Terimler

Dijital Video ile Sinema adlı kitabımda da yer alan sinema tv ve video ile ilgili bir terimler sözlüğü…Lütfen Kaynak Göstermeden Kullanmayın. Teşekkürler.

Son Güncelleme: 19.01.2015

30 derece Kuralı: Aynı konunun çekimi sırasında kullanılacak iki kamera konumunun birbirine en az 30 derece açı yapmasını öneren kural. Aksi durumda çekimler birbirine benzeyeceği için kesilmeleri zor olacaktır. Eski bir kuraldır.

180 derece Kuralı: Ekrandaki yön devamlılığını ve tutarlılığını korumak için kameranın oyuncularının bir tarafında kalmasını öneren teorinin adı (aks çizgisi olarak da bilinir).

4:4:4: Herhangi bir görüntü sinyali sayısallaştırılırken uygulanan örnekleme yöntemi. Burada bütün
pikseller tam olarak örneklenir.

4:2:2: Herhangi bir görüntü sinyali sayısallaştırılırken uygulanan örnekleme yöntemi. Bu yöntemde RGB olarak tüm değerler (pikseller) örneklenmez. İnsan gözü parlaklık değişimlerine daha hassas olduğu için parlaklık tam örneklenirken renk bilgileri yarım hızla örneklenir. Yani her 4 piksellik grup için 4 luminance örneği, 2 adet U ve 2 adet V örneği saklanır.

4:2:0: PAL DV ve DVD video için kullanılan örnekleme yöntemidir.

4:1:1: NTSC DV için kullanılan örnekleme yöntemidir.

4:3 (veya 1.33): Standart TV yayınlarının çerçeve oranı.

16:9 (veya 1.77): HD video için standart kabul edilen çerçeve oranı.

1.66: Avrupa sinemasının en çok kullandığı çerçeve oranı.

1.85: Amerikan sinemasının tercih ettiği çerçeve oranı.

2.35: Genelde anamorfik merceklerle ulaşılan “geniş perde” çerçeve oranı.

Academy: Amerikan Sinema Akademisinin belirlediği 1.37 oranındaki çerçeve oranı. 35 mm filmin kenarına ses kuşağı boşluğu açmak için düzenlenmiştir.

AC-3: Dolby Digital çok kaynaklı ses sistemine verilen isimdir.

AGC: Automatic Gain Control. Kameralarda ses kayıt yüksekliğini kontrol eden sistem.

Aliasing: Görüntünün kenarlarında ve ince çizgilerinde oluşan merdivenlenme (kırılma) etkisine verilen isim.

Alpha: Herhangi bir görüntüde hangi piksellerin görünmez olacağını belirleyen veri.

Analog: Herhangi bir sinyalin benzetim yoluyla kaydedilmesi. Örneğin plak ses sinyalini asıl olan ses dalgalarının kopyalarını oluşturarak kaydeden bir ortamdır. Analog sistemler hassas kayıt sağlarlar ancak kopyalama başarıları düşüktür. Her aktarımda belirli bir kayıp oluşur.

Anamorphic: 2.35 oranında geniş resimler elde etmek için kullanılan özel merceklere verilen genel isim. Anamorphic mercekler görüntüyü sağda soldan sıkıştırarak kaydederler. Gösterim sırasında ters işlem yapılır. Böylece normal sinema filminden daha geniş bir oran elde edilir.

Anti Aliasing: Herhangi bir görüntüde kenarların ve keskin çizgilerin yumuşatılması için uygulanan yöntem.

Artifact: Video alanında görüntüdeki her tür bozulmaya (karlanma, noktacıklanma vs) verilen genel isim.

Aspect Ratio: Görüntünün genişliğinin yüksekliğine olan oranı.

Aperture: Diyafram veya iris olarak de bilinen bir merceğin ışık geçirme oranını belirleyen mekanizma.

Bayer Pattern: Dr. Bryce Bayer tarafından 1976’da geliştirilmiş, tek algılayıcı bir sistemden renk elde etmek için her dört pikselde iki yeşil, bir kırmızı, bir mavi filtre içeren şekil. Bu şema kullanılarak bütün algılayıcı kaplanır. Sonuçta oluşan görüntünün “Debayer” edilmesi gerekir.

Black Burst: Video alanında siyah görüntü taşıyan composite sinyal anlamına gelir. Stüdyolarda birçok ayrı aletin birbirine eşlenmesi için gereklidir.

Black Level: Siyah seviyesi. Herhangi bir sistemde olabilecek siyah değerinin alt sınırı.

Blu-ray Disk: 50 GB kapasiteli disk formatıdır. Özellikle HD video taşımak için kullanılıyor.

Buffer: Herhangi bir verinin gönderilmeden önce bir kumbarada (ön bellekte) biriktirilmesi anlamına gelir. Böylece gönderim sırasında kesilme riski azalır.

Butterfly: Işığın önüne gerilen beyaz kumaş süzücülere verilen genel isim. Özellikle dış mekânda çekim yaparken Güneş ışığını süzmek ve yumuşatmak için yararlıdır.

Brightness: Parlaklık. Piksellerin ne kadar ışık yaydığını belirler.

Chroma Key: İki görüntüyü birleştirmek veya mat oluşturmayı kolaylaştırmak için renk bilgisini kullanan yöntem. Örneğin mavi bir perde önünde çektiğiniz kişinin arkasına harita yerleştirmek.

Chrominance: Video alanında renk bilgisi.

Cinemascope: Anamorfik merceklerle elde edilen geniş perde teknolojisinin ismi. 2.35:1 oranını kullanır.

Cinematography: Hareketli nesne ve insanları fotoğraflama sanatı. Genellikle sinema filmi için kullanılır. Işık, kompozisyon, kamera gibi unsurları içerir. Sayısal kameralarla çalışıldığında Digital Cinematography terimi kullanılıyor.

Cinematographer: Genelde sinema filmi ile uğraşan kameramanlara (görüntü yönetmeni) verilen genel isim.

Circle of Confusion: Herhangi bir format için uzaktaki bir noktanın (örneğin bir yıldız) noktalıktan çıkıp diskleştiği durumla ilgilidir. Format ne kadar küçülürse circle of confusion o kadar büyür. Örneğin kamera üstündeki küçük LCD’ye baktığınızda net sandığınız (yani nokta olarak algıladığınız) bir görüntü büyük ekranda netsiz görünebilir. İnsan gözünün de bir circle of confusion değeri vardır. Alan derinliği konusunu doğrudan etkiler. Film formatı büyüdükçe circle of confusion küçülür bu nedenle de alan derinliği azalır.

Closed Captioning: Video sinyalinin içine yerleştirilmiş altyazı seçeneği. PAL için bu veri 22. veya 334. satıra eklenmiştir.

CMYK: Renkli baskı sistemlerinde kullanılan renk oluşturma yöntemi.

Codec: Compression Decompression sözcüklerinden türemiş bir terim. Bir video verisinin nasıl sıkıştırılacağını ve açılıp gösterileceğini belirleyen yöntemlerin genel adıdır. Örneğin DV Codec, Mpeg2 codec vs.

Color Bars: Renklere referans olarak kullanılması için üretilen bir test sinyali.

Color Temperature: Renk ısısı. Fizikçi Kelvin’in açıkladığı ışıkla ilgili olgu. Buna göre her ışık kaynağı belli bir renkte ışık üretir. Bu dereceye kelvin derecesi adı verilir. Güneş ışığı 5500K değerinde ışık verir. Değer düştükçe renk turuncuya, arttıkça maviye gider.

Component Video: RGB (veya YUV) bilgilerinin ayrı ayrı kablolarla iletildiği görüntü sinyali.

Compression Ratio: Herhangi bir verinin sıkıştırılma oranı. Örneğin DV 1:5 sıkıştırma oranına sahiptir. Buna karşılık DVD Video yaklaşık 1:10 veya daha yüksek sıkıştırma oranında çalışır.

Contour: Herhangi bir nesnenin çevresini saran çizgi.

Contrast: Zıtlık. Sinema TV ve görsel sanatlarda çok fazla kullanılan kavramlardandır. Video teknolojisi bağlamında siyah noktalarla beyaz noktalar arasındaki skalayı ifade eder. Yüksek kontrast aslında zengin bir ton aralığı demektir. Düşük Kontrast siyah ve beyazın birbirlerine yakın olması durumudur.

Continuity Editing: Devamlılık kurgusu. Hollywood tarafından en çok kullanılan kurgu mantığıdır. Burada kurgu özenle gizlenir. Kesmeler sıradan seyircinin görmeyeceği şekilde çeşitli tekniklerle yumuşatılır veya saklanır. Böylece uzamsal ve zamansal devamlılık yanılsaması sürdürülür.

Crab Dolly: Çok kısa da olsa kolu (jib arm) olan bir dolly türü.

