Film Sektöründe En Çok Yapılan 10 Yanlış

Türk film sektöründe israrla yanlış bilinen şeyler vardır. Bunların büyük kısmı yabancı dil sorunundan kaynaklı ve bu konuda kimseyi suçlayamayız. Lütfen bu hatalardan biri size de uyuyorsa komplekse kapılıp bana küfür etmeyiniz. Hata yapmak gayet normaldir. Hatayı kabullenmemek ise psikolojik bir problem:

1 – Steadicam’e Statikem demek ve SteadYcam şeklinde yazmak: Steadicam Cinema Products adlı şirketin (sonradan Tiffen tarafından satın alındı) ürettiği bir marka. Yani özel isim. Bu nedenle Y ile yazılmıyor ve “Statikem” diye de okunmuyor. “Steadicam” olarak yazılması ve “Stedikem” diye telaffuz edilmesi gerekir. Ne yazık ki bir çok uzun metraj filmin jeneriğinde “Steadycam” yazıldığını görüyorum.

2 – Fransızca “Mise au Point” terimini Mezzopan diye okumak: “Miz o puen” diye okunur ama bunun yerine Fransızca’ya hiç bulaşmayıp “netlik çekmek” desek daha iyi bir iş yapmış oluruz.

3 – Filmlerin sonuna “Senaryo ve Yönetmen Hasan Mercan” yazmak: Bu aslında bir dil yanlışı bana göre. “Senaryo ve Yönetmen Hasan Mercan” denince Hasan Mercan kendisi senaryo oluyor. Senarist ve Yönetmen denebilir ama o da garip, senaryo yönetim olabilir belki…

4 – Portable kelimesini Porteybl şeklinde okumak: Evet Ingilizce bu açıdan garip bir dil. “Table” yazılınca “teybl” diye okunuyorsa “Portable” yazılınca da “Porteybl” okunur diye düşünebilirsiniz ama öyle değil: “Portıbl!” Tabi daha iyisi “taşınabilir” demek.

5 – Plan/Sahne/Sekans ayrımını doğru yapamamak: Sahneler planlardan, sekanslar sahnelerden oluşur. Sahne zaman ve mekan birliği gösterir. Sekans ise anlam birliği yaratacak şekilde bir çok sahnenin bir araya gelmesiyle oluşur (kaçma kovalamaca sekansı gibi)

6 – Betacam’i Betakam diye okumak: Yoruma gerek yok herhalde. Betakem okunur.

7 – Aks Çizgisi Kuralını tamamen yanlış anlamak: Bu yüzden kavrulup giden çok reji ekibi ve yönetmen olmuştur. Yönetmen bir şey yapmaya çalışır, reji ekibi direnir: “Kamerayı oraya  koyamayız!”. Bunu burada açıklamaya üşendim ama genelde yanlış biliniyor ne yazık ki. Özetle kamerayı her yere koyabilirsiniz önemli olan ekranda ne göründüğüdür.

8 – Fresnel Mercekli Lambaya “FreZnel” demek: Hayız S okunmayacak. Doğru okunuş “Frenel” zira adam Fransız. Ah bu Fransızlar!

9 – Field Sırası Meselesini Bir Türlü Çözememek: Televizyonda field sırası ters dönmüş bir sürü iş görüyorum. Öyle oynuyorlar. Kimse de bir şey demiyor herhalde. Pes diyorum. Her format için bu ayarı doğru yapmak gerekiyor ve ne yazık ki hepsi için ayrı.

10 – “Kameraman”ı “Görüntü Yönetmeni”nden “Yönetmen Yardımcı”sını “Yardımcı Yönetmen” den değersiz Saymak: Ben bunları hiç anlamadığım için yorum yapmam da zor. Bence hepsi aynı şey zaten biri nasıl diğerinden kıymetli olur ki?

27 Responses to “Film Sektöründe En Çok Yapılan 10 Yanlış”


  • 9 numaraya cok icten katiliyorum. nasil bir bosvermislikse rahatsiz etmiyor adamlari goruntu..

  • 1) “Mise au Point” terimi “Miz o puen” diye değil “Miz o PUAN” diye okunur. “Boir” “voir” “noir”daki gibi.

    2) Filmlerin sonunda (ya da başında) yazan terimler (“credits”), nihai tanımlar değil, daha çok “kestirmeler”dir. “Senaryo – Ahmet Mercan” dediğinizde, herkes “Senaryoyu Yazan Kişi” diye anlar. Binlerce filmde buna benzer uygulamalar vardır: Hikaye, Ses Tasarımı, Görsel Efekt, vb. Aksi takdirde her özel isimden önce mutlaka bir meslek adı yazmak gerekirdi ki asıl o zaman komik ve zahmetli olurdu: “Hikaye Yazarı” “Müzisyen” “Makyajcı” “Kurgucu” “Kostümcü” “Görsel Efektçi” … Burada net bir kural yoktur. Yazılanların kısa ve öz olması ve de herkes tarafından anlaşılması gibi pragmatik bir eğilim vardır sadece.

    3) “Betacam”in Betakam diye okunması normaldir. “Portable”ın porteybıl okunması gibi. Bizim milletimiz orijinal kelime ile Türkçe kurallarını harmanlayıp kendine uygun terimler üretmeye bayılır. Özellikle de teknolojik ürün ve işlemler konusunda. Ne yazık ki herkes kolej mezunu değil. İngilizce telaffuz kurallarını bilmemelerinden dolayı onları eleştirmeniz yersiz.

    4) “Steadicam”in “Statikem”e dönüşmesi ise Türkçenin yaratıcı buluşlarından biri bence. Türkçede “steady” sözcüğü yok (henüz) ama “statik” (sabit, sallanmayan) sözcüğü var. Türkçeyi kullananlar burada yanlış ama işlevsel bir anlam transferi yapmışlar: statik (sallanmayan) kamera. Endişelenmeniz gereken şey, Türkçenin kelimeleri kendine özgü hale getirmesi değil, kelimeleri hiç sindirmeden yutması olmalı: Türkçe bir metinde “rating” yazıp “reyting” okunması gibi.

  • Gsezgi (yoksa gezgin mi desem)

    Fransizca yi kursta ogrenmissiniz. Point e puan deyip kendinizi rezil etmeyin.

    Bana cakmak icin bu cabalarinizda daha ciddi ugrasmaniz gerekecek.

  • Ne güldüm ya.. A’dan Y’ye katılıyorum. 10. maddeyi ya anlamadım ya da katılmıyorum..

  • Gsezgi sizinle ozel olarak ilgilenecegim.

    butun soylediklerinizin cevaplari var ama su fransizca konusundan baslamak lazimdi. Karsinizda 8 yil saint joseph te dirsek curutmus biri var. dur su ilker e cakayim diye hevesle atlayacaginiza google a “le point french prononciation” yazsaniz bu komik duruma dusmezdiniz.

  • Kardeşim bu sektörde çalışıyorsan; sette 20 saat elinde tuttuğun aletin adını bi zahmet öğreneceksin! Öyle yok betakam, statikam falan. Bunun eğitimle falan alakası yok.

    Bir de, dikkat ediyorum; bu negatif yorum yazanların çoğunun kim olduğu belli değil. Nedir olay?

  • Evet simdi vaktim var.

    Gsezgi oncelikle iyi niyetli oldugunuza inanmiyorum ama yine de cevap vereyim.

    1 – Point konusu zaten acik herhalde.
    2 – Senaryo Hasan Mercan yanlistir demiyorum. “Senaryo ve Yonetmen Hasan Mercan” olmaz diyorum. İki gorevi ve ile bagliyorsaniz ikisinin uyumlu olmasi gerekir.
    3 – Ne yazik ki herkes kolej mezunu degil saptamasi acikcasi gayet rahatsiz edici ve ozellikle saldirgan (ve ad hominem). Yani buradaki mesaj su: Kolej mezunlari dogru telaffuz edemeyenleri “otekilestiriyor”. Bu buyuk bir haksizlik. Konunun kolej mezunu olmakla bir ilgisi yok Shad son derece hakli.
    4 – Bundan neden endiselenmem gerektigini anlamadim. Rating yaziliyorsa reyting okunacak neresi yanlis bunun?

    Gelelim size. Daha onceki comment lerinize de baktim (bakin comment dedim!)

    Hepsinde ayni tonu goruyorum. Buradan bir sey almaya veya buraya bir sey vermeye gelmediginiz acik. Daha cok sinsi bir alay ve ustten bakis (veya alttan artik nereden baktiginiza bagli olarak) mevcut.

    Birisinden hoslanmayabilirsiniz. Ona gicik olabilirsiniz. Fikirlerine saygi duymayabilirsiniz. Hatta birisinin bes para etmez biri olduguna emin olabilirsiniz.

    Hal boyleyken hakkinda boyle seyler dusundugunuz birinin bloguna neden surekli baktiginiz psikolojinin ilgi alanina giriyor.

    Daha ileri gitmek istemiyorum. vaktinizi daha yararli islere ayirmanizi oneririm.

