Archive for the 'hayat' Category

Reklam Yönetