Üç İyi FilmÜç İyi Film

Geçenlerde “Black Swann” i eleştirince EA kardeşimiz “Bir filmi de beğen” demişti. Bu söz bana çok dokunmuş ki üç film birden beğendim:

İlki XMen’in yeni bölümü “Xmen: First Class”. Bunu göreli epey oldu ama firsat bulup yazamadım. X Men serilerinin çok hastası değilim ama bu son film hepsinden iyiydi açıkçası. Olayların ortaya çıkışını anlatan bu “prequel” gayet iyi yazılmış ve yönetilmiş.

İkincisi “Super8”. Bence çok iyi bir sinemacı olan J.J. Abrams’ın Steven Spielberg yapımcılığında ortaya çıkardığı 1979’da geçen bu “uzaylı filmi” hem sanat yönetimi, hem öyküsü, hem de oyunculuklarıyla harika. Özellikle tren kazası sahnesi çok başarılı.

Sonuncusu ise “Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2”. Bunu çok anlatmaya gerek yok sanki. Harry Potter serisini hiç bir zaman sevmedim ama bu son film bence iyi olmuş. Özellikle pek haz etmediğim 3D meselesi garip şekilde iyi kullanılmış. Ekrandan bize doğru atlayıp zıplayan çok az şey vardı ve daha az yorucuydu.

Bütün bu iyi filmleri görüp ruhumu Hollywood’a sattığımı düşünebilirsiniz ancak benim için iyi filmin kriteri gayet basittir: Ağzım açık izliyorsam (birinci anlamıyla değil elbette : ) o film iyidir.

“Bu filmi seyrettiğim ve beğendiğim için ne kadar duyarlı ve entelektüel bir insanım! Şimdi rahatlıkla çoğu Cihangir’de oturan ve her nasilsa hepsi sinema yazarı olan arkadaşlarımla saatlerce konuşuruz bu filmi” diye izliyorsam o film kötüdür.

13 Responses to “Üç İyi FilmÜç İyi Film


  • İlginç film tercihleri olmuş 🙂

  • yazının sonundaki açıklaman süper : )9

  • ”Bu filmi seyrettiğim ve beğendiğim için ne kadar duyarlı ve entelektüel bir insanım! Şimdi rahatlıkla çoğu Cihangir’de oturan ve her nasilsa hepsi sinema yazarı olan arkadaşlarımla saatlerce konuşuruz bu filmi” diye izliyorsam o film kötüdür”

    işte bu !!!! gişe yapan filmleri bağenmek nedense suçtur bu ülkede,amerikan aşk komedilerinin tadından yenmez mesela,ama gel anlat derler ki,istemezük…

    nuri bilge ceylan seyretmemek,sevmemek suç olmamalı artık…

  • “ne kadar entellektüel insanım” gerginliği ergenlikten sonra biter. insanın işi gücü olur, uğraşmaz böyle şeylerle… hem biri, ağzımızı açık bırakacak gişe filmi yaptı da, nbc mi engel oldu gösterimine?

  • nuri bilge ceylan’ı nbc diye kısalttık cihangir’de:)

  • yorumlar sahiplerini baglar uyarisi yapmak istiyorum.

    ayrica NBC sevmemek neden suc olsun ki zaten ulkenin ezici cogunlugu sahiplenmis degil kendisini.

    yani doruk hakli bir acidan. ne var ki ergenligi yas olarak gecmis olmak ruh hali olarak gecmis olmak demek degil. onu da unutmayin.

  • böyle tartışmalı durumlar ortaya çıkınca neden herkes nbc’ye yükleniyor anlamıyorum. Adam, sonuç itibariyle Türkiye’nin en “ödüllü” yönetmeni. Filmleride şuana kadarki ortalamanın açık ara üstünde. NBC’nin suçu ne 🙂

    İlker Hocam, sizin sitenizde yorum yapanlardan bir ekip kurup, gişe rekorları kıran bir film yapalım. ondan sonra doya doya eleştirelim herkesi 🙂

  • kod adı; nbc iyimiş : )) şimdi bu değerli rejisörümüz,hakikaten güzel fotoğraflar almakta…bana göre UZAK filmide ”açık” ara diğer filmlerinin önünde,bir kış filmidir ve istanbul’un kışını çok iyi resmeder nbc hoca,amma velakin panlar dakikalarca sürdürmekte,bkz.filmin başlangıç saati…

    hatta recep ivedik,korsan CD sahnesinde,muhteşem hicveder nbc’yi : )

