teknoloji http://www.ilkercanikligil.com Mon, 05 Jun 2017 06:46:18 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.7.5 83897317 Tekno-Pazarlama Hileleri http://www.ilkercanikligil.com/2016/04/20/tekno-pazarlama-hileleri/ http://www.ilkercanikligil.com/2016/04/20/tekno-pazarlama-hileleri/#comments Wed, 20 Apr 2016 08:56:47 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3245 Apple’ın yeni Ipad’i Pro 9.7 eskisinden “yüzde 25 daha parlak!” diye tanıtılınca merak edip bir Apple Mağazasında iki modeli yan yana açtım. Aradaki parlaklık farkı yok denecek kadar azdı ve buna önce şaşırdım. Sonra pazarlamacıların benim gibi yıllardır bu meselelerle haşır neşir birini bile bir anlığına da olsa etkilemiş olduklarını fark ettim.

Buradaki hile şu (Aslında buna bir hile denemez, belki bilimsel olarak doğru bir verinin yanıltıcı sunumu diyebiliriz): Farkın yüzde 25 olarak ifade edilmesi etkileyici gibi görünse de bunun algısal olarak karşılığı o kadar düşük ki! Zaten “parlaklık” içinde olduğunuz ortamın aydınlığına göre de önem kazanan bir şey. Bir insanın parlaklık farkını rahatça algılayabilmesi için %100 bir artış olmalı (başka bir deyişle 1 fstop).

Ne yazık ki pazarlama denen şey bu tür yanıltmalara sıklıkla başvuruyor. Bunlardan en beğendiklerim şunlar:

* 15 fstop dinamik aralık! Buna özellikle hayranım. Bir kameranın yüksek dinamik aralığa sahip olması elbette iyi bir şey. Tamam da en iyi ekranlar bile 7-8 f stop gösterebiliyorken ne yapalım bu kadar aralığı? Her çektiğimiz şeye renk düzenleme yapacaksak olabilir. Ayrıca hem kameralar iddia edilen bu yüksek dinamik aralıkları sadece “temel ISO” değerlerinde verebiliyor hem de zaten bir kameranın 15 fstop vermesi teorik olarak bile mümkün değil. Bana inanmiyorsaniz şuradan okuyun.

* 4K – 8K – 16K Tamam pikselleriniz fazla ama her bir pikselin kalitesinden de söz etseniz veya sıkıştırma algoritmanızdan, saniyedeki veri hızınızdan, algılayıcı boyunuzdan, mercek diye koyduğunuz plastik parçasından? Cep telefonunuz bile 4K çekiyor olabilir ama bu onun “sadece” HD çeken bir Arri Alexa’dan daha iyi olduğunu göstermiyor ne yazık ki : ) Aynı şey megapiksel hesabı için de geçerli elbette.

* 1:1.000.000 Kontrast: Buna da özel bir ödül verilmeli. Ekran üreticileri bu hesabı nasıl yapıyor tahmin edin: Çok karanlık bir görüntü oluşturup buradan siyahı alıyorlar, sonra çok aydınlık “ayrı” bir görüntü oluşturup bundan en beyazı alıyorlar. Sonra da bu iki ayrı değeri oranlayıp başlıktaki saçma kontrast değerini ortaya atıyorlar. Buna da “dinamik kontrast” diyorlar. Evet anahtar kelime “dinamik”. Şu anda sadece OLED ekranlar bu değerleri gerçekten yakalayabiliyor. LCD’lerin hepsi için bu büyük bir kandırmaca.

* 16.7 Milyon Renk: Bu da kötü matematiğe bir örnek. RGB kanallarının her biri için 8 er bit yani 2 üzeri 8=256 (Yani 256 farklı değer), bunları da çarpalım! Hop 16.7 milyon renk! Ekrandaki her piksel başka renkte bile olsa HD de 2 milyon 4K da 8 milyon renk elde edebilirken şu 16.7 milyonu (Tam olarak 16.777.216 fakat iddia o kadar yalan ki yuvarlarken 77,216 rengi de bir tarafa atabiliyorlar : ) bir açıklasak! Ayrıca bit derinliği=gamut değildir!

Sonuç: Tamamen yararsız bir ifade şekli.