Dailies (Rushes): Herhangi bir çekim günü sonunda elde edilen malzemeye verilen isim.

Day for Night (American Night): Gece görüntüsü vermesi gereken bir sahneyi gündüz çekme yöntemi. Kameranın önüne mavi filtre koyup iki f-stop az pozlamak gibi tekniklerle yapılır. “Jaws” (yön: Steven Spielberg 1975) filminin başındaki saldırı sahnesi buna örnektir. Amerikan Sineması’nda çok kullanıldığı için bu adı almıştır.

dB: Desibel kelimesinin kısaltması. Herhangi bir elektriksel gücü ifade etmek için kullanılır.

Deep Focus: Derinlemesine netlik olarak çevrilebilir. Alan derinliğinin çok fazla olması durumunu ifade eder. “Citizen Kane” (yön: Orson Welles 1941) filminde görüntü yönetmeni Gregg Toland tarafından sıkça kullanılmıştır. Bu yöntemde alan derinliği arttırılır ve sahneleme derinlemesine yapılır. Çok ışık gerektiren bir yöntemdir. Öyküyü kesme yapmadan ve doğal bir şekilde anlatmaya imkân verir.

Digital: Herhangi bir sinyalin (görüntü, ses) ikilik sistemde (sıfır ve bir ile) ifade edilmesi. Böylece aktarım sırasında kayıp olmaz. Ancak sinyalin sayısallaştırılması sırasında örnekleme hızı ve derinliği seçilirken bir kayıp söz konusudur.

Digital 8: Sony’nin 1999’da çıkardığı formatın adı. Bu sistem bir önceki nesil olan Hi 8 kasetlere DV verisi kaydeder.

DIT (Digital Imaging Technician): Bir filmin sayısal videoyla çekimi sırasındaki teknik konuların hepsinden sorumlu kişi.

Dissolve: Geçme, erime, bindirme olarak da bilinen geçiş yöntemi. Bu yöntemde B görüntüsü A görüntüsünün üzerinde belirir. Bu sırada B yavaş yavaş yok olur.

Dolby Digital: Dolby laboratuvarlarının geliştirdiği altı kanallı ses sistemi. Beş kanal normal frekanslar için altıncı kanal ise bas frekanslar için kullanılır. Sıkıştırmalı bir formattır. DVD ve sinema alanında yoğun olarak kullanılır.

Dolly: Ray üzerinde yürüyen küçük araba. Kamera, kamera operatörü ve bazen de yönetmeni taşır.

DP/DOP (Director of Photography): Görüntü yönetmeni.

DTS – Digital Theater Systems: Dolby Digital’a rakip çok kanallı ses sistemidir. Burada Dolby’den farklı olarak filmin sesi ayrı bir medyadan (DVD) oynatılır. Filmin üzerinde ise sadece sync bilgisi bulunur.

DV: Digital Video’nun kısaltması. Aynı zamanda 1995’te bir çok kamera üreticisinin ortak çıkardıkları 6.4 mm kalınlığında banta sayısal video kaydeden sistemin adıdır (Mini DV olarak da bilinir). Kaset kullanan son formatlardan biridir. DV Codec 1:5 sıkıştırma oranıyla 4:2:0 örneklemesi kullanır, firewire bağlantısıyla kayıpsız olarak aktarılabilir.

DVI (Digital Visual Interface): Monitörleri bilgisayarlara sayısal olarak bağlamak için kullanılan arayüz. Böylece sinyal kayıp ve karışmaları sıfıra indirilir.

DVCAM: Mini DV ile tamamen aynı codec yapısını kullanan sadece bant dönme hızı daha yüksek olduğu için daha az süreli kayıt yapabilen fakat böylece hata olasılığı (drop out) aza indirgenmiş formatın adı.

DVR – Digital Video Recorder: Bant teknolojisiyle analog (örneksel) kayıt yerine genelde diske sayısal görüntü kayıt sistemlerine verilen isimdir.

DVD: Digital Versatile Disk kelimelerinin baş harfleridir. 4.7 GB (tek katman) veya 9 GB (çift katman) kapasiteye sahip disklerdir. Mpeg2 sıkıştırmasıyla bu disklere dört saate kadar görüntü depolanabilir.

DVD Audio: DVD diskler 44,1 den 192 Khz’e kadar değişen örnekleme hızlarında ve 16 bit – 24 bit arasındaki derinlikte, iki ile altı kanal arasında ses taşıyabilir.

DVI – Digital Visual Interface: Monitörleri bilgisayarlara sayısal olarak bağlamak için kullanılan arayüz. Böylece sinyal kayıp ve karışmaları sıfıra indirilir.

Diyafram: Bkz: Aperture

Dissolve: Geçme, erime, bindirme olarak da bilinen geçiş yöntemi. Bu yöntemde B görüntüsü A görüntüsünün üzerinde belirir. Bu sırada B yavaş yavaş yok olur.

Dubbing: Bir filmi sonradan stüdyoda seslendirmek.

Emulsion: (Fr. Emultion): Türkçe’de Fransızca’dan gelmiş hali emülsiyon olarak kullanılır. Sinema alanında ışığa duyarlı kimyasal malzemeyi ifade eder.

Exposure: Pozlama. Herhangi bir duyarlı malzemenin (CCD, film, tüp, CMOS) ışıkla buluşmasıdır. Doğru sürede ve miktarda gerçekleşmesi gerekir. Aksi durumda duyarlı malzeme gereğinden fazla ışık gördüğü için hatalı sonuç üretir (“Film yandı” cümlesi bu durumu ifade eder. Ortada yanan bir şey yoktur.)

Exposure Meter veya Light Meter: (Fr. Posametre) Işıkölçer alet.

Exterior: Dış çekim anlamında kullanılır.

Fade: Kararma.

Field: Interlaced (geçmeli) video sistemlerinde yarım kareye verilen isim. Bir kare iki field olarak gönderilir.

Fine Grain: İnce Tanecikli film. Sinema ve fotoğraf filmleri değişik duyarlılıkta olabilir. Işık duyarlılığı azaldıkça filmi oluşturan tanecikler küçülür. Bu da daha yüksek kalitede görüntü üretilebilir demektir.

Firewire: Apple’ın geliştirdiğinde Firewire adını verdiği, asıl adı IEEE 1394 olan veri transfer protokolü. I-Link de aynı protokolü kullanır.

Flicker: Ekrandaki video oynatma hızı (fps) düşükse oluşan titreme. Aynı zamanda field sorunları olduğunda da benzer bir titreme oluşur.

Foveon: Bayer’e alternatif bir renk elde etme yöntemi geliştirmiş şirketin adı. Foveon algılayıcılarda RGB olmak üzere üç katman bulunur. 1997’de kurulmuş olan şirket 2008’de Sigma Corporation tarafından satın alınmıştır.

FPS – Frames per Second: Saniyedeki kare sayısı. Sinema için 24, PAL video için 25, NTSC video için 30’dur.

Frame: Kare. Bir SD video karesi genelde 800*600 noktacıktan oluşur.

Frame Rate: Saniyede gösterilen kare sayısı.

Focal Length: Odak uzaklığı. Sonsuz uzaklıktaki bir nesneye netlendiğinde film veya CCD düzlemiyle merceğin optik merkezi arasındaki uzaklığın milimetre cinsinden ifadesidir.

F-stop: Bir diyafram (iris) mekanizmasının değişik açıklık oranlarını ölçmek için kullanılan birimdir. 1 – 1,4 – 2 – 2,8 – 4 – 5.6 – 8 – 11 – 16 – 22 olarak ilerler.

Gamma: Kameraların ve monitörlerin ışık duyarlılığı doğrusal değildir: Düşük ışıktaki değişim büyük bir fark yaratabilirken, aydınlıktaki değişimler aynı oranda fark yaratmaz. Eğer kameradan gelen veri doğrusal olarak monitore verilseydi çok karanlık bir resim ortaya çıkardı. Bu nedenle belirli bir formülle düzeltme (Gamma Correction) yapılması gerekir. Daha ayrıntılı bilgi için şuraya bakın.

Gamma Correction: RGB verisinin gösterilmeden önce monitörün tepki eğrisine göre düzeltilmesi işlemidir. Aynı zamanda renk düzeltme yazılımlarında orta değerlerin değiştirilmesi (üst ve alt uçlara dokunmadan) anlamında kullanılır.

HD-DVD: 30 GB kapasiteli disk formatıdır. Blu-ray karşısında tutunamamıştır.

HDR: High Dynamic Range. Aynı kareyi bir kaç değişik pozlama değeriyle kaydedip algılayıcıların görece dar olan dinamik aralığını yazılımsal olarak yükseltmeye yarayan yöntem. Önce fotoğraf için kullanıyordu. Sonradan video alanında da uygulanmaya başlandı.

