Archive for the 'fotoğraf' Category

Page 2 of 10

Fotoğraf OkumaFotoğraf Okuma

AFSAD’ın dergisi Kontrast’ın Ocak Şubat sayısı için iki fotoğrafımla ilgili yazdığım yazı aşağıdaki resme tiklayarak okunabilir.

kontrastocaksubat

Sergi: More is Less* (Çok aslında azdır)Exhibition: More is Less

moreisless3

Fırlatmaya 10 Saniye, 2013, Pleksiglas Altında Arşivsel Pigment Baskı, 150*190 cm

Bir süredir filmcilikten çok fotoğrafla ilgilendiğimi bu blogu izleyenler belki fark etmiştir: Bir prodüktöre ve ekibe bağlı olmamak, bireysel olarak hatta neredeyse tek başına ve görece çok daha küçük bütçelerle yapılabilir oluşu, kalıcılığı (bir fiziksel nesne olarak varlığı) beni epeydir cezbediyordu fotoğrafın.

19 Aralık Perşembe akşam 18.30’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi Galeri alanında ilk solo sergimi açıyorum. Sergide bir adet de 4K video yer alacak (yani filmciliği de birakmiyorum : ). Bu video Canon’un 4K HDSLR’i EOS 1Dc ile çekildi. Compositing işlemini Otomat’ta Emre Aypar ve Yasin Yalva yaptılar.

Açılışa katılmak isteyenleri beklerim. Katılamayacak olanlar için sergi 18 Ocak’a kadar açık kalacak.

Sergideki işlere şuradan ulaşılabilir.

PS: Bu blogda az olur ama 4K da nedir diyenler icin yeni UHD (Ultra High Definition) TV standardina 4K diyoruz. Bu sistemde 3840*2160 piksel cozunurlugunde video kareleri ile çalışmak gerekiyor. Bu da dort adet HD resim anlamina geliyor.

moreisless3
10 seconds to Ignition, 2013, Archival Pigment Print mounted to plexiglass in artist’s frame, 150*190 cm

My first solo show is open between 19 December 2013 – 18 January 2014 at Zorlu Center PSM Gallery Area.

The concept of the show is the multiplication of things (especially buildings) in modern world. The show contains 10 heavily manipulated big prints and a 4K video.

You can watch a short video about the exhibition on youtube (with english subtitles)

You can visit see the works here.

Sony’den Yeni Bir Fikir: QXSony’den Yeni Bir Fikir: QX

QX10Epeydir konuşulan yeni kamera konsepti QX10 ve 100 olarak iki modelle ortaya çıktı.

Sony’nin bu iddiali ve bence parlak (ama tutmayacak) fikri temelde yalnızca bir akıllı telefonla birlikte çalışabilen bir algılayıcı ve lens ikilisinden oluşuyor.

Kısaca kamerayı akıllı telefona iliştiriyorsunuz ve Wifi/NFC sayesinde 1 inch buyuklugunde duzgun bir algılayıcıya ve Carl Zeiss’dan 1.8 diyaframa sahip, optik zoom’u da olan bir merceğe kavuşuyorsunuz.

Ne diyelim? Klasik bir Sony girişimi: Her zamanki gibi en deneysel ve iddali işleri yapan Sony oluyor ne yazik ki buyuk olasilikla ekmeğini Samsung ve Apple yerler ileride : )

500 USD fiyatlı üst model QX100 ve 250 USD’lik kırpılmış QX10 arasında tercih yapılabiliyor. QX100’un algılayıcısı (20 MP) ve merceği daha iyi diğerinin ise daha yüksek zoom seçeneği var. Her ikisi de HD video kaydedebiliyor.

Böylece aslında kamera dediğimiz şeyin de değişimine tanık oluyoruz. Bu blogda hep söylediğim gibi kamera aslında bir bilgisayar olma yolunda hizla ilerliyor.

Alınır mı? Olabilir. Çok tutar mı? Sanmıyorum. Özellikle 500 dolarlık fiyatı ve yanında akıllı telefon gerektirmesi gerçek fiyatını yükseltiyor ama yine de meraklılar için ilginç bir gadget olduğu kesin!

Şuradan bakılabilir.

SergiSergi

sirens

İlker Canikligil, Sirenler, 2013, Pleksi altında Arşivsel Pigment Baskı, çerçeveli 120×205 cm, Ed:1/3

Bu Perşembe (15 Ağustos) Galeri ArtOn‘da açılacak Crossroads III başlığı altındaki karma sergide İki adet fotoğrafım 10 Eylül’e kadar görülebilir.  Yukarıda küçük bir örneğini gördüğünüz işi tabi gerçek boyutlarda (120*205) izlemek daha heyecanlı oluyor : )

Tabi bunlara fotoğraf demek tam olarak doğru değil zira ikisi de “yapılmış” fotoğraflar. Epey uzun saatler sonucunda ortaya çıkan yukarıdaki kare 15000*9000 pikselden olusuyor : )

16 bitlik bir is akisinda Photoshop’ta bu dosyalari cevirmek çok kolay degil tabi ama SSD disk ve iyi ekran kartlariyla artik eskisi kadar zor da degil.

Isin teknik tarafiyla estetik tarafini ayirmak zor: Bir fotograf gören insanın “Bu Kim? Burasi neresi?” gibi sorular sorması normaldir ama benim canımı sıkıyor. Bir fotoğrafa baktığımızda gerçekten dünyayı mı görüyoruz?

Asla!

Bir fotoğrafa (veya daha genel anlamda bir teknik görüntüye) bakarken o fotoğrafı “yapan” kişinin zihnine açılan bir pencereyi görüyoruz. Bu kadar büyük bir şansı sadece dünyayı izlemek, gözetlemek, dikizlemek için kullanmak bana ziyanlık gelir daima.

Peki yukarıdaki işe bakınca ne anlamak ne hissetmek gerekli? Neyi gösteriyor bu fotoğraf?

Eos Raw Eos Raw

Evet ortalik iyice karişmişken ben pek bulaşmadım. Daha önce “dünyanin en iyi video kamerası” dedigim icin agzim yanmisti bu sefer acele etmeyeyim dedim : )

Saka bir yana zaman beni hakli cikardi diye böbürlenebilirim. Bilenler çoktur geçen hafta Magic Lantern adli hack ekibi 5D MK III’u Raw Video çekecek şekilde kırdığını duyurdu. Örnek videolar webde gezip duruyor ufak bir aramayla bulunabilirler.

Peki bu ne anlama geliyor?

1 – RAW video çekebilen bir 5D MK III fiyat performans açısından dünyanın en iyi kamerası sayılabilir zira RAW çekildiğindeki kalite Arri’nin veya Red’in veya Sony’nin kameralarından daha iyi (low light için özellikle)

2 – Tabi bu büyük bir olay. Büyük şirketlerin son kullanıcıyı daima soyduğunu biliyorduk ama bu kadar değil. Bu hack operasyonu bize aslında gelecekte olacakları müjdeliyor: Herhangi bir elektronik ürünü artık “ben yaptım budur” diye çıkarmak mümkün değil. Birileri mutlaka kırıyor ve geliştiriyor. Bununla baş etmeye çalışmak yerine buna daha da izin veren ürünler çıkarılmalı.

Sonuçta bugün satın aldığımız her şey aslında özünde bir bilgisayar ve her bilgisayar gibi programlanabiliyor. Kamera da bir bilgisayardır!

3 – Simdi Canon’un önünde zor bir karar var: Bununla mucadele etmeye kalkabilirler veya 5D MK IV’e de paşa paşa bu özellikleri koyarlar. Mücadele etmeleri mümkün ama akılcı değil. Ne var ki bunu durdurmazlarsa kendi 10 bin dolarlık C serisi kameralarını kimseye satamazlar (zaten satabildiklerini sanmıyorum : )

Bence artık pandora’nın kutusu açıldı. Bundan sonra (2 yıl içinde) RAW video çeken bir çok kamera göreceğiz.

4 – Asıl ilginç olan videocuların değil fotoğrafçıların durumu. Zira 1Dx gibi kameraların önemi yüksek kare çekebilmeleriydi. Oysa simdi RAW video çeken bir 5D MK III, Canon’un amiral gemisi sayılan 1Dx ten 2.4 kat hızlı bir kamera haline geldi : ) Bu Canon’u çok üzer ve esas mesele bu olur diye düşünüyorum. Tabi fotoğrafçılık videoculuk ayrımı da iyice belirsizleşecek bu durumda.

Sonuç olarak bu gelişmeler hayırlı. Zaten hepimiz olmasını bekliyorduk sadece zamanlamadan emin değildik. Magic Lantern sayesinde beklenenden çok daha hızlı oldu.

Kendilerine teşekkür ediyor başarılarının devamını diliyoruz!