    üç maymun,kontrast delisi bir filmdir…artık oyuncu filan göremez oluruz sahnelerinde neredeyse,bu da cannes’da büyük ödülü getirir nbc’ye…

    güzel fotoğraflar,ama anlatım biçimi,kendine göre mutlaka söylüyor birşeyler nbc amma velakin,nacizane,ben filmlerini seyrederken tıkanıyorum,duruyor bana göre zaman
    bu belkide hocanın anlatım dili…ama ben bu anlatım dilini kendime uygun görmüyorum,benim ruh yapıma uygun değil belkide…ama bunları bile dile getirmek,çogu mekanda ayıptan sayılıyor,hani sen nasıl beğenmezsin nbc’yi gibi…

    benim 3 tane türk filmim var ve bana göre hala üstlerine iş yapılmadı…

    1)ali özgencil: AT

    2)derviş zaim: tabutta rövaşata

    3)Şerif Gören: yol

    benim top3 listem bu…

  • ” …

    Seyirciyi bir hikayenin dolambaçlı yapısının cazibesiyle etkilemeyi, onu karakterlerin kavuşmalarıyla sevindirmeyi, karakterlerin ayrılıklarıyla üzmeyi hedefleyen klasik sinema dilinin de benzer bir sorunu vardır. Küçük sıkıntıları paylaşmadan, doğrudan büyük bir sıkıntıyı anlatmaya soyunur bu tür filmler. Aralardaki yaşamsal ayrıntıları ya atlar ya da seyirciyi hislendirecek bir sonuca varmanın malzemesine dönüştürürler. Önemsenen şey, ayrıntılar değil, onların birikmesiyle varılan sonuçtur. Kavuşmadır ya da ayrılıktır. Kaybetmek ya da kazanmaktır.

    Bu sonuçlara varan süreçte etrafa bakmaz bu filmler. Sürecin sonunda elde edecekleri dramatik etkiye o kadar saplanıp kalmışlardır ki, etraflarındaki dünyayı kaçırırlar. Bir Nuri Bilge Ceylan filminde ise dünya durur ve etrafına bakar. Ulaşılacak dramatik etkinin cazibesine başkaldırır sanki. O etkini peşinde koşarken hayatın akışını kaçırdığını fark eder. Ve o kaçırılan şeylere çevirir bakışını: Küçük sıkıntılara, anlık heveslere, gelip geçici mutlulıklara ve en önemlisi “yabancılığa”; insanın kendi kendine “ben ne yapıyorum ki burada?” diye sorduğu, kendini zayıf hissettiği, gökyüzünün altında, hayatın açıklanamazlığı altında ezilmiş hissettiği anlara.

    Sözgelimi, bir karakter bir diğerine hikayenin matematiği içinde kilit rol oynayan bir nesne uzatıyorsa film bize bunu gösterir; ama başka ve daha alelade bir uzatma hareketli hikayede herhangi bir sonuca bağlanmıyorsa, bunu seyirciye gösterilmeye değecek bir öneme sahip olmadığı düşünülür. Bu da film anlatımının zaman algısının ve hatta insan psikolojisini farklı hallerinden bağımsız olarak ilerleyen sadece hikayede kilit rol oynayan hareketleri takip eden bir matematiğe sıkıştırır. Eylemler girdabına kapılan bir film, hem eylemsizlik anlarını görmemeye başlar, hem de “zaman” denen şeyi unutur. Zamanın farklı akış biçimlerinin getirebileceği anlatım zenginlikleri, dramatik önem taşıyan eylemlerin ard arda dizilişiyle oluşmuş kaba bir yapıya feda edilir. Oysa kameranın bir yerde ne kadar süre sabit kalacağını, bir şeyin ne kadar göstereceğini “dramatik yapıda taşıdığı önem” üzerinden değil de, söz konusu anın kendi içinde taşıdığı yoğunluk üzerinden tanımladığınızda, “zaman hissi”ni sinema anlatımına yeniden kazandırabilirsiniz. İşte ancak o zaman bir sonuca bağlanmadığı için değersiz görülen dakikaların kendi başlarına taşıdığı anlamları görebilmeyi başlayabilirsiniz.”

    Fırat Yücel, Nuri Bilge Ceylan Filmleri Nasıl İzlenmeli? – Nuri Bilge Ceylan Makaleler, Söyleyişiler, Fotoğraflar sf. 5,6

    http://oneolaki.blogspot.com/2011/02/yazms-ki_23.html

  • Nuri bilge Ceylan’ı anlamak için çok uzaklara gitmemize gerek yok diye düşünüyorum. Kendisi zaten Uzak filminde itirafta bulunarak Tarkovski’ye özendiğinide gösterir ve anlatır. Hatta açık yüreklilikle itiraf eder. Kendiside zaten Tarkovski’nin karikatürü olmuştur bence. Bu durum bence kötü değildir. NBC iyi filmler çekmiştir. Bu durumun insanlar açısından sevilip sevilmemesi kişiye münhasırdır fakat NBC’nin filmleri herşeye rağmen sanatsal karşılığı olan filmlerdir. Bu konuda onu tebrik etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Sonuçta Recep İvedik gibi filmlerin çekildiği bir ülkede sanatsal boyutta da birşeylerin yapılıyor olması sevindirici.