* 1 Milyar Renk: Yukarıdakinin aynısı 10 bit olarak hesaplayın

* 10 – 12 bit Derinlik! Bit derinliğini tam olarak anlamadıysanız yüksek olanın iyi olduğuna yemin edebilirsiniz oysa durum bu değil. “Yüksek bit daha fazla renk içerecek” diye bir kural yok. İşte şu da ispatı.

* 4 Milyon ISO: Her biri basket topu kadar tanecik ve 4 fstop dinamik aralıkla 4 milyon ISO! Tepe tepe kullanın.

Kısaca teknik bir alet alacaksanız neye nasıl bakacağınızı bilmeniz gerek. Aksi takdirde yanlış değerlere bakıp, yanlış sonuçlara varıp, yanlış kararlar vermeniz çok olası. Tabi, yanlış sonuçlara varıp tesadüfen doğru tercihi yapma ihtimaliniz de var : )

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2016/04/20/tekno-pazarlama-hileleri/feed/ 1 3245
Slog, Log C, Canon Log, LUT, RAW… İmdat! http://www.ilkercanikligil.com/2016/02/12/slog-log-c-canon-log-lut-raw-imdat/ http://www.ilkercanikligil.com/2016/02/12/slog-log-c-canon-log-lut-raw-imdat/#comments Fri, 12 Feb 2016 11:32:26 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3208 log(Başlıktan anlaşıldığı üzere bu teknik bir yazıdır.)

Yazının başlığında son yıllarda video dünyasında pek moda olan bazı terimler var. Gördüğüm kadarıyla gençler ve meraklılar (ve hatta bazen film sektöründe çalışanlar) için bu terimlerin ne demek olduğu tam olarak açık değil. Sony A7SII ile oynarken benim de kafamda bazı sorular ortaya çıktı.: Bugüne kadar LOG çeken bir kamerayla ilgilenmemiştim.

Kısaca özetlemeye çalışayım.

Sayısal video kameralar CCD veya CMOS adı verilen algılayıcıları kullanır. Bunlar piksel adı verilen haznelerden oluşur ve her bir hazne üzerine düşen ışık oranında elektrik sinyali üretir. Bir algılayıcıda ne kadar çok hazne olduğu genelde Megapiksel olarak ifade ediliyor. Bugünün video kameraları genelde yaklaşık 4000*2160 hazne içeriyor.

Bu haznelerin üzerlerine düşen ışığı elektriksel değere dönüştürdüğünü söyledim. Fakat bu sinyal (veri) henüz “video” değildir (Yani izlenemez). İzlenebilir olması (yani videoya dönüşmesi için) bir işlemden geçmesi gerekir.

Bir başka sorun da şudur: Eğer renkli görüntü üretmek istiyorsak algılayıcı sadece parlaklık farklılıklarını değil renkleri de ayırt etmek zorundadır. Oysa bu her bir piksel için aslında üç alt piksel (sub pixel) olmasını gerektirirdi. Yani 12MP lik kameranızın gerçekten 12 MP lik görüntüler üretebilmesi için aslında 36 MP hazneye sahip olması gerekirdi. Kodak mühendisi Bryce Bayer sayesinde bu böyle değil ve yıllardır 12 MP lik algılayıcılardan 12 MP’lik görüntüler elde edebiliyoruz (aslında bu da tam doğru değil ama neyse!).

Burada tahmin edebileceğiniz gibi matematiksel bir hile var. Sevgili Bryce her bir pikselin önüne bir renk filtresi yerleştirme fikrini bulmuştu. Bu filtreler tahmin edeceğiniz gibi R G B (Kırmızı, Mavi ve Yeşil) renklerindeydi. Fakat işleri daha da karıştırmak için filtreler eşit de değildi. Yani her sekiz piksel grubu için 4 adet yeşil, 2 adet kırmızı ve 2 adet mavi filtre vardı (4:2:2 terimini hatırlayan var mı? : )

Kısaca algılayıcılar aslında eksik görüntü oluştururlar. Bu eksik görüntünün matematiksel bir yöntemle “Debayer” haline getirilmesi gerekir (Canikligillikten Arındırma diye bir terim olsa ilginç olmaz mıydı!)

Bu işlem sonunda algılayıcının görüntü verisi izlenebilir bir video haline gelebilecektir. Bu iş yapılırken tabi başka şeyler de yapılır: Beyaz ayarı hesaplanır (sonuç olarak beyaz ayarı hangi rengin yüzde kaç etki edeceği hesabıdır), keskinleştirme yapılır, renk uzayı belirlenir, moiré giderilmeye çalışılır, gamma düzeltmesi yapılır, karlanma azaltılır vs vs.

Burada önemli olan şu: Elimizde bir veri var (görüntü verisi) bunu izlenebilir kılmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken aslında bu görüntüyü nerede izleyeceğimizi de bilmemiz gerekir. Örneğin TV’de seyredecekseniz başka, sinemada izleyecekseniz başka bir hesaplama yöntemi söz konusu olacaktır (zira sinema göstericilerinin kullandıkları renk genişliği TV’dekinden yüksektir).

İşte bütün bu hesaplamaların yapılmadığı kayıt şekline RAW deniyor. Fotoğrafçılar bunu uzun yıllardır kullanıyorlar ancak videocular hala alışamadı. Nedeni de basit: RAW video çok yer tutuyor ve izlenebilmesi için mutlaka iyi bir bilgisayarda işlenmesi gerekiyor ve RAW çekebilen kamera sayısı hala az. RED ilk günden beri RAW çekiyor. Alexa sanırım hala kendi üstünde RAW kayıt yapamıyor ama dışarı RAW verebiliyor. Blackmagic RAW çekiyor, bir de emektar 5D MK III ufak bir hack sayesinde RAW video çekebiliyor. Yukarıdaki kareler 5D MK III ile üretilmiş bir 14 bit sıkıştırılmamış RAW verinin değişik yorumlarını gösteriyor.

“Olabilecek en iyi kayıt yöntemi kesinlikle RAW’dur” diyebiliriz çünkü bu formatta kamera çekim anında algılayıcının ürettiği veriyi hiç dokunmadan adı üstünde HAM olarak kaydeder. (Tabi örneğin RED bu veriyi sıkıştırıyor ama bunun sonuç görüntüyü etkilemediğini iddia ediyor. Yani özetle RAW kayıt da sıkıştırılmış (compressed) veya sıkıştırılmamış (uncompressed) olabilir. İkisi birbirinden bağımsız şeylerdir.)

Yukarıda anlattıklarımı anladıysanız zaten Bayer yönteminin de bir tür sıkıştırma olduğunu fark etmiş olmalısınız.

Sonuç RAW’un hayırlı bir şey olduğu açık. Peki ama Log ne demek?

RAW hayırlı olmakla birlikte çok yer tuttuğu ve zahmetli olduğu için genelde video kamera üreticileri ve kullanıcılar tarafından tercih edilmiyor. Hızın en önemli değer olduğu bir dünyada kimse RAW dosyalarla uğraşmak istemez. Bu yüzden Canon, Sony, Arri gibi firmalar klasik video bilgisini kaydetmenin daha etkili bir yolunu bulmaya çalıştılar.

Son 10 yılda algılayıcılar çok gelişti. Oysa gösterim sistemleri neredeyse hiç gelişmedi. HD denilen çözünürlük artışı bununla ilgili değil burada daha çok ton aralığından bahsediyoruz. Bugünün algılayıcıları 14 – 16 bit derinliğinde çalışıyorlar. Oysa neredeyse bütün gösterim sistemleri 8 bit derinliğinde… Bu durumda kamera üreticileri bir mühendislik sorunu ile karşı karşıya kaldı: “16 bitlik bir sensorden gelen veriyi 8 bitlik bir gösterim sistemine göre uyarlamak!”. Tabi ne yaparsanız yapın böyle bir sorunu tam olarak aşamazsınız. Bu 1 litrelik bir şişeye 2 litre su koymaya çalışmak kadar boş bir çaba gibi görünebilir.

Ne var ki bu şirketler bunu kısmen başardılar: İşte bu yöntemin adı LOG. Arri buna “Log-c”, Canon “Canon Log”, Sony de “Slog” adini veriyor.

Bunlar temelde nasıl çalışıyor? Bunu açıklayabilmek için daha da teknik konuşmam gerekecek ama başka çarem yok.

Modern bir algılayıcının en siyahtan en beyaza kaydedebildiği farklı ton sayısı eskisinden epey fazla. Oysa bunu Rec 709 adı verilen TV video standardına çevirirken özellikle özellikle üst uçlarda bir çok ton bilgisi yok oluyordu. Kısaca  algılayıcı tam verimli kullanılmamış oluyordu.

