gibi aslında gerçekten iyi bir şey yapmak için “hayır” demeniz gerekir. “Hayır ışık öyle olmamalı, hayır kamerayı oraya koymamalıyız, hayır o oyuncu öyle oynamamalı…”

“Evet” deyip ajansa ve müşteriye hoş görünmek akıllıca görünebilir ama sonuçta iş kötü olduğunda kimse sizin gönülsüzce “evet” dediğinizi (evet demeye mecbur edildiğinizi) hatırlamaz. Herkes “film kötü” der ve film kötüyse otomatik olarak siz de kötüsünüzdür. Oysa “hayır” diyebilirseniz ve film iyi olursa belki yine size teşekkür edilmeyecektir ama en azından kötü olmazsınız. Eğer hem “hayır” deyip hem de kötü yaptıysanız zaten yandığınızın resmidir : ) O ajans veya müşteriden bir daha asla iş alamayacağınız kesin sayılır.

En doğrusu evet derken hayır demeyi başarmaktır ama tabi bu kolay değildir.

Reklam yönetmenliği sanatçılık değildir. İçinde sanattan izler taşısa da aslında bir tür mühendislik kafası da gerektirir. Genelde senaryolar 30 sn içinde anlatılması imkansız veya görsel olarak çekicilikten çok uzak veya sinema diline uygun olmayan şekilde yazılır. Bunları düzeltmeniz (yani asıl işinizi yapmanız) gerekir. Ne yazık ki buna çoğunlukla izin verilmez ve senaryoya sadık kalmanız beklenir. Bazen öyle uç durumlar olabilir ki sizin fimle ilgili fikriniz ajans veya müşterininkiyle taban tabana zıt olabilir. Bu durumda genelde onların dediği olacaktır ve işi ortasında bırakan yönetmen pek yoktur. Bir şekilde inanmasanız da filmi çekmek zorunda kalırsınız (istemediğiniz oyuncuyla, istemediğiniz ışıkta, beğenmediğiniz dekorda vs.) Üstelik bütün bu inançsızlığınıza rağmen filmi iyi yapmanız gerekir çünkü yukarıda da dediğim gibi reklam filmi sanat değildir ve temel amacı bir ürünü veya hizmeti satmak olan fonksiyonel bir yapıdır. Bu yüzden de bazen sizce tamamen yanlış, çirkin veya gereksiz olan bir şey fonksiyonel olarak sonuçta doğru olabilir. Bu noktada egonuzu bir kenara bırakıp işinizi en iyi şekilde yapmanız gerekir ama bir çok insan için bu zor ve yaralayıcı olabilir.

Buraya kadar okuduysanız gerçekten reklam yönetmeni olmak istiyor olabilirsiniz. Şimdi bütün dediklerimi unutup bu isteğinizi gerçekleştirmenin bir yolunu bulmaya çalışın ve bu yolu kimseye anlatmayın!

(Devam Edecek)

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/25/reklam-yonetmenligi/feed/ 19 2246
EqualEqual http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/04/equal/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/04/equal/#respond Sun, 04 Dec 2011 19:35:23 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2224

Weisscam’le çektiğim bir reklam filmi. Postunu Otomat yaptı.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/12/04/equal/feed/ 0 2224
Bruno AveillanBruno Aveillan http://www.ilkercanikligil.com/2011/10/04/bruno-aveillan/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/10/04/bruno-aveillan/#comments Mon, 03 Oct 2011 22:52:23 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2088 Yıllardır gördüğüm en iyi reklam yönetmeni… Özellikle “Magnum 5 Senses” filmine dikkat!

http://www.quad.fr/directors/bruno-aveillan/

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/10/04/bruno-aveillan/feed/ 11 2088
Reklamda Oyuncuları Güldürme SendromuReklamda Oyuncuları Güldürme Sendromu http://www.ilkercanikligil.com/2011/06/20/reklamda-oyunculari-guldurme-sendromu/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/06/20/reklamda-oyunculari-guldurme-sendromu/#comments Sun, 19 Jun 2011 21:49:17 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2032

Yukarıdaki film epeydir nette dolanıyor. Bence çok iyi bir reklam filmi. Hem fikir iyi, hem uygulama.