HDSLR: High Definition Single Lens Reflex. 2008’den itibaren ortaya çıkan video çekebilen DSLR kameraları tanımlamak için kullanılan kısaltma.

HDMI: High Definition Multimedia Interface. Yüksek tanımlı videoyu sayısal olarak iletmek için tasarlanmış son kullanıcıya yönelik arayüz.

HDTV: Yüksek çözünürlüklü televizyon sistemi. Full HD 1920*1080 ölçülerinde olmalıdır.

Hi8: 1985’te Sony tarafından duyurulmuş Video 8 formatının gelişmiş hali.

HSI – Hue, Saturation, Intensity: Renk, doygunluk ve parlaklık (HSV ve HSL olarak da bilinir).

Hue: Rengin dalga boyu.

Indoor: Sinema TV tekniğinde tungsten halojen lambalarla çalışıldığını gösterir.

Interframe: kareler arası sıkıştırma yapan codec ler için kullanılır. Örneğin h264 böyle bir codec tir.

Interior: Sinema TV’de iç mekân anlamında kullanılır.

Interlaced: Bir karenin iki ayrı parça halinde üretilmesi ve gönderilmesi.

Interpolation: Ek bilgi üretmek için matematiksel yöntemler kullanmak. Örneğin bir resmi büyütmek için bu yöntemi kullanırsanız araya yeni piksel değerleri sokulur. Bu cözünürlük artıyor demek değildir ama daha yumuşak bir büyütme söz konusudur.

Intraframe: Sadece kare içinde sıkıştırma yapan codecler için kullanılır.

Jitter: Atlama. Herhangi bir sinyalde çok kısa süreli artma veya azalma.

JPEG: Joint Photographic Expert Group tarafından geliştirilmiş bir görüntü sıkıştırma yöntemi. Hareketli görüntüler için kullanıldığında M-jpeg adını alır.

Luminance (Luma): Video alanında parlaklık verisi.

Mise en Scene: Fransızca mizansen olarak okunur. Herhangi bir olayın kamera için sahnelenmesidir (İngilizce: Staging). Yeni Dalga sinemacıları Auteur (yaratıcı) ve Metteur En Scene (sahneye koyucu) ayrımını getirmişlerdir. Buna göre bazı yönetmenler filmlerinin gerçek yaratıcılarıdır. Başka yönetmenler ise sadece var olan bir senaryoyu etkili şekilde filme almakla ilgilenirler. Yeni Dalga’ya göre yaratıcı katkıları yoktur. Eskimiş bir teoridir.

Moiré: Videoda istenmeyen bir hata. Sistem herhangi bir frekansı çözümleyemediğinde renk hataları oluşur. Örneğin çok ince kareli bir gömlekle ekrana çıkarsanız CCD’nin sınırlarını aşacağınız için tarama diye bilinen bu etki oluşur.

Monochrome: Tek renkten oluşan.

Montage: Kurgu (editing) ile montage arasında fark vardır. Kurgu genellikle filmin devamlılığı ve ritmiyle ilgilidir. Montaj ise devamlılık gözetilmeden herhangi bir kavram çerçevesinde yapılan kolâjdır. Sovyet sineması bu konuda çok ilerlemişti. Sergei Eisenstein bu alanda filmleriyle olduğu kadar teorik yazılarıyla da tanınır. Onun “Potemkin Zırhlısı” (1925) filmi montage konusunda bir ders niteliği taşır.

Montage Sequence: Montaj Sekans olarak kullanılır. Herhangi bir devamlılık taşımayan, genelde müzik eşliğinde çeşitli çekimlerin bir araya getirilmesiyle bir fikrin anlatıldığı sahnelere verilen genel isimdir. Örneğin boksörümüz büyük maça hazırlanmaktadır. Müzik başlar. Bu sırada çeşitli ortamlarda boksörümüzü çalışırken, koşarken, yürürken, yemek yerken, tartılırken görürüz. Türk sinema sektöründe müzik altı olarak bilinir.

Mpeg: Motion Picture Experts Group tarafından önerilen sıkıştırma yöntemi. Jpeg’ten farklı olarak kareler arası sıkıştırma da yapar.

Mpeg1: Video CD için üretilen standart. 1.5 Mbit/sn. veri transferine izin verir.

Mpeg2: DVD video için üretilen standart. 15 mbits/sn. ye ulaşan hızlara izin verir.

Non-Square Pixel: Bir pikselin yüksekliği ile genişliği aynı değilse bu adı alır. Örneğin DV 720*576 Non square piksel kullanır. Buna karşılık Adobe Photoshop ise square piksel kullanır. Bu yüzden Photoshop’ta DV için hazırlayacağınız dosya 768*576 boyutlarında olmalıdır. Aksi durumda resim bastırılmış olarak DV’ye aktarılır.

NTSC: National Television Standarts Commitee tarafından belirlenmiş Amerikan TV standartı.

PAL – Phase Alternation Line: Avrupa ülkelerinde yoğun olarak kullanılan TV sistemi.

PAL Plus: 16:9 oranına sahip PAL sinyali. Kullanımı yaygın değildir.

Pixel: Picture element sözcüklerinin kısaltılmış hali. Görüntüyü oluşturan noktacıkları tanımlar. Bütün teknik görüntüler noktalardan oluşur.

Primary Colors: Ana renkler: R(Kırmızı), G(yeşil), B(mavi).

RAW: CCD veya CMOS’tan gelen ham veri. Sıkıştırma öncesi oluşan bu görüntü verisi çok daha kaliteli ve renk düzeltmeye çok daha uygundur.

Recce: (Askeri bir terim olan “reconnaissance”dan) Herhangi bir film çekiminden önce mekana gidilip ışık, düzenleme gibi konularda keşif yapmılması anlamına gelir.

Resolution: Çözünürlük. Herhangi bir teknik görüntüyü oluşturan noktaların sayısıdır. Bu sayı ne kadar yüksekse görüntü o kadar ayrıntılıdır.

RLE – Run Length Encoding: En temel veri sıkıştırma yöntemi. Bir veri akışı içinde tekrar eden parçaların bulunup sıkıştırılması temelinde çalışır. Kayıpsızdır ancak video uygulamaları için uygun değildir.

Rolling Shutter: Piksellerin tek tek sırayla okunmasını esas alan algılayıcı sistemi.

Rushes: Bir filmin günlük çekimleri.

Sampling: Bir sinyalin sayısallaştırılması için örneklenmesi.

Scan Line: Bir video sisteminde genelde yaklaşık 625 pikselden oluşan dikey satır.

SCART: TV ve benzeri aletleri kolayca birbirine bağlamak için geliştirilmiş 21 uçlu kablo. Bu kabloyla RGB veya YUV bağlantı yapmak mümkündür.

Scene: (Sahne): Herhangi bir anlamsal veya mekânsal bütünlüğü olan çekimlerin bir araya gelmesine sahne adı verilir. Örneğin mutfak sahnesi, cinayet sahnesi, sevişme sahnesi gibi.

SDI – Serial Digital Interface: 1,4 Gb/sn veri taşıyabilen ve genelde profesyonel aletlerde bulunan bir veri transfer arayüzü. Firewire’ın çok daha hızlısı diyebiliriz.

SECAM: Fransa ve Afrika’da yaygın olan TV sistemi.

Sequence: Birbiriyle bağı olan sahnelerin bir araya gelmesinden oluşan bütündür. Örneğin kaçma kovalamaca sekansı gibi. Bu gibi sekanslar genelde farklı mekânlarda geçen bir kaç sahne içerirler.

İkinci anlamı: Bir NLE yazılımında üzerinde çalıştığınız kurgu dosyasına verilen isimdir.

Sequence Shot: Fransızca Plan séquence kullanılır. Bütün sahnenin tek bir planda gerçekleştirilmesidir. Genelde kamera hareketi içerir. Sinema tarihinde baştan sona tek plandan oluşan bir film vardır: Russian Ark (yön: Aleksandr Sokurov 2002)

Set: Film çekiminin yapıldığı her yer settir. Örneğin “Sette sessizliği sağlayın!” cümlesinde olduğu gibi. Bazen “dekor kurulan yer” anlamında da kullanılır: “Bu sahneyi sette çekelim.” Cümlesindeki gibi.

Shot: Fransızca karşılığı “plan” dilimize yerleşmiştir. En küçük çekim parçasıdır. Kameranın başlayıp durması arasında üretilir.

SNR – Signal to Noise Ratio: Bir sistemde hatalı sinyalin hatasıza oranı.

Split Screen: Bölünmüş ekran demektir. İki ayrı çekim tek karede bir araya getirilir. Aynı oyuncunun iki rolde birden oynadığı sahnelerde çok kullanılan bir tekniktir.

Stop Motion: Herhangi bir nesnenin aralıklarla görüntülenmesi tekniğidir. Böylece hareketsiz nesneler canlandırılabilir, ekran boşken nesnelerle doldurulabilir vs…

SMPTE – Society of Motion Picture and TV Engineers: Sinema ve TV Mühendisleri Birliği

Square Pixel: Kare piksel. Bu türde bir pikselin iki tarafı birbirine eşit uzunluktadır.

Super 35: 35 mm filmin ses kuşağı için ayrılmış bölümünü de görüntü pozlamak için kullanarak geniş bir çerçeve elde etmeye yarayan yöntemin adı.

Superimposition: İki ya da daha fazla görüntünün üst üste gösterilmesidir. Dissolve’dan farkı daha uzun sürmesi ve görüntülerin birbirinin yerini almamasıdır.

Super VCD: Video CD’nin Çin tarafından geliştirilmiş bir sürümü. 2.6 Mb/sn transfer hızı vardı. Yaygınlaşmadan yerini DVD’ye bıraktı.

S-VHS: JVC’nin çıkardığı yarı profesyonel format. Semi component bir sistemdi.

S-Video: Renk ve parlaklık bilgilerini ayrı ayrı ileten sistemlerin giriş çıkış kapısı. Yarı profesyonel sistemlerde yaygındır.

Take: Tekrar olarak kullanılır. Herhangi bir çekimin (plan) arka arkaya yeniden yapılmasıdır. Özellikle sinemada bir çekim genelde tek bir seferde yapılamaz. Yönetmen ikna olana kadar defalarca tekrar yapabilir. Stanley Kubrick bu konuda çok ünlüydü. Yüzlerce tekrar yaptığı ve oyuncuları çileden çıkardığı bilinir.

THX: Lucasfilms’in sesle ilgili bölümünün belirlediği sinema alanında genel ses kayıt ve çalma standartlarına verilen isim.

Timelapse Photography: Belli aralıklarla çekim yapmak demektir. Aslında bir tür Stop Motion çekimdir. Burada örneğin bulutlar belli aralıklarla çekilip oynatıldığında saatlerce süren hareketler 10 saniye içinde izlenebilir. “Koyaanisquatsi” (yön: Godfrey Reggio 1982) bu tekniğin en bilinen örneklerindendir.

TTL: Through The Lens: Herhangi bir pozlama sisteminin ışığı mercekten geçtikten sonra ölçmesidir. Sinema kameralarında ise genelde TTL ölçüm bulunmaz.

Ultra HD: 4K veya üstündeki çözünürlükte televizyon yayınlarına verilen genel isim. 3840X2160 piksel olarak bilinir. 8K’ya kadar destekleyebilir.

Video 8: Sony’nin 1985’te duyurduğu 8 mm kasetlere kayıt yapan video sisteminin adı. Daha sonra H,8 ve Digital 8 olarak güncellenmiştir.

Video CD: 700 MB veri taşıyabilen disklere mpeg1 sıkıştırmasıyla görüntü kaydeden sistemlerin genel adı. Başta ucuzluğuyla ilgi çekse de DVD karşısında tutunamamıştır.

Voice Over: Filmin üstüne konuşan dış ses.

Y/C: S-Video’nun başka bir adı. Parlaklık/Renk.

YUV: RGB bir renk sistemini siyah beyaz alıcılar okuyamayacağı için üretilmiş bir kodlama yöntemi. Y parlaklığı, U ile V ise renk değerlerini ifade eder. Yani RGB olan üç kanallık görüntü bir parlaklık kanalı ve 2 renk kanalına dönüştürülür. Aslında YCbCr (Y=Luminance, Cb=Chroma Blue; Cr=Chroma Red) şeklimde yazılması gerekir ancak dile ters geldiği için YUV olarak yazılır.

Widescreen: 4:3’ten daha geniş çerçeve oranlarına verilen genel isim.

Wipe: Silme. Herhangi bir görüntünün bir diğerini silerek veya iterek yerine geçmesi.

Wild Sound: Açığa (çekim esnasında olmadan) alınmış ses.

Zoom: Optik kaydırma olarak da bilinen odak uzaklığı değişimi. NLE sistemlerinde görüntünün büyütülmesi anlamında kullanılır.

5 Responses to “Terimler”


  • Film terimleri sözlüğü fikri bence de harika olmuş. Bende blog yazıyorum (http://oguzuygur.com) ve sıkıntı çekiyordum bazı terimleri açıklamada, müsadenizle blogunuza link vericem merak eden olursa.