Bunu aşmak için Log yönteminde kamera zorunlu olarak algılayıcısının en büyük aralığı kullanabileceği ASA seviyesine çekiliyor (Örneğin Sony A7SII için 1600 ASA) böylece algılayıcı 13- 14 fstopluk bütün dinamik aralığını kullanabilir oluyor. Buna ek olarak gelen sinyaller logaritmik olarak kaydediliyor. Yani görüntü verisi bir eğri ile çarpılıyor. Bu eğri alt ve üst uçlarda daha az etki ederken ortada daha çok etki ediyor. Bu da görüntünün “flat” olmasına yol açar: Yani siyah olmayan gri tonlar ve beyaza çok yakın ama beyaz olmayan bir çok ara ton…

Burada amaç yukarıda dediğim gibi algılayıcının kaydedebildiği en çok tonu kaydetmektir. Yalnız tabi log görüntü seyredilmesi zevksiz, rengi az, siyahsız, beyazsız bir görüntüdür. İzlenmek için değil renk düzenleme işinde esneklik sağlamak için üretilmiştir. Dolayısıyla çekim sırasında da renkleri sonuç hallerine daha yakın görebilmeniz gerekir. Işık ayarlarını LOG görüntüye bakarak yapmamalısınız!

İşte burada LUT terimi ortaya çıkar. “Look Up Table” kelimelerinin kısaltması olan bu yöntem LOG olarak üretilen görüntüyü ne şekilde görmek istiyorsak o şekilde gösterir ama yine LOG olarak kaydeder. Kısaca LUT sadece bir izleme aracıdır sette… 2D LUT sadece parlaklık değerleriyle ilgilenir. 3D LUT lar ise hem parlaklık hem de renkle ilgilenir.

Tabi çektiğiniz bu LOG görüntüleri sonradan renk düzenlemeye sokacaksanız yine değişik hazır LUT’lar kullanabilirsiniz. Hatta kendiniz LUT yaratabilirsiniz.

Bir yanlış algı da Log çekmenin daha fazla gürültü (noise) içeren görüntüler üreteceğine olan inanç. Oysa bu doğru değil. Bir algılayıcının sinyal gürültü oranı (SN Ratio) zaten sabit şekilde bellidir. Log olarak kaydettiğiniz malzemeyi LUT koymadan izlediğinizde elbette koyu tonlar daha fazla gürültü içerecektir ancak bunların renk düzenlemesi sırasında zaten siyahın içinde gömülüp gitmesi beklenir. Tabi pozlama hatası yapmışsanız bu durum vahim hale gelebilir.

Sözün özü renk düzenleme yapmayacaksanız ve ne yaptığınızdan emin değilseniz Log’a bulaşmamakta fayda var. Zira Log çekerken pozlama ilkeleri de değişiyor. Her firmanın log eğrisi için ayrı pozlama ilkeleri var. Daha ayrıntılı bilgi için google a sormakta fayda var.

Yazının üstündeki resimlerde ayni verinin değişik yorumlarını inceleyebilirsiniz. İlki yani lineer olan aslında algılayıcının gördüğüdür.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2016/02/12/slog-log-c-canon-log-lut-raw-imdat/feed/ 14 3208
DJI X5r ve Kamera Almamak İçin Harika Bir Dönem! http://www.ilkercanikligil.com/2015/10/01/dji-x5r-ve-kamera-almamak-icin-harika-bir-donem/ http://www.ilkercanikligil.com/2015/10/01/dji-x5r-ve-kamera-almamak-icin-harika-bir-donem/#comments Thu, 01 Oct 2015 13:14:01 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=3131 zenmuse-x5s-972ac961e8502f6e861ac31761881dd4

Bir önceki yazımda Phantom 3’ün sıkıştırmasından yakınmıştım. Yazının hemen ardından DJI Inspire 1 modeli için iki yeni kamera duyurdu: X5s ve X5r

Inspire One Phantom’a göre daha gelişmiş ve iki kullanıcı gerektiren bir drone fakat kamerası Phantom 3 ile aynıydı. Aradaki fiyat farkı ve büyüklük Phantom 3’ü çok daha makul bir seçenek yapıyordu.