    Yine de NBC’nin Cannes’da iyi bir lobisi olduğunu düşünüyorum. Tamam filmleri başarılı ama bu ödüllerin hepsini hakediyormu tartışılır. Beğensekte beğenmesekte NBC kendi sinemasını kurmuş bir yönetmendir.

    Osman abi film listesi yapmış. Bende çok Türk filmi izlememiş olmama rağmen tek bir film öne sürmek isterim. Reha Erdem_Kosmos filmi bence şuana kadar ki en iyi Türk filmidir. İzlediğimde gözlerime inanamamıştım. Bu film nasıl olur da Türk filmi olur demiştim. Herşeye rağmen Tarkovski’nin herhangi bir filmini izlediğimde bunlarda film mi? desem de kosmos şuana kadar gördüklerimin içinde en iyisi diyebilirim.

  • simdi…

    Sevmemek,begenmemek baska bir sey…
    nuri bilge ceylan,reha erdem mutlak surette film dünyamızın en saygın isimlerinden burda kendi adıma bir anlam karmasası yaratmamak adına bu cümleyi koymak zorunda hissettim kendimi,ki bu yorumu bile yapma hakkına bile sahip degilim belki de…

    Amma velakin,bana hitap etmeyebilir bu tarz filmler,bunun sonucunda cıkan begeni duygusuda son derece irrasyonel bir kavram…

    Recep ivedik gibi rezil,kepaze denen filmlerin giselerinin ciddi yüzdeside kültür bakanlıgına gider,o fonda bagımsız sinemacıları destekler…yani o rezil,kepaze islerin giseleri cok ama cok önemlidir…hepimizin bildigi üzere…

    Sinema deyince,benim aklıma gelen ilk imaj,popcorn ve alaska frigo…eglencedir bana göre…

    icad edildigi günden bu yana,bir cok sinemacı türlü türlü anlatmıstır hikayelerini;kimi zaman ideoloji anlatmıs,kimi zaman zenci-beyaz ayrımını,kimi zaman güldürüyü,kimi zaman acıklı bir trajediyi,kimi zaman dövüs sanatlarını…kısaca anlatılmayan hikaye kalmadı gibi…

    Sonucta,insan odaklı bir mecra sinema diye düsünüyorum…

    sanat filmleri iyidir,digerleri kötüdür yorumunu yapmak ne kadar dogru bilemiyorum…

    Bizler setlere giderken,malzeme yollarken,asla ayırmıyoruz birseyleri…sadece o filmin ihtiyaclarına ve dinamiklerine cevap vermeye calısıyoruz…bu bizim pencerimizden gözüken….

    Son olarak,iyi bir hikayen varsa,olay bitmistir bana göre…

  • İyi film ağzı açık izlediğin filmdir yorumuna katılıyorum. Sinema birincil olarak duygulara hitap ettiği için vücudunun doğal tepkilerinden filmin kalitesini ölçebiliyor insan.

    Benim farklı bir ölçüm daha var. Eğer sinema salonundan ayrıldıktan sonra arkadaşlarımla konuşmak yerine, arabama ulaşana kadar alışveriş merkezinin yer mermerlerine bakarak filmin benden bıraktığı hissin tadını çıkarmayı tercih ediyorsam, o film iyi filmdir.

    X-Men ve Super 8 iyi filmler. Harry Potter’ın bir önceki filmi Deathly Hollows 1’i daha sanatlı bir film bulmuştum. Son filmin de yönetmeni olan David Yeats’in yetkinliğinden ziyade o bölümün hikayesinin imkanlarından olduğunu düşünüyorum. Sanat filmi tadında bir Harry Potter’dı 7. film 🙂

  • ben birde harry potter’ın ısıgına ve color grade’ine hayranım…özellikle tonlar olaganüstü bence…bkz.harry potter’ın göle düstügü sahnedeki suyun rengi.bence mükemmel mükemmel bir setup

    evet kitabı bulmak cok zor ama,adamlar baska bir dunyayı izleyiciye tattırmak elinden geleni yapıyorlar…

Leave a Reply