Monthly Archive for Kasım, 2016

DJI’i Kim Durduracak?

size_1000_540_ea01469f2124c9569111eaf2f30f1b0e

DJI ve Sony’ye yetişemiyorum 🙂

Daha Geçen ay Mavic adli küçük IHA’sını tanıttığında “DJI kendi ürünleriyle rekabetten kaçınmıyor” demiştim çünkü Mavic Phantom 4’ü anlamsız kılıyordu… Fakat DJI yine herkesi şaşırttı ve “Phantom 4 Pro” ve “Inspire 2” adlarıyla iki güncelleme duyurdu. Böylece Mavic yeniden “küçük kardeş” konumuna itildi.

Yeni Phantom 4 Pro kamera açısından çok önemli bir güncelleme. Öncelikle algılayıcı boyu 1 inch’e çıkıyor (Eskisi 1/2.4 inch). Sony RX100 M5 modelinde de kullanılan bu yeni algılayıcı düşük ışıkta fark yaratacaktır. 20 MP’lik bu Sony algılayıcısının (eskisi 12 MP) 11.4 fstop’luk bir dinamik aralığa sahip olduğu iddiası var (ki bu yaklaşık olarak 5D MK III ile aynı!).

Yine ilk defa bir DJI ürününde mekanik bir örtücü sistemi var (jello etkisini önlemek için) ayrıca merceğin diyaframı ve netlik kontrolü de var. Odak uzaklığı da 20 mm’den 24 mm’ye çıkıyor.

Bunlar zaten yeterince önemli ama en önemlisi çok uzun süredir şikayet ettiğimiz görüntü işlemcisi ile ilgili: Havadan çekim yaparken çok fazla ayrıntı görüyorsunuz. Eski işlemci 60 Mbitlik düşük veri hızıyla bu ayrıntıya yetişemiyordu. Yeni işlemci 4K’yı 100 Mbit olarak ve 60 kare/sn hızında H265 ile kaydedebiliyor. H265 bilindiği gibi en yeni video kodlama sistemi ve eski h264’e göre daha küçük dosya boyutuyla daha iyi görüntü veriyor. Bu yeni teknoloji görüntü kalitesini ciddi şekilde arttıracaktır ama tabi bilgisayarınızda bu dosyaları işlemek zorlaşacak.

Gövde olarak yeni Phantom 4 Pro daha hızlı, daha uzun süre uçuyor (farklı bir batarya kullanıyor) ve her tarafında çarpışma algılayıcılar içeriyor (Phantom 4 sadece öne doğru uçarken bu özelliği sunuyordu). Ayrıca isterseniz P4 Pro’yu ekranlı olarak da alabiliyorsunuz. Yeni ekran 1000 nit parlaklık sunuyor.

Tabi DJI’ın bu çılgınca ürün çıkarma durumu aletlerin ikinci el değerini ciddi şekilde düşürüyor. Bu da bazı kullanıcıların hoşuna gitmiyor. Bu konuda eleştirilebilirler ama artık DJI ürünlerine daha sakin yaklaşmak gerektiğini öğrenmiş olmak gerek! Geçen ay aldığınız bir IHA bu ay eski teknoloji oluyor ne yazık ki!

Yeni Inspire 2 tamamen profesyonel bir IHA olarak karşımıza çıkıyor: 5.2K kayıt, 108 km/s hız, çift batarya, 27 dakika uçuş, 7 KM menzil, Apple ProRES ve Cinema DNG desteği, engel tanıma sistemi, FPV kamera (hem pilot hem kameraman için), 5.8 GHZ kontrol sistemi, dahili ısıtma sistemi, vs vs.

IHA pazarının yüzde 70’ini elinde tutmasına rağmen DJI bununla da yetinmeyecek gibi görünüyor. Şu anda DJI’ı durdurmak bir yana ona yetişecek bir şirket bile ortada görünmüyor. Hele de GoPro kendi IHA’sını geçen hafta bir hata yüzünden geri çağırmışken!

Sony A6500

a6500

Sony Türkiye’nin inceliği sayesinde tüketici sınıfının yeni uber kamerasıyla bir kaç gün oynayabildim.

Yeni A6500 Sony’nin son dönemdeki çıkışının en gelişmiş örneklerinden biri ve daha 8 ay önce çıkmış olan A6300’ün bir üst modeli. A6500 aslında A7SII’nin küçük hali de sayılabilir ama açıkçası ben bunu A7SII’den daha çok sevdim.