Bu kameralarla durum değişti. Yeni duyurulan bu modeller Micro 4:3 algılayıcı kullanıyorlar ve mercek seçenekleri var. Ayrıca esas şaşırtıcı haber X5r modelinin 4K Raw video kaydı yapabiliyor olması. Bu aslında epeydir beklediğim bir gelişmeydi ancak biraz hızlı oldu.

Bu haber sadece dronelarla ilgilenenler için değil görüntü işleriyle uğraşan herkes için iki açıdan yeni bir dönemi işaret ediyor: Birincisi artık sadece HD çeken bir kamera almak kesinlikle yanlış bir yatırım. 4K geldi. Hatta 6K’ya hazırlanmakta yarar var (gösterim 4K olacaksa kameranın bunun üzerinde olması tercih edilir). Bu noktada sırası gelmişken örneğin Canon’un bir sonraki 5D’ye 4K özelliği koymamak gibi bir hata yapacağını sanmıyorum. Zaten Sony A7S II gibi son derece ciddi rakip çıkarmışken bu herhalde Canon’un intiharı olurdu ama tabi Canon bu ne yapacağı belli olmaz.

İkincisi artık RAW yani ham video kaydı yapmayan bir kamera almak da eskisi kadar iyi bir yatırım değil. Elbette RAW çok büyük bir veri transfer hızı istiyor, dev dosya boyutlarıyla uğraşmak zorundasınız ve renk düzenleme de herkesin yapabileceği kolay bir iş değil fakat yine de ciddi bir şey çekecekseniz bunun h264 le yapılması pek kabul edilebilir değil bu devirde.

DJI’in X5r kamerası kendi üzerindeki 512 MB lik SSD’ye kayıt yapıyor ama aynı anda h264 sıkıştırmasıyla drone üzerindeki Micro SD karta da yazıyor. Böylece elinizde hem ham kayıt, hem proxy olarak kullanabileceğiniz mp4 dosyaları oluyor. Hayırlı bir girişim.

Yeni bir Inspire 1 ve X5r almak isterseniz 8000 dolar harcamanız gerekecek. Tabi 8000 dolar gökte uçan, 4K RAW kayıt yapabilen bir kamera için aslında ucuz olmakla birlikte aynı nedenle de pahalı! Suya düşerseniz 8000 dolarınızla vedalaştınız demektir! X5s modeliyse RAW çekmiyor ve fiyatı drone ile birlikte 5500 USD.

Elinde Inspire 1 olanlar da X5r’yi tahminen 5000 USD gibi bir fiyatla alıp kullanabilecekler. Tabi böyle bakınca örneğin URSA Mini ile aynı fiyata satılan bir kameradan söz ediyoruz. Kısaca nereden baktığınıza bağlı olarak alet pahalı ve ucuz olabiliyor.

Her şekilde görüntü teknolojileri gittikçe artan bir hızla değişiyor. Kısaca “kamera almamak” için en iyi dönemdeyiz yine!!

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2015/10/01/dji-x5r-ve-kamera-almamak-icin-harika-bir-donem/feed/ 7 3131
Kitap: Dijital Video ile Sinema Mk II http://www.ilkercanikligil.com/2014/12/27/kitap-dijital-video-ile-sinema-mk-ii/ http://www.ilkercanikligil.com/2014/12/27/kitap-dijital-video-ile-sinema-mk-ii/#comments Sat, 27 Dec 2014 14:12:09 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2977

Dijital Video ile Sinema

Metin ve Görseller: İlker Canikligil
267 sayfa, renkli , kuşe

Alfa Yayınları, Yenilenmiş 1. Baskı Ocak 2015

Bu blogu izleyenlerin hatırlayacağı gibi 2007’de “Dijital Video ile Sinema” adında bir kitap yazmıştım.

Kitabın Pusula’dan çıkan bu ilk baskısı hem iyi pazarlanamamış hem de uzun süre önce tükenmişti. Aslında yeniden basılması gerekirdi ancak hem bu konuyla ilgilenmeye vakit bulamadım hem de istediğim gibi bir yayıncı bulmak konusunda ilerleyemedim.

Ayrıca bildiğiniz gibi 2007’den bu yana o kadar çok gelişme oldu ki kitabı elden geçirmek de şarttı. Bu da sanıldığı kadar kolay bir iş değil elbette. Zaman alıyor. Bu amaçla 2014 başında tekrar masaya oturduğumda okurken ben bile şaşırdım: Kitapta DV (1995’te çıkan ve aslında her şeyin başı olan o müthiş format) en önemli öğeydi oysa bugün kimse DV’nin adını bile hatırlamıyor! Kaset diye bir şey kalmadı! HDSLR’lar çıktı, sensörler büyüdü, HD standart haline geldi ve hatta 4K geliyor vs vs.