    Listede görmediğim birkaç terimi/kisaltmayı da ben eklemek isterim:

    ADR: (automated dialogue replacement) Çekimden sonra diyalogun yeniden kayıt edilmesi. Genellikle çekim sırasında kötü kayıt edilmiş sesin yenilenmesi için kullanılır.

    CGI: (computer generated imagery) bilgisayarda üretilmiş görüntü.

    MOS: (mit out sound) Yönetmen Erich Von Stroheim “without sound” diyemediği için adı böyle kalmış. Çekim sırasında ses kaydı yapılmadığını gösterir.

    Crew: prodüksyonda görev alan herkes.

    Cast: filmde yer alan aktörler.

    Casting: Aktörlerin işe alınma süreci. Genellikle casting yönetmeni tarafından yapılır ama yapımcı ve/veya yönetmenin öngörüsü öneme alınır.

    Clapboard/slate: Çekimin başında çekim hakkında bilgi veren küçük pano. Ayrıca üzerindeki makas ağzı gibi açılıp kapanabilen bölüm kurguda ses senkronizasyonu için kullanılır.

    DOF: (depth of field) Kameranın görüş alanı içerisinde hangi objelerin focusta olduğunu gösteren aralık/mesafe.

    Dolly: Ray üzerinde yürüyen küçük bir vagon olarak düşünülebilir dolly. Kamera, kamera operatörü ve bazende yönetmeni taşır. Objeye yakınlaşmak ve objeden uzaklaşmak için kullanılır. Zoom ile karıştırmamak gerekir.

    Foley: Tesadüfi ses efektlerinin (adım atarken çıkan sesler gibi) yeniden oluşturulması sanatıdır.

    Jump cut: Kurgu srasında devamlılığı bozacak şekilde yapılan kesim.

    Magic hour: Güneş doğumu ve batımı sırasındaki ışığın en güzel olduğu kısa zaman dilimi.

    Non-linear editing: Bilgisayar yardımıyla yapılan kurgu.

    Overcranking: Saniyede çekilen kare sayısını artırmak. Bu sayede görüntü normal hızda oynatıldığında yavaş hareket etkisi oluşturur.

    Steadicam: Kameranın operatöre mekanik bir kemer yardımıyla bağlanması. Bu sayede kamerayı sabit hareket ettirebilir.

    Voice-over, VO: Diyaloğun duyulacağını ancak konuşmacının görüntüde olmayacağını belirtir.

  • yönetmen yardımcısı ve yardımcı yönetmen ayrımına işaret eden terimler de olmalı sanki sanki.

  • Oğuz Uygur’un eline sağlık fakat Overcranking terimi yanlış ve eksik kullanılmış. Saniyede çekilen kare sayısını artırmaya basitçe yüksek hızlı çekim, düşürmeye ise düşük hızlı çekim denir ve kamera üstünden basitçe ayarlanır (film kameralarında). Çekim sırasında yani kamera 24 ya da 25 kare çekerken çekim hızını artırmaya veya düşürmeye ise “ramp” denir.
    Hand Cranck tekniği ile yeni nesil kameraların saniyelik kare hızına elle müdahale edilir (kamera üstündeki program ayarıyla değil). Bu ilk dönem kameraların çekim yöntemidir. O dönemlerde reostalı ya da kristal hız kontrollü kameralar yoktu. Hand Crank yönteminde çekim hızı kamera çalışırken el ile değiştirilir ve sabit hız tutturmak çok zordur. O nedenle günümüzde müzik kliplerinde ya da sinema filmlerinde özel efektler yaratmak için kullanılır.

  • İlker bey merhabalar,
    Hiç bir yerde mail adresinizi göremediğim için bu şekilde ulaşayım dedim. Bilgi yayınlarından çıkan “göz kırparken” gerçekten çok başarılı bir kitap, okudum.
    Şu sıralar bir arkadaşım için bir tane daha almaya niyetlendim ancak baskısı yine tükenmiş galiba. Kitaba ulaşma şansımız var mıdır? Fotokopi yapmak istemiyorum da:)

    Bu arada özellikle reklam filmlerinizi çok başarılı bulduğumu belirtmek isterim. (Jazz festivaliyle ilgili yaptığınızın yeri çok daha ayrı)
    Başarılarınızın devamını dilerim. Umarım bir ara tanışma fırsatımız olur.

    Murat

  • Merhaba, bende renk ile ilgili bir terimler sözlüğü hazırladım. http://www.leventozturk.com.tr/renk-duzenleme-terminolojisi/
    adresinden bakılabilir. İyi günler İlker bey…

Leave a Reply