Sony 24 MP’lik bu küçücük kamerayla harika işler başarıyor. Örneğin Canon’un hayal kırıklığı yaratan güncellemesi 5D MK IV’e koymaktan kaçındığı özelliklerin hepsi bu kamerada var: Log kayıt, LUT’la izleme, gövde içi sabitleme, 4K tam sensörden 2.4 kat fazla örnekleme (oversampling) ile kırpmasız kayıt, 100mbit XAVC kayıt, 100 fps Full HD kayıt, dönebilen LCD ekran…

Sony’nin klasik sorunları bu modelde de devam etmekle birlikte (karma karışık menü sistemi, batarya sorunu, rolling shutter’in fazlalığı vs) sonuç çok başarılı. İşin şaşırtıcı tarafı Sony esasen filmcilere yönelik olmadığı düşünülebilecek böyle bir modelde bile filmcileri unutmuyor.

Bana verilen model pre-production (ön üretim) olduğu için RAW dosyalarını açamadım ama video ile epey oynadım. 3200 ASA’da bile sonuç başarılı. Kameranın otomatik netleme sistemi de hiç fena değil. Ergonomisi son derece iyi. Algılayıcıdan sabitleme sistemi çok çok başarılı ve 5 fstop’luk destek sağlıyor.

2.4 milyon piksellik OLED elektronik vizör de etkileyici (tabi her şeye rağmen henüz optik bir vizör kadar iyi değil ama az kalmış diyebilirim)

Kısaca anlaşıldığı üzere kamerayı çok sevdim. Bugün yanımda taşımak için bir kamera alacak olsam kesinlikle bunu alırdım. APS-C algılayıcılı, bu fiyat aralığında (1400 USD) ve bu boyutta başka kamera aramaya gerek yok diye düşünüyorum. Sunduğu bütün özellikler bazı zayıflıklarına rağmen A6500’ü rahatlıkla APS-C’nin yeni aynasız kralı yapıyor.

Sinema Öğrencilerinin İnandığı Garip Şeyler

istanbul film akademi yönetmenlik atölyesi

Cok uzun yıllar sinema okullarında hem öğrenci hem eğitmen olarak vakit geçirmiş biri olarak öğrencilerin filmcilikle ilgili inandığı garip şeyleri görüp dururum. Tabi ne yazık ki bazıları daha gençken benim için de geçerliydi!

1 – XX Kameram olsa acayip filmler çekebilirim: Basitçe yanlış bir fikirdir. Bir kameranızın olması elbette gereklidir (hele bu devirde) fakat kamerasızlık yüzünden çekilememiş veya düşük teknolojili bir kamerayla çekildiği için başarısız olmuş bir film yoktur. Cep telefonunuzla da film çekebilirsiniz ve film iyiyse kimse buna aldırmaz. Oysa yüzbinlerce dolarlık bir kamerayla çektiğiniz kötü bir film kimsenin umrunda olmayacaktır.

2 – Senaryomda parlak bir fikir var, filmim çok iyi olacak / Senaryomda parlak fikir yok filmim kötü olacak. Hayır. Bu konuya daha önce de değinmiştim: Parlak bir fikir iyi bir film demek değildir.

3 – Kes komutundan sonra oyuncuyla konuşmama gerek yok! Tam tersi. Kamera veya başka bir detayla ilgili konuşmadan önce onlarla konuşmanız gerekli. Dramatik bir film yaparken sizin asıl malzemeniz oyunculardır ve bir oyuncu “kes” komutundan sonra kendini son derece tedirgin hisseder ve sizden bir yorum bekler. Böyle bir yorum yerine onları yok sayıp “arkadaki ışık değişti veya mikrofonu gördük” dediğinizde ne hissedeceklerini anlamaya çalışın.

4 – 25 yıldır bu işi yapan birini dinlememe gerek yok, benim fikrim en iyisi! Bu çok kronik bir inançtır. Ne yazık ki bu sadece öğrencilere özgü bir şey de değil. Genel bir “gelişmekte olan ülke” hastalığı. Tabi ki bu sizin filminiz ve kararları siz vermelisiniz ama Lars von Trier veya Quentin Tarantino değilseniz yapmayı düşündüğünüz şeyin yanlış olabileceğini de bir an olsun düşünebilmelisiniz.