Kısaca kitabın bazı bölümleri fena halde eskimişti. Bu durumda oturup neredeyse yeniden yazmak gerekti. Hazır elim değmişken başka bir çok şeyi de güncelledim tabi. Böylece bu yeni baskıda neredeyse her satır elden geçti diyebilirim. Çok büyük oranda bana ait olan 360 adet özgün renkli görsel malzemenin çoğu yenilendi, değişti, bazı bölümler yeni eklendi, bazı bölümler de yeniden yazıldı. Örneğin HDSLR bölümü yeni eklendi ve Renk Düzenleme bölümü tekrar yazıldı.

Sonuçta kitap daha iyi bir içerik ve tasarım, daha iyi bir baskı ve yeni bir yayınevi ile Alfa’ dan bu hafta çıktı.

Bu defa daha uzun süre dayanmasını umuyorum zira bu alanda en önemli kırılmalar zaten oldu. Önümüzdeki dönemde de gelişmeler olacaktır elbette ama kırılma olması zaman alacaktır.

Şuradan satın alınabilir.

PS: Yukarıdaki videoyu da kitabın tanıtımı için Iphone 5S ve Hyperlapse ile çektim.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2014/12/27/kitap-dijital-video-ile-sinema-mk-ii/feed/ 8 2977
Röportaj http://www.ilkercanikligil.com/2014/10/09/roportaj/ http://www.ilkercanikligil.com/2014/10/09/roportaj/#respond Thu, 09 Oct 2014 12:08:35 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2907 Teknodonanim adli sitede çıkan röportajımı suradan okuyabilirsiniz. Site hoş bir fikirden yola çıkıyor ve çeşitli alanlardan insanların kullandıkları donanım ve yazılımları sınırsızca ve olabildiğince detaylı şekilde anlatmasını istiyor. Böylece sizinle benzer alanlardaki insanların neler kullandigini goruyorsunuz. Bu girişten tahmin edebileceğiniz gibi röportaj fazla sayıda teknik terim ve marka içeriyor.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2014/10/09/roportaj/feed/ 0 2907
Yerçekimi http://www.ilkercanikligil.com/2013/10/15/yercekimi/ http://www.ilkercanikligil.com/2013/10/15/yercekimi/#comments Tue, 15 Oct 2013 13:01:24 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2709 GRAVITYAlfonso Cuaron’un yeni filmi Gravity (Yerçekimi) teknolojik olarak sinema tarihinde yepyeni bir sayfa açıyor. 17 Dakikalık kesintisiz açılış planıyla (daha önce benzer şeyleri Children Of Men’de de yapmıştı Cuaron ama bu defa yaptigi cok daha zor) hem muthis bir gövde gösterisi yapıyor hem de anlattığı hikayeyi en etkileyici şekilde anlatmak için teknolojik olarak daha önce hiç yapılmamış şeyler yapıyor.

Film boyunca bir açık yakalamak için epey çabaladım. Ne yazık ki bulamadim : ) Hatta nasil yapildigini bile anlayamadim.

Neyse ki heyecan icinde eve gelip http://www.fxguide.com/featured/gravity/ adresinden bu işin nasıl yapıldığı ayrıntılarıyla okuyabildim. Kısaca özetlemek gerekirse (tabi anladigim kadariyla : ) Cuaron bütün filmi “previs” adı verilen (hareketli storyboard olarak da adlandırılabilecek) bir yöntemle önceden “çekmiş”. Bu previs onaylandıktan sonra filmi “gercekten” çekmeye başlamış. Tabi cekmek derken aslinda filmde astronotların yüzleri haric her sey 3D (yani bilgisayarda uretilmis). Sadece oyuncularin yuzleri ozel bir aydınlatma yontemiyle (Led lerden olusan bir kutu icinde) cekilmis. Boylece isigin her planda ve her acida dogru yerden gelmesi saglanmis. Ornegin dunyanin goruntusu oyunculara yansiyacaksa bu LED ekrana veriliyor boylece o planin icinde isik nereden gelecekse oradan gelmesi saglanmis oluyor.