  • 1) N/A

    2) Siz “Senaryo ve Reji” gibi bir şey istiyorsunuz. Ama artık reji (Yönetim) kullanılan bir tabir değil. Bu yüzden “Senaryo Ahmet Mercan” U “Yönetmen Ahmet Mercan” = “Senaryo ve Yönetmen Ahmet Mercan” oluyor. İsteseniz de istemeseniz de durum bu.

    3) Bu durumu kısmen açıklayan tabir “galat-ı meşhur”dur. Bir süre sonra jimmy jib’in cimicib olacaktır (yazılışıyla da), tıpkı chariot’un şaryo olması gibi. Bunu engelleyemezsiniz. Buna itiraz etmeniz, organik bir varlık olan dil’in nasıl işlediğini, kelimeleri nasıl hazmedip özümsediğini bilmediğinizi gösterir.

    4) Türkçe metinlerde rating yazılıp reyting okunmasındaki garipliğini okurlarınız / öğrencileriniz anlatsın.

    Sitenizde yer alan bazı yanlış bilgilerin doğrusunu söylemeye çalışmakta bir yanlışlık görmüyorum. Doğru olduğunu sandığınız yanlışların düzeltmek neden yanlış olsun?

    Bunun da sandığınız gibi psikolojiyle değil, etikle ve ahlakla ilgisi vardır.

    Ama sanırım bir konuda haklısınız. Sizi kendi doğrularınızla baş başa bırakmak gerek.

  • Dil konusuna ozel ilginiz oldugunu goruyorum. Bu guzel ama sasirtmacalara da (logical fallacies) meraklisiniz anladigim kadariyla.

    Hatalar duzeltilmesin demiyorum ve siz de boyle demedigimi biliyorsunuz.

    Sorun su ki duzelttiginizi iddia ettiginiz hatalar hata degil. Yaptiklariniz “yorum”. Bu yorumlarin bazilarinda hakli da olabilirsiniz ama dedigim gibi amaciniz uzum yemek degil bagci dovmek ve bunu cok belli ediyorsunuz.

  • kaç kişinin sitesi var ve burada o kadar bilgi verici şeyler yazılıyor,gerek yok yani…kimsede kusura bakmasın ben buranın hayırlı bir site olduğuna inananlardanım…

    ben ilkerin çok zıddı şeylerde yazdım…bir istanbul beyefendisi bu sitenin sahibi…

    ben şahsımda ayıp buluyorum bu tarz yaklaşımları…

  • @gsezgi

    ben ilker’in eski öğrencilerindenim. ondan o kadar çok şey öğrendim ki, şu an onu tanıdığım için, onunla bu işe başladığım için çok mutluyum.. siz de bu negatif tutumunuzu tersine çevirir, ilkerin yaptığı güzel şeyleri farkederseniz hayata da daha güzel bir gözle bakabilirsiniz.. hiç gerek yok yani bu tutumunuza.. 🙂

  • madde 11: ilgi eki olan ki ayrı yazılır 😛

    başlığı okuyunca merak ettim neymiş o 10 madde die. Girdim hemen de 7inci ve 9uncu maddeler evt kesinlikle katılıyorum ama diğer maddeler daha ziyade euro’yu yuro die mi okuyalım avro die mi okuyalım tadında olmuş.. bisküvit diyemeyen insanlar ne pozisyonlarda bu ülkede, en büyük derdiniz Porteybl veya mezzopan diyen set çalışanı olsun yaf 🙂

    bir de doğum gününüz kutlu olsun 🙂

  • spreader kelimesine spider denmesi.. ayrıca çekimlerde hep duyduğum ve anlamını yeni öğrendiğim fas kelimesinin face olması. tabi birde hala çözemediğim dömi kelimesi var ki bilenenler varsa lütfen aydınlatsın.

  • Spreader’a spider denmesi dogru. yabanci kaynaklarda da kullaniliyor.

    http://www.abelcine.com/store/Ronford-Baker-Standard-Rolling-Spider/

    Fas da ne yazik ki dogru. Fransizca’dan geliyor. Face “fas” oknunur. Turkce’deki sinema terimlerinin cogu Fransizca dan geldigi icin durum boyle. Demi de zaten yarim demek.

  • sanırım spider tekerlekli olanları ilker hocam,genelde pedestallara takıldığını biliyorum(tabi tripodlara da takılır).spreader tripod gergisi (buna bir yerde delikli üçgen dendiğini bile duymuştum.)birde demi kelimesi yarım anlamındaysa profil de aynı anlamı taşımıyor mu?

  • evet sanirim tekerlekli olanlara deniyor ama spreader in yanlis telaffuzu degil. Sanirim dememin nedeni baska kaynaklarda spider dendigini de gordum. Yani bir karmasa var orada…

    Demi nin kullanimini duymadim hic. cumle icinde ne diyorlar mesela?

    Bu arada tesekkurler Ozgur : )

  • Bu aralar Alp’le en çok Arri Alexa ‘nin farklı telaffuzlarına gülüyoruz.
    Aleksiya en popüler olanı ama Aleska hatta Alesta dendiğini de duyduk :))

    Aleksiya diyen bir tek biz değilmişiz, bunu da yeni gördüm: http://www.hdwarrior.co.uk/2011/04/19/if-only-all-cameras-were-designed-like-this-the-arri-alexa-simulator/arri-alexia-simulator/

    var aleksiya, var alaksiya, al aleksiyaaaaaaa :)))

  • Ah hocam ah, 5. maddeye her ajans sunumunda değinesim geliyor ama olmuyor olamıyor 🙂

  • 30 saniyelik reklam filminde ne sekansı, hangi sekans?

  • Yukarida belirtilen bircok hataya bende cok dusmusumdur. Lakin hayatta anlam veremedigim, ve kullanildigi zaman ise gulmekten kendimi alamadigim “Kadraj” meselesi vardir. Bitakim insanlar buna “kadr” diyor, yani cumlede kullanmak gerekirse, “oyuncumuz kadra girdiginde vs…”Bu “KADIR” lafini duyunca tuylerim diken diken oluyor sinirden gulmek geliyor.Dogrusu, Turkcesi buda benmi yanlis yapiyorum, biri bi aciklama getirebilirmi acaba?

  • fransizca cadre dan geliyor. yanlis degil ama tabi gereksiz bir kullanim. onun yerine cerceve demek cok daha iyi. cadrage ise cerceveleme demek. yani ikisi ayri seyler.

  • geçen hafta yabancı ortağım ile birlikte,istanbulun altını üstünü getirdik : )

    mesleğe ilk başladığım yılları hatırlıyorum da,o zamanlar üniversite talebesi bir taytay idim,kah paspas kah asistanlık,kah setçilik,kah figüranlık hemen herşeyi yaptırdılar bana…

    yeşilçamın enteresan yönetmenlerimi dersiniz,tekavüdü gelmiş kameramanlarımı dersiniz hepsiyle çalıştım ve bugünlere geldim..o zamanlar ortada film yapımcılığına giriş ve bir iki amatör fotoğrafçılık kitabından başka bir şey yoktu…

    bugün film sektörü,ben demiyorum altını çiziyorum,yabancı ortağıma göre ”MAJOR” pazarlarından biri artık Türkiye…

    bir geçmiş var,hatasıyla sevabıyla…kıt imkanlarla iş yapmaya çalışan…

    bir kesim de var ki şimdi,durun bir dakika diyen,bu böyle olmaz diyen,hataları bulan,araştıran,soru soran ve konuya hakim olan jenerasyon var….

    çatışmak yerine var olan yanlışları düzeltmek ve düzgün insanları bu sektörden kaçırmamak en doğrusu…

    Değişmeyen tek şey değişim,evet önceki nesile ben kendi adıma çok saygı duyuyorum,eminim site sahibide böyle düşünüyordur….

    Ama değişimleri,bilgiyi ve yenilikleri kabullenmek zorundayız,tüm dünyada yeni trendler var,vimeo’dan çıkan yönetmenler var…

    vaaavvvv diyorum bazen,internet ne büyük bir güç,ne büyük bir fenomen,ne kadar çok insan birbirine internet üzerinden ulaşıyor…

    vaaavvv diyorum bazen,ne aletler çıkıyor,o aletler işte bu trendin meyveleri,yeni nesil yozlaşmış,kurt yapımcıların ellerine düşmeyecekler belkide bu yolla,çok az paralarla kendi işlerini kendileri yapacaklar….

    ve önümüzdeki yıl yüzde 40 daha büyümesi öngörülen türk film sektörü kesinlikle daha fazla profesyonelleşmeye,öğrenmeye daha fazla önem verecek,çünkü teknoloji buna size mecbur kılıyor…

    buradan üç tane müjde vermek istiyorum…birinci haziran veya temmuzda başarı ve medietek işbirliğinde bir AF101 workshop’u,schneider’in yeni jenerasyon IR filtreleri ve yıl sonunda da,los angeles,chicago,londra,paris gibi önemli kentlerde gerçekleştirilen ve hollywood camera inc. tarafında düzenlenen yönetmenlere yönelik bir direct of camera workshop’unu istanbula getirmekten duyduğum mutluluk..katılımlarınız bizleri çok mutlu edecek

  • Osman abi; Workshop ile ilgili bilgiyi nasıl alabiliriz ?

    İlker Canikligil in onayı olursa bu başlık altında bir duyuru yapabilme imkanımız olabilir mi ?
    Veya konuyla ilgili bir link gönderebilir misiniz ?

    Herkese iyi çalışmalar…

  • bana email at yasincim,holywood cameras, directing camera workshop,türkiyeye bon jovi’yi getirmekle eşdeğer o kadar diyim sana,birde facebook’umda bunları ilan edeceğim…

  • ilkercim, söylediklerine fazlasıyla katılıyorum, 10 yanlış değil 100 yanlış var desek yine de yetmez sanırım, sadece telafuz değil algılama yanlışları da çok senin örneklediğin gibi.
    kendini cahilleri koruyan ezik kahramanı olarak görenleri kızdıracak ama bir kaç tane inci de ben eklemezsem çatlarım 😀
    29- yönetmen yardımcısının yani birinci rejinin yani yönetmen sette yokken güya setteki yönetmen olan kişinin yani yardımcı yönetmenin ki bu yardımcı yönetmenin çekilen iş boyunca tek bir sahne çektiği görülmemiştir o yüzden de adı yardımcı yönetmen değil yani co-director değil yönetmen 1. yardımcısıdır ya da bunu da iyice garip biçimde türkçeleşmiş haliyle yönetmen 1. asistanı diye kullandıklarını belirtiyim 🙁
    birde onun asistanları var ve bu asistanlar yardımcılar, reji ekibi , yani bilmem kaçıncı reji ünvanları var ki off sormayın nasıl bir karmaşa var…
    ha bu arada bu karmaşayı aşmak içnde kimsenin yakasında boynunda ismi ünvanı yazmaz ” lan rejiden birini çaar olum, fgr (figüran demek istiyor ki bu konu da ayrı bir göbek çatlatma konusu!) gelmiş- kimi çaarıyım abi- lan kırmızı kafalı bi kız varya olum devamlılığa bakıyo taymkot yazıyo onu çaar” bu ne arkadaş? yuhh dimi ama şu an bile setlerde olay budur.
    33- sanat yönetmenini kostüm sorumlusu (ki ona kostümcü deniyor) zannedip yönetmen ve görüntü yönetmeni gibi önemli biri değil de işte etrafı düzenleyen, hatta “karı gibi hamarat, bu incik cıncık işlerden anlayan hamarat bir işçi olarak görmek de bir yankıştır. bir filmin yaratımında önme sırasına göre yönetmen ve görüntü yönetmeninden sonra üçünçü sırada gelir ve kendi alanının yönetmenidir. bu kişiler hamarat ve cingöz işçi sayıldıkları içinde genelde bu karakterdeki kişilerle çalışılır yani böyle biri olmasanızda yani konuya tamamen sanatsal ve yaratıcı açıdan yaklaşsanız da “hallederiz koçum” yaklaşımını göstermeniz gerekir…

    bir de set adabı denen ve ne olduğunu kimsenin bilmediği saçmalıklar var. ilkercim izin verirse onlardan bahsedilerek sektöre girmek isteyenler aydınlatılabilir.

  • Terim ve isimlerin kullanimi hakkinda mini gozlemim:

    Kimi hatalar/hatali kullanimlar oylesine yerlesmis oluyor ki, belki biraz pedantik bicimde dogru ifade/kullanimda bulundugunuzda karsi taraf bambaska birsey anliyor.

    Bu tur durumlarda “onemli olan ne soyledigim degil, karsinin ne anladigi” seklinde “pragmatik” yaklasmaya calisiyorum. Buna elbette Steadicam’in yanlis telaffuzu dahil degil 🙂

    3D islerde “sekans” kelimesini -dogru veya yanlis- “tek kameradan alinan resimler serisi”, “sahne”‘yi ise isigi, kamerasi(lari) modelleri ve/veya simulasyonuyla “bir cekim seti”ni iceren dosyanin tanimi olarak kullaniyoruz. Daha sonra cekim ekibiyle isi konusurken bu tur kavramlarin “context” farkliliklari nedeniyle de muhtelif eglenceler elbette yasiyoruz. Golgesi olmayan isiklarin, aydinlatmasi olmayan golge kaynaklarinin olabildigi sanal ortamlar icin kabul edilebilir belki butun bunlar..

  • Merhabalar, plan/sahne/sekans ayrımını reklam filmi için nasıl yapıyoruz acaba?

Leave a Reply