EOS 6D

Canon Nikon’un D600’üne beklediğimden çabuk cevap verdi. Yeni Canon 6D aslında beklediğimiz gibi kırpılmış bir 5D Mk III ama bazı ustunlukleri de var.

Yıllardır neden kameranın içinde wifi+GPS yok deyip duruyordum sonunda koymuşlar. Buna karşılık 6D’nin çözünürlüğü (20mp), netlik sistemi (11 nokta), vizoru (%97), saniyedeki çekim hızı (4.5 fps) Mark III’ten biraz daha kotu ama video ozellikleri 5D MK III ile aynı. Buna karşılık kameranın beklenen fiyatı 2100 USD. Böylece biz 5D MK III sahipleri önümüzdeki ayları neden Canon’a 1000 doları aşan bir katkı yaptığımızı düsünerek geçirebiliriz : )

Demek ki yeni oyun sahası belli oldu: “Ucuza tam boy kamera savaşları” başlasın. Bir çok kullanıcı APS-C’nin yeterli ve kalıcı olduğunu ve yığınların hiç bir zaman tam boy algılayıcıya geçmeyecegini düşünüyordu. Görülen o ki bu düşünce doğru değilmiş. Aynı insana iki kere kamera iki kere mercek satma şansı varken neden bunu kullanmasınlar ki? Peki tam boy algılayıcı önemli mi? Bu konuyla ilgli uzun bir yazı yazmak gerek ama kısaca aslında hem evet hem hayır. Özellikle bazı amaçlar için tam boy iyi ama örneğin mucevher veya kus cekecekseniz hic gerek yok.

Lytro Hakkında

Gecenlerde Lytro ile oynayabildim. Sonda soyleyecegimi basta soyleyeyim: Bekledigim gibi Lytro koca bir şakadan başka bir şey degil. Bu haliyle “hiç bir işe yaramayacak” bir alet yapmayı becermişler. Yanlış anlaşılmasın arkasındaki teknoloji ilginc ama ürün gayet saçma.

Neresinden başlasam: Ekran kotu, alet takılıyor, dokunmatik ekran başarısız, cozunurluk çok kotu (1080*1080) ve cok fazla gurultu var, kamera iri, fotograflara sadece kendi yazılımlarında bakılabiliyor. Tabi en onemli soru su: Neden cektigim bir fotografi sonradan netlemek isteyeyim? Profesyonel bir fotografci icin bu cok onemli olabilir. Zira ozellikle haber, kus, spor vs cekerken netlik bas belasıdır. E iyi de zaten bu kamera profesyonellere yonelik degil. E o zaman amatorlere mi kalıyor? Amatorler neden sonradan netlik degistirmek istesin ki? En kotu ihtimalle iki kere daha cekerler.

Amac Iphone’un telefona yaptıgını fotografa yapmak demislerdi. Hic ama hic olmamis. Kisaca herhangi bir akıllı telefon kamerasından daha kotu bir kameraya 500 dolar vermek istiyorsanız hemen Lytro alınız : )

EOS MEOS M

Yıllardır tartışılan “aynasız” kameralar sonunda tek tek çıkıyor. Yarın Canon’un Canon M adlı yeni (ve bu algılayıcı boyunda tarihinde ilk) aynasız kamerasını duyuracağı neredeyse kesinleşti.

Kamera 18 MP lik bir APS-C algılayıcı kullanıyor (EOS 7D, 60D, 650D gibi kameralarla aynı). EF-M mount kullanan kameranın 100-12800 ASA arasını doğrudan 25600 ASA’yı H1 seçeneği ile desteklemesi bekleniyor.

1920*1080 video da çekecek olan EOS M normal EF merceklerle de uyumlu olacakmış (bir adaptörle). Neden bu aynasız kameralara bu kadar merak vardır anlamış değilim. Evet ayna çok eski bir teknoloji ve tasarım açısından bir sürü sorun yaratıyor (hız, gürültü, netlik, mekanik vs vs)

Peki bütün bu sorunlara EOS M cevap olabilir mi?

Belki soruyu şöyle sormalı: Bu kameranın G1X’ten ne farkı var? G serisi yıllardır zaten aynasız : ) Eh G1X’in merceği değişebilir haline hoş geldiniz. Fiyat açıklanmamış ama bir tahminde bulunayim: 799 USD!

Görelim bakalım.

PS 23 Temmuz 2012: Fiyat tahminim BINGO! Ayrıntı şurada.

Canon G1XCanon G1X

Canon Türkiye Mark III’ten sonra bir de G1X yollamıştı. Açıkçası önce şunu söylemem gerek: Küçük fotoğraf makinelerinden nefret ediyorum. Özellikle Canon’un G serisi yıllardır hiç haz etmediğim bir sınıfı temsil eder.

Bu aletler beni o kadar heyecalandırmıyor ki iki haftadır bir türlü elim gitmedi kendisiyle oynamaya. Neden?

1 – Öncelikle bu aletlerde kesinlikle bir “shutter lag” var. Yani sizin düğmeye basmanızla fotoğrafın çekilmesi arasında bir zaman farkı oluyor. Bu bence zaten öldürücü bir hata. G1X’te bu durum aza indirgenmiş ama DSLR’lara alıştıysanız hala yavaş.

2 – Bu aletlerin sensörleri küçük oluyor (en azından son bir kaç yıla kadar) dolayısıyla düşük ışıkta çok fazla noise üretiyorlar ve alan derinlikleri fazla oluyor (G1X’te bu durum geçerli değil ve en ilgi çekici tarafı da bu zaten)

3 – Bu aletlerin mercekleri de genelde vasat oluyor doğal olarak. Son yıllarda micro 4:3 gibi formatlar çıktıkça daha iyi mercekler de görmeye başladık ama temel sorunlardan biri yine ortada: Yanınızda küçük, hafif bir kamera taşımak istiyorsunuz. Bu durumda bir de mercek seti taşıyıp ikide bir mercek mi değiştireceksiniz?

Bu genel girişten sonra Canon’un yeni G1X’inden biraz bahsedeyim. G1X Canon için bir dönüm noktası zira şirket tarihinde ilk defa küçük bir kameraya “neredeyse” APS-C boyutlarında (18.7 x 14mm) bir algılayıcı koyuyor. Böylece yeni G1X 1600 ASA’da bile temiz görüntü veriyor. Bu tabi hoş bir durum.

Canon mercek konusunda diğer üreticilerin yaptığını yapmamış. G1X’in merceği değişmiyor. Aletin üzerindeki 15.1 – 60.4 mm lik merceği (35 mm full frame kameralar için 28-112 mm ye denk geliyor) kullanmak zorundasınız. Bu karar aslında yanlış değil. Canon burada mercek değişmesine izin vermeyerek bir seçim yapmış ve bu anlaşılabilir. Üstelik mercekte çok iyi bir stabilizasyon da var.

Ne yazık ki merceğin en yakın netlik mesafesi yüksek. Bir yakın plan çekmek bile problem olabiliyor (macro moduna geçmeniz gerekiyor). Ayrıca merceğin diyaframi tele için 5.8 geniş için 2.8 ve bu değerler tabi yeterli değil. Her ne kadar bu durum 1600 ASA’da temiz bir resim üretebilmesiyle bir miktar önemini kaybetse de sonuç olarak bu değerler problemli.

Tabi bu sensör büyüklüğü nedeniyle kamera da biraz irileşmiş. Yani artık “küçük kamera” sınıfının sınırına gelmiş diyebiliriz.

Kısaca bence G1X le ilgili artılar ve eksiler söyle:

+ Büyük algılayıcı, 1600 ASA’da bile temiz görüntü
+ Birleşik mercek ve etkileyici IS performansı
+ 1080p full HD video
+ Gövde kalitesi iyi
+ LCD dönebiliyor ve başarılı

– AF performansı yavaşi shutter lag var
– Merceğin en yakın netlik mesafesi çok fazla
– Mercek yavaş (özellikle tele ucunda)
– Video sadece automatic modda çekilebiliyor
– Optik bakaç yetersiz.

Kısaca küçük bir kameraya ihtiyacınız varsa bu aslında en iyi seçeneklerden biri ama yine de ne yazık ki G1X heyecan verici bir kamera değil. Neden Canon gibi bir dev Apple’ın Iphone la yaptığı gibi bir devrim yapmaz ve cep kameralarına yeni bir yorum getirmez anlamıyorum.

Alet başarısız değil ama 500 USD’lik (Amerika) fiyatı da az değil. Açıkçası böyle bir kamera yerine giriş seviyesinde bir DSLR almak daha iyi bir seçim olabilir ama tabi pratiklik açısından G serisi avantajlı. 