Reklamdaki annenin yüz ifadesi (27. saniye) benim için özellikle önemli. Nedeni de şu: Türk reklam sektöründe çok sık karşılaşılan bir durum vardır. Bir plan çekersiniz ve sizce her şey yolundadır. Fakat yapımcınız veya reji asistanı ajans müşteri masasından size doğru seğirtir. Bu isteksiz geliş genelde hayırlı bir haber yok demektir ve büyük olasılıkla şu yorumla sonuçlanır: “Biraz daha gülümseme…”

Siz de çaresiz oyunculara şöyle dersiniz: “Evet güzeldi, bir kere daha alıyoruz, gülümseyerek lütfen!”

Bazı filmler için bu istek yerinde olsa da ben genelde ölçünün fena halde kaçtığını düşünüyorum. Neden oyuncular sürekli gülümsesin? Böyle bir hayat mı var? Ayrıca yerli yersiz sürekli gülümseyen biri hayatımızda olsa epey gıcık olmaz mıydık? İste yukarıdaki filmde anne gülmüyor (aslında filmde kimse gülmüyor üstelik gülmelerini gerektirecek bir durum da fazlasıyla var) ve bu bence çok doğru bir reji kararı.

Bu film Türkiye’de çekilse mutlaka şöyle biterdi: “Baba düğmeye basar. Anne ile birbirlerine bakıp gülümserler. Sonra çocukla beraber (çocuk kaskı çıkarmıştır) hep birlikte arabanın içinde şarkı söyleyerek ilerlerler ve neşeyle gülerler.”

Fikir yeterince güçlüyse oyuncular ağlasa bile seyirciler gülümser. Fikriniz yoksa oyuncuların hepsi pişmiş kelle gibi sırıtsa da bir şeye yaramaz.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/06/20/reklamda-oyunculari-guldurme-sendromu/feed/ 11 2032
SatenSaten http://www.ilkercanikligil.com/2011/05/31/saten/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/05/31/saten/#comments Tue, 31 May 2011 06:46:17 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2019
dop: veli kuzlu / prod. co. dijital sanatlar / ajans: piramit

Alexa ile çektiğim bir reklam filmi. Artik showreel dosyalarini olabildigince HD olarak tutmaya karar verdim. Vimeo da HD hizmeti veriyor.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/05/31/saten/feed/ 14 2019
CarrefourCarrefour http://www.ilkercanikligil.com/2011/02/05/carrefour/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/02/05/carrefour/#comments Fri, 04 Feb 2011 22:01:12 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=1900

Carrefour “Double” TVC from ilker canikligil on Vimeo.

Aslında basit bir promosyon filmi ama yine de aşılması gereken teknik bir problemi içerdiği için seviyorum böyle işleri: Aynı oyuncudan iki tane yapıp nasıl birinin elinden digerine urun geciririz ve bunu en az falsoyu vererek nasıl yapariz?

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/02/05/carrefour/feed/ 18 1900
OdeonOdeon http://www.ilkercanikligil.com/2011/02/01/odeon/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/02/01/odeon/#respond Tue, 01 Feb 2011 14:33:22 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=1889

Odeon “Erkenciler” TVC from ilker canikligil on Vimeo.

Odeon TVC from ilker canikligil on Vimeo.

Ajans: Marka Yonetim / Prod. House: Depography / Yapımcı: Nuri Sevin / Gor. Yon: Alp Korfali / Casting: Meltem Gemici / Kurgu: Neslihan Kus / Post prod. Sinefekt / Muzik: Fatih Yavuz / RED ONE MX

Depography ile ilk çalışmamız. Genç ve çok iyi bir ekipleri var. Ne istediğini bilen ajanslar ve müşterilerle çalışmak da ayrıca rahatlatıcı.

RED ONE MX’i ve Alp Korfalı’yı da seviyoruz tabi!

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/02/01/odeon/feed/ 0 1889
KartopuKartopu http://www.ilkercanikligil.com/2011/01/11/kartopu/ http://www.ilkercanikligil.com/2011/01/11/kartopu/#comments Mon, 10 Jan 2011 23:44:14 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=1849

Kartopu from ilker canikligil on Vimeo.

Ajans: OMN&Partners / Yapım Şir: Arti / Gör. Yön: Tolga Kutlar / Müzik: Jingle House / Kamera: RED One MX / Post Production: Otomat

Norman Mc Laren tarzi filmlerden bir tanesi daha. Bu şekilde film çekmek ilginç bir deneyim. Her kareyi kontrol edebilirsiniz ama sonuçta ortaya çıkan şey aslında kontrol dışı!

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2011/01/11/kartopu/feed/ 8 1849