Bu yontem cok iyi sonuclar verse de tabi cekimi epey zorlastirmis zira oyuncularin cok iyi zamanlamalarla dogru hareketleri yapmalari gerekiyor. Ornegin 2. dakikanin 15. saniyesinde belirli bir sey yapmalari gerekiyorsa onu o anda yapmalari gerek! Ne bir saniye sonra ne bir saniye once! Tabi bu bildigimiz yesil ekran tekniginden farkli. Oyuncularin kare kare rotoscope ile zeminden ayrılması gerekmis.

Oyuncuların yercekimsiz ortamdaymis gibi olmasını ise bu film icin gelistirilen 7 akslı motion control sistemi saglamis (yani oyuncular havada suzuluyor gibi gordugunuz her an aslinda o hareketi kamera veriyor. Tabi tum ayrıntılara vakif olmak zor zira post production ekibine göre kendilerine katılan herhangi bir calisanin bile ne yapildigini tam olarak anlamasi 2 hafta suruyormus : ) zaten 100 milyon dolarlik bir butce ve 4 yillik bir yapim surecinden bahsediyoruz. Sonuc gercekten mukemmel. Bugune kadar cekilmis en gercekci uzay filmi ile karsi karsiyayiz. Oyle ki Kubrick’in 2001’i bunun yaninda epey demode kaliyor (icerik olarak degil elbette). Teknik olarak kusursuz ve yepyeni bir seyle karsi karsiyayiz.

Buna karsilik filmin tek elestirilebilecek noktasi herhalde icerigi. Cok derin bir film degil Yercekimi ancak o kadar iyi bir iscilik ve yonetmenlik var ki hayran kalmamak zor. Boylece aslinda sinema tarihinde yeni bir donem de baslamis oluyor: On yil icinde artik oyuncularin sadece performans vermek icin kullanildiklari tamamen 3D (3D derken stereoscopic demek istemiyorum) filmler izliyor olacagiz. Butun bu durum icinde Turk sineması ne olur bilmek zor. Filmcilerimizin hala Adana Antalya odakli yasamlari surer mi? Korkarim evet!

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2013/10/15/yercekimi/feed/ 3 2709
Photokina http://www.ilkercanikligil.com/2012/09/22/photokina/ http://www.ilkercanikligil.com/2012/09/22/photokina/#comments Sat, 22 Sep 2012 08:28:10 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=2529 Gecen hafta Photokina sayesinde epey kamera döküldü ortalığa. O kadar çok ki her birine ayrı yazı yazmaya üşendim. Canon EOS 6D, Nikon D600, Sony’nin yeni “full frame” compact kamerası RX1 (dünyada ilk), Leica’nın yeni M’i, Pentax K5, Fuji’nin E1’i, yeni Sony Nex 6, Olympus’un yeni PEN’i, Panasonic’ten çok tutan GH2 güncellemesi GH3, Sony’den Alpha SLT A99… Son olarak  Hasselblad’dan yukarıdaki resimdeki, içi tamamen Sony Nex 7 olan ama dışı pek havalı görünen ve bu yüzden de 6500 USD fiyatla satılacak olan Hasselblad Lunar! Kim ici 1000 dolar olan bir kameraya üstüne Hasselblad yazildi diye 6500 dolar verir? Evet biliyorum var bir sürü meraklı. Bütün bu gürültüye rağmen heyecan verici bir kamera var mı? Doğrusu hayır. Hassel örneğinde olduğu (tabi o olabilecek en uç örnek) gibi birbirine çok benzeyen bir sürü kamera. Tabi ki 10 yıl öncesine göre çok daha şanslıyız ama açıkçası bütün bu modeller uykumu getiriyor. Hele Canon ve Nikon gıdım gıdım veriyor yenilikleri. Oysa neler yapılabilir? Öncelikle dinamik aralıkla pek kimse uğraşmıyor. Dinamik aralıklar hala yetersiz. Biraz daha spesifik ama mesela sensörden tilt and shift le de kimse uğraşmıyor. Oysa muthiş olasılıklar açılabilir. Yüksek kareyle de pek kimse ilgilenmiyor. Varsa yoksa 60 kare… Her kamerada wifi ve GPS olmalı ama bu da henüz çok az modelde var. Aslında haklarını vermek gerek yine en ilginç girişimler Sony’den geliyor. SLT dalgasını onlar başlattı. RX1 de ilginç bir kameraya benziyor. Bakalım arkası gelecek mi? Yıllar önce yine Sony benzer ataklar yapmış (2005’te duyurulan R1) fakat sonra arkasını getirmemişti. Hadi birileri ilginç bir şey yapsın artık!