5D MK III ile Bir Hafta Sonu5D MK III ile Bir Hafta Sonu


Canon Türkiye’nin inceliği sayesinde yeni çıkan 5D MK III’ü deneme fırsatım oldu (Özellikle Canon Euroasia’dan Göker Göksel’e teşekkür ederim)
Yukarıdaki karelerde (hepsi 6400 ASA şuradan büyük halleri incelenebilir) gördüğünüz gibi geçtiğimiz hafta sonu kamerayla vakit bulabildiğim kadar oynadım. Tabi her zaman söylediğim gibi yaptığım testlerin bilimsel bir iddiası yok. Elimdeki diğer kamera olan 5D MK II ile kıyasladım ve olabildiğince eşit şartlarda karşılaştırmaya çalıştım ama yine de bu konuda zaten çok ciddi siteler var (DXO Mark, Dpreview vs). Benim yorumlarım daha çok deneyime dayalı ve kişisel.

Bu zorunlu açıklamadan sonra herkesin merak ettiğini düşündüğüm bazı konulara geçeyim. Öncelikle dıştan başlarsak yeni 5D’nin gövdesi ve elde tutuşu eskisine göre daha iyi. Ufak bir tasarım dokunuşu sayesinde alet ele çok daha iyi oturuyor. Yeni LCD monitör daha büyük ve daha kaliteli (dinamik aralığı ve renk hassasiyeti bana daha iyi geldi). Bunun yanı sıra ufak tefek değişiklikler de var örneğin CF kart yuvası kapağı eskisine göre daha iyi açılıp kapanıyor vs.

Bu kozmetik değişikliklerin dışında arkadaki bütün düğmeler 7D’deki gibi düzenlenmiş. Yalnız “zoom” tuşu eskiden sağ elle kontrol ediliyordu. Bu kontrol ne yazık ki artık sola geçmiş ve bu kesinlikle yanlış bir karar. Eskiden sol elle netlik yaparken sağ elle de görüntüye zoom yapabiliyordunuz. Şu anda bu imkansız. Neden böyle bir karar verilmiş nedenini merak ediyorum doğrusu (Gerçi “set” tuşuna bu fonksiyon atanabiliyor)

Yeni auto focus sistemi eskisine göre kıyaslanamayacak derecede geliştirilmiş. Çok daha hızlı ve doğru çalışıyor. Ayrıca focus sistemiyle ilgili bir çok kişiselleştirme yapmak mümkün. Yeni vizör daha geniş ve elektronik terazi sistemi eklenmiş. HDR seçeneği JPEG dosyaları üretiyor ve başarılı. Bunun yanı sıra iki kareyi LCD’de yan yana karşılaştırma, çoklu pozlama yapma, kamera içinde RAW dönüştürme, sessiz çekim, saniyede 6 kare hız, 3 fstop compensation (eskiden 2), gelişmiş ses ayarları, kulaklık çıkışı, kayıt sırasında HDMI çıkışını 480p’ye düşürme saçmalığının ortadan kalkması, 29 dakika kesintisiz çekim; hem SD hem CF kart kullanabilme gibi bir çok yenilik var.

Bütün bunlar güzel ama kimse onca parayi HDR Jpeg dosyaları üretmek için vermeyeceğine göre gelelim asıl önemli konuya: Görüntü kalitesi!

Canon’un iddiası kameranın eskisine göre 2 fstop’luk bir üstünlüğe sahip olduğuydu. Kullananların bileceği gibi Mark II’de 3200 ASA ve ötesi kötü görünürdü. Kısaca aslında kamera videoda H1 adıyla 12800 ASA’ya izin verse de 1600 ASA üstü acil durumlar dışında pek kullanılır değildi.
Bu iddia gerçek mi? Sorunun kısa cevabı kesinlikle evet. Mark III 6400 ASA’da bile çok temiz görüntü veriyor. Hatta 12800 ve 25600 bile kullanılmaz denemez. Özellikle eski 5D “renkli gürültü” (Color Noise) üretirdi. Bu yeni kameranın gürültüsü çok daha kabul edilebilir bir “parlaklık gürültüsü” (luma noise) ve filmdeki greni hatırlatıyor. Bunu görünce inanmakta güçlük çektim doğrusu çünkü 4 yıl gibi bir sürede algılayıcı teknolojisinde bu kadar büyük bir gelişme olacağına ihtimal vermiyordum. Bu yüzden bir de RAW dosyalarını incelemek istedim. Tahmin ettiğim gibi RAW’larda bu durum aynen geçerli değildi ve noise seviyesi biraz daha yüksekti. “Acaba ben mi yanlış bir şey yapıyorum?” derken Canon’un meşhur teknik danışmanı Chuck Westfall’un da roportajında aynı şeyi söylediğini görüp rahatladım.