5 – Bir konuşma sahnesinde bir oyuncudan diğerine pan yapacağım, harika olacak!  Bu dahiyane uygulamanın sinema tarihinde çok çok az yapılmış olmasının bir nedeni olabilir mi sizce? Böyle bir mizansende kameranın varlığı seyirci tarafından daha fazla hissedilir ayrıca bir oyuncudan diğerine pan yapmaya çalışırken arada gereksiz bir çok şeyi görmek durumunda kalırsınız. Oyuncuların temposunu düşürmeniz veya çok hızlı dönmeniz gerekir vs vs. Dediğim gibi belli bir bağlamda belki iyi uygulanabilir ama temelde “kötü bir fikirdir”.

6 – Herkes filmimi merakla izleyecek. Hayır tam tersi. Aileniz ve arkadaşlarınız dışında kimse filminizi izlemek istemiyor (aslında çoğunlukla onlar bile istemez!) çünkü zaten istedikleri anda izleyebilecekleri sizinkinden “çok daha iyi” yüzbinlerce film var ve onları bile izlemeye vakitleri yok. Neden sizin filminizi iştahla izleyeceklerini düşünüyorsunuz?

7 – Filmim 27 dakika sürebilir sorun yok. Büyük bir yanlış daha. Çoğunlukla kendi filminize tarafsız yaklaşamazsınız. Filminizi başka birine emanet etmeyi bilin.  Böyle birini bulamıyorsanız olabildiği kadar kısaltın, sonra bu süreden de en az yüzde 20 atın. Jenerikleri de kısa tutun.

8 – Ses çok önemli değil. Görüntülerim çok iyi! Hayır. Ses görüntüden daha önemlidir. Zira bazen bir filmin görüntüsünün “kötü” olması o filmin anlatmak istediği şeyle örtüşebilir. Örneğin daha titrek bir kamera veya daha çiğ bir ışık o senaryo için iyi olabilir. Oysa ses her zaman iyi olmalıdır. “Sesi kötü yapalım film daha etkili olur” diye bir fikir olamaz (deneysel bir film dışında)

9 – Ne kadar karmaşık bir şey yaparsam o kadar başarılı olurum. Basit olan hiç bir şeye bulaşmamalıyım. Tam tersi. En iyi şeyler her zaman basit olanlardır.

10 – Kendime engel çıkarmalıyım çünkü ancak şu şu olursa iyi bir film ortaya çıkarabilirim. Bu özellikle en ilgimi çeken inançtır. “Şartları zorlamak” genel olarak doğru bir tavır olsa da sonuç olarak çekilmiş bir film çekilmemişten iyidir! Elinizdeki şartlara göre bir film çekin bu daha akıllıca değil mi?

11 – Filmimin bir mesajı olmasına gerek yok. Bir şey anlatmak çok eski bir düşünce. Ben hayattan bir kesit… Buna söyleyecek söz bile bulamıyorum. Neden bir seyirci hayattan bir kesit izlemek istesin zaten kendisi de her gün onu yaşıyor.

12 – XX yönetmen gibi yapacağım, planlar uzun olacak. 🙂 Siz o değilsiniz. Boşverin başkalarını kendiniz olun.

13 – Gittiğim sinema okulu çok kötü çünkü bitirince yönetmen olamadım. Bu konuda tek suçları bunu size baştan söylememiş olmak olabilir. Dünyada benim bildiğim “öğrencilerini doğrudan yönetmen yapabilen bir sinema okulu” yok. Sizinkinin de öyle olmamasına şaşmamalı.

14 – Filmim bitti ama istediğim gibi olmadı o yüzden hiç bir yere göndermiyorum ve kimseye göstermeyeceğim. Şimdi başka bir film üzerinde çalışıyorum. Bu sefer harika olacak! Hayır. O da istediğiniz gibi olmayacak. Hiç bir zaman hiç bir film tam istediğiniz gibi olmayacak ama bu onları insanlara göstermenizi engellemez.

15 – Filmim bir festivalde ödül alırsa hayatım kurtulur. Yanlış. Dünyada binlerce festival var. Bunların en iyilerinde bile ödül alsanız mutlak bir başarı garantisi değildir. Doğru insanları tanımak, iyi bir çevre oluşturmak ve ikna gücü çok daha önemlidir.

BONUS: Yakın plan almamıza gerek yok seyirci anlar.

Social Media

Visit Us On TwitterVisit Us On Youtube