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2012/09/22/photokina/feed/ 1 2529
NEX-VG10 http://www.ilkercanikligil.com/2010/07/14/nex-vg10/ http://www.ilkercanikligil.com/2010/07/14/nex-vg10/#comments Wed, 14 Jul 2010 09:40:00 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=1705 Sonunda beklenen oldu ve Sony küçük kameralar sınıfında “büyük algılayıcılı” ilk örneği çıkardı. Panasonic daha önce davranmıştı ama nedense Sony “ilk biziz” demiş basın bülteninde.

Kamera önceden duyurulan NEX serisi fotoğraf makineleri üzerine kurulmuş. 14 milyon piksele sahip APS-C bir algılayıcıya sahip olan kamera Sony’nin deyimiyle “harika bir derinliğe sahip mükemmel HD görüntüler” üretmek için yaratılmış (daha önce aklınız neredeydi o zaman?)

E mount mercekleri kabul eden kamera bir adaptörle DSLR merceklerini de kullanabilecekmiş. 12800 ASA ya kadar gidebileceği iddia edilen kamera beklendiği üzere AVCHD formatını kullanıyor. En fazla 60 kareye çıkabilen NEX VG10 profesyonel ses girişine sahip değil. Aletin izin verdiği saniyedeki en yüksek veri miktarı 24 Mbps (Canon EOS 5D MK II’de 39 Mbps)

Kameranın fiyatı henuz belli değil (ya da ben bulamadım). Böylece her şey beklendiği gibi ilerlemeye devam ediyor. Pek yakında bu kameranın daha “Pro” bir sürümünü göreceğiz.

Ben alır mıyım bu aleti? Asla ama alana da mani olmayalım : )

Ayrıntı her zamanki yerinde.

EDIT: Fiyat 2000 USD olacakmış. Sony çok uçmamış, fiyat makul.

EDIT 2: VG10 sadece INTERLACED cekim yapabiliyor ancak  aslında progressive goruntuyu Interlaced bir video formatinin icine yaziyor. Yani sorun yok.

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2010/07/14/nex-vg10/feed/ 82 1705
Kısa Film için Video Kamera (2009) http://www.ilkercanikligil.com/2009/03/17/kisa-film-icin-video-kamera-2009/ http://www.ilkercanikligil.com/2009/03/17/kisa-film-icin-video-kamera-2009/#respond Tue, 17 Mar 2009 20:25:30 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=860 2002 yılında Altyazı adlı sinema dergisi için “Ev Yapımı Sinema” başlığı altında dört yazı yazdım. Sonraki yıllarda kontrolüm ve isteğim dışında bu yazılar İnternet’e yayıldı ve ne yazık ki çoğunlukla da izinsiz olarak kullanıldı. Geçenlerde fark ettim ki yazının sunulmadığı tek yer benim sitem 🙂

Dizinin ilki kamera seçimiyle ilgili ipuçları içeren yazıydı. Tabi 2002’den bu yana kamera alanında bir sürü şey ciddi şekilde değişti. Gerçi bütün bu değişimlere rağmen yazının temelindeki unsurlar aynı kaldı. Yine de 2009 itibariyle yazıyı hafifçe güncelleyip tekrar ortalığa sürmeye karar verdim. Aşağıdaki bağlantıdan Adobe Acrobat dosyası olarak indirilebilir.

Kısa Film İçin Video Kamera 2009

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2009/03/17/kisa-film-icin-video-kamera-2009/feed/ 0 860
Cesur Yeni Dünya! http://www.ilkercanikligil.com/2009/03/12/cesur-yeni-dunya/ http://www.ilkercanikligil.com/2009/03/12/cesur-yeni-dunya/#comments Thu, 12 Mar 2009 11:03:05 +0000 http://www.ilkercanikligil.com/?p=853

TED konuşmaları her zaman ilgi çekicidir ama bu yeni ürün çok heyecan verici…

]]>
http://www.ilkercanikligil.com/2009/03/12/cesur-yeni-dunya/feed/ 2 853