Roportajı okumanızı öneririm ama vakti olmayanlar için olay kabaca şu: Yeni algılayıcı eskisine göre daha hassas ama farklılığın büyük kısmı güçlü Digic 5+ yongasının gerçek zamanlı “gürültü azaltmasıyla” ve her bir photodiyodun arkasındaki gürültü işleyici transistorden ortaya çıkıyor. Böylece sinyal daha algılayıcıda üretildiği anda “temizlenmiş” oluyor.

Tabi aslında bu kullanıcıyı ilgilendiren bir durum değil. Sonuçta Digic5+ (Digic 5’ten 17 kat hızlı bir işlemci. Bir önceki modeldeki Digic 4 ise Digic 5’ten 4 kat yavaştı) gerçekten çok iyi iş çıkarıyor ve elinize alacağınız kamera 6400 ASA’da son derece temiz bir video ve JPEG performansı sunuyor. “Gerisi beni ilgilendirmez” diyebilirsiniz ve bu konuda haksız da olmazsınız. Alet ışığa o kadar duyarlı ki bir mum ışığında (6400 ASA’da) neredeyse fazla pozlanacak hale geliyor. Stanley Kubrick bu kamerayı görse sevinçten ağlayabilirdi!

Örneğin aşağıdaki kare bir video karesi. Hemen yanında da yüzde yüz detayı görülüyor. Bu kare 6400 ISO’da Neutral ayarlarla çekildi. Gördüğünüz gibi noise yok denecek kadar az.

RAW’larda durum biraz daha farklı. Bunun bir nedeni de video dosyalarının 1920*1080’e küçültülmesi. Aşağıdaki örnekteki gibi RAW’lar daha fazla noise içeriyor ama hala çok temiz sayılabilir. Ayrıca kamera henüz tam olarak çıkmadığı için RAW desteği beta düzeyinde.

Yine Digic5+ sayesinde eski modelin videoyla ilgili en önemsenen sorunları moiré ve aliasing bu kamerada neredeyse yok. Canon bu konuda kesin bir açıklama yapmamakla birlikte artık 22 MP lik algılayıcıdan 1920*1080 üretmek için line skipping kullanmıyor olmalı. En azından sonuçlar öyle gösteriyor.

.

Yukarıdaki karşılaştırma bu durumu gösteriyor. Soldaki kare Mark II’den  sağdaki ise III’ten alınma video karelerinin yüzde iki yüz detayları. Görüldüğü gibi yeni kamera aliasing sorununu giderdiği gibi daha iyi detay çözüyor.

Rolling shutter aşağıdaki örnekte göreceğiniz gibi hala var ama eskisine göre daha az (Westfall’a göre yarı yarıya). Bunun yanı sıra artık videolar ALL-I (intraframe) olarak kodlanabiliyor (Yani her kare sadece kendi içinde sıkıştırılıyor. Bu kurgu için önemli bir avantaj) ve videoya timecode verisi gömülebiliyor (profesyonel filmciler için çok aranan bir özellik) ve kamera 1280*720’de 60 fps’e kadar çıkabiliyor (7D’deki aliasing sorunu olmaksızın)

Büyük Soru: Almalı mısınız?

Bu konuda ne yazsam nasıl olsa birileri kızacak. Nedense Canon’a karşı genel bir kızgınlık var Mark III ile ilgili. Hal böyleyken bu konuda tek bir cevap vermemek en doğrusu çünkü 5D MK III değişik gruplar için değişik anlamlar taşıyor.

Kısaca özetlersem:

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyorsanız ve auto focus sizin için önemliyse (örneğin kuş,doğa veya spor vs çekiyorsanız) Mark III sizin için kesinlikle hayati bir güncelleme sayılır. Yeni auto focus sistemi 1 serisiyle aynı sınıfta.

*** 5D’yi video için yoğun olarak kullanıyorsanız ve düşük ışık koşullarında sıkça çalışıyorsanız ve moiré, aliasing, rolling shutter vs gibi sorunların giderilmiş olması, timecode, 60 fps gibi yenilikler işlerinizde önemliyse yine Mark III sizin için çok önemli bir güncellemedir.

*** 5D’yi öncelikle fotoğraf için kullanıyor ama yapay ışık veya flaş kullanarak sadece RAW çekiyorsanız ve auto focus sizin için çok önemli değilse ve videoyu da sadece arada sırada çekiyorsanız Mark III’e geçmeniz şart değil.

*** Amatörseniz veya öğrenciyseniz ve bütçeniz kısıtlıysa yine Mark III sizin için öncelikli bir güncelleme değil. Mark II şimdi fiyat performans açısından her zamankinden daha iyi bir kamera (Amerika fiyatı 2100 USD)

*** APS-C gibi alt sınıf Canon’lardan ilk defa full frame sınıfına geçecekseniz ve para sorununuz yoksa tabi ki bu devirde mark III varken alabiliyorsanız onu almanızda yarar var. “Full frame önemli mi?” ayrı bir soru olmakla birlikte bence cevap evet. Zira hem ışık duyarlılığı artıyor hem de bildiğiniz EF mercekler alıştığınız şekilde çalışıyor.

Kameranın fiyatı ne yazık ki yüksek. Mark II ilk çıktığında 2700 dolardı. Bu yeni sürüm 3500 dolar olarak çıktı. Aradaki 800 dolarlık fark bir çok insanı kızdırdı. Tabi bu fiyat zamanla düşecektir. Çok aceleniz yoksa beklemeyi seçebilirsiniz ama dramatik düşüşler kısa vadede zor görünüyor.

Bir de son bir grup var ki bu insanlar hiç bir şekilde memnun olmuyorlar. Bu blogda da böyle arkadaşlarımız var. 5D Mark III’ün berbat bir kamera olduğuna ve Canon’un da “evil corporation” olduğuna o kadar inanmış ki bu insanlar tersini görmeleri mümkün değil. Bu arkadaşlar 3500 dolarlık bir kameradan 12 bit uncompressed 4:4:4 ve 4K görüntü ve saniyede 120 kare hız bekliyorlar. Bunları göremeyince de nedense sinirleniyorlar. Özellikle 80 sonrası doğan kuşakta böyle bir eğilim görüp şaşırıyorum.

50 bin dolarlık Alexa’nın veya RED’in yapamadığı şeyleri 3500 dolarlık 5D’den beklemek gerçekle ilişkiyi kesmekten başka bir şey değil.

Sonucun Sonucu:

5D MK III bugün itibariyle elimizdeki en iyi seçeneklerden biri hatta birincisi. Hem fotoğraf hem video açısından her yönüyle harika ve profesyonel sınıfta bir alet. En büyük özelliği olan ışık duyarlılığı filmleri çekiş şeklimizi değiştirecek kadar önemli. Her ne kadar 10 bit out vs vermediği için Canon’a kızsak da en azından megapiksellere oynamadığı için hakkını vermeliyiz.

Kısaca 6400 ISO’da daha temiz görüntü veren bir başka “full frame” kamera çıkıncaya kadar en iyisi bu.

Aksesuarlar:

Canon incelemem için Wft 7’yi de yolladı. Bu alet kameranın altına takılıyor ve Mark III’u bir wireless sunucuya dönüştürüyor. Böylece örneğin Ipad, Iphone gibi aletlerden tarayıcı üzerinden kamera kontrolü sağlayabiliyorsunuz. Bu tabi ki önemli bir özellik ancak standart Canon batarya kullanan WFT 7’nin fiyatı 850 USD. Tarayıcı üzerinden kamera kontrolü güzel ancak gelen görüntü ne yazık ki kesintili.

Yani video için kullanımı şimdilik zor. WFT 7’nin başka özellikleri de var. Çektiğiniz görüntüleri uzaktan izlemek, bir FTP hizmeti sunmak gibi özellikler sunuyor. Tabi bu özellikler neden kameranın içinde gelmez de böyle 850 dolarlık bir kutuyla verilir nedenini tahmin edebilirsiniz : )

Son olarak yeni flash 600 EX ve tetikleyici STE3’ü de denedim. Bendeki bir önceki sürümlere göre (580 EX II ve STE2) en büyük fark artık optik kontrol değil radio kontrolüyle çok daha fazla flaşı kablosuz olarak 30 m. den kontrol edebilmeniz ve 1/8000 gibi hızlarda flas kullanabilmeniz. Eski sürümlerde flaş ve tetikleyicinin birbirlerini doğrudan görmesi gerekiyordu. Yıllardır bu konuda eleştirilen Canon tarihinde ilk defa radio kontrollü bir flaş tetikleyici yapmış oluyor. Bu iki alet de gayet başarılı ancak aynı soru yine gündemde: Neden STE3 gibi bir tetikleyici kameranın içinde değil? Cevap yine aynı sanırım : )

PS: Sürekli Nikon D800’ü (veya benzer başka kameraları) neden incelemediğim soruluyor. Cevabi çok basit: Herhangi bir D800’e erişimim yok. Olursa tabi onu da incelemek isterim ve yine merak edenler için “hayır ne yazık ki Canon’dan maaş, hediye vs almıyorum” : ) 

5D MK III ve Rating5D MK III ve Rating

Yandaki grafik 5D MK III’ün çıktığı günkü ziyaret patlamasını gösteriyor. Normalde bu blog günde 250 – 300 tekil kullanıcı tarafından gezilirken o gün bu sayı 793 olmuş : )

Demek ki 5D MK III iyi rating alıyor!

Aletle ilgili bir kaç yazı çıkmaya başladı. İlk test sonuçları da ortaya döküldü. Yüksek ASA performansı etkileyici görünüyor ama denemeden inanmak zor.

Genel olarak herkes fiyattan ve video özelliklerinden şikayetçi. Evet fiyat gerçekten yüksek ve video becerileri de beklentileri karşılamıyor.

5D MK II paradigma değiştiren bir üründü. Neredeyse DSLR video devrimini başlatmıştı. Bu yeni model ise herhangi bir devrim içermese de zaten iyi olan bir ürünün geliştirilmiş bir hali o kadar.

Canon neden videoda büyük bir geliştirme yapmadı? Tabi ki EOS C300’ün satışlarını baltalamamak için : ) Bu yeni modelde fotoğrafçılar için daha fazla yenilik var. Videoda devrim bekleyenler galiba biraz daha bekleyecek ne yazık ki… 

Canon G1X ve Nikon D4Canon G1X ve Nikon D4

Bu iki kamerayi yan yana getirmek çok saçma ama ikisine ayrı yazı yazmaya da üşendim doğrusu : )

Nikonlarla genel olarak pek ilgilenmiyorum. Bunun iki nedeni var: Birincisi elimde bir sürü Canon mercek varken şimdi tutup Nikon’a geçmem boşa para harcamaktan başka bir işe yaramaz. İkincisi Nikon videoya Canon kadar önem vermiyordu (en azından bugüne kadar). Kısaca kafalarda soru işareti kalmaması için: Canon’un Nikon’dan daha iyi olduğunu (veya tersini) düşünmüyorum veya Canon’dan para almıyorum (hatta tam tersi Canon’a para veriyorum!)

Yeni Nikon fiyatından da anlaşıldığı gibi Canon’un 1Dx’ine doğrudan rakip. 16 MP’lik kamera bize öncelikle Megapiksel yarışının şimdilik kesin olarak bittiğini gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda bu durum değişebilir ama görünen o ki bir kaç yıl için bu yarış bitti. Yeni yarış “daha iyi görüntü, daha yüksek ASA” alanında olacak.

Kameranın üzerinde çok durmuyorum zira her şeyi harika yapan gayet güzel bir alet işte : ) Zaten bunu alacak insanların ne aldıklarını biliyor olmaları gerekir. Aletin en ilginç özelliği HDMI üzerinden uncompressed HD video çıktısı vermesi. Bunun ayrıntıları şimdilik belirsiz ama her şekilde bu Canon’u utandıracak bir adım. Yeni 5D’de bu özelliğin olacağına kesin gözüyle bakabiliriz artık.

Diğer kamera benim yıllardır nefret ettiğim G serisinin “devrimci” bir türevi. Evet Canon G1x ile ilk defa küçük bir kameraya büyük sensor koyuyor. Bu işi yaparken ilginç bir kararla merceği sabit bırakıyor (4x bir zoom). Bence bu doğru bir karar. Yanında küçük bir kamera taşımak isteyen biri cebinde başka mercekler taşımak ister mi? Sanmıyorum. Alet aynı zamanda full HD 24 fps video çekebiliyor.

Evet yeni oyuncaklar bunlar. Şuradan G1x, şuradan da D4 incelenebilir.

Ayrıca Canon’un 6 adet yeni küçük video kamerası (VIXIA) da şuradan incelenebilir. Üzerlerinde sosyal medya paylaşım butonları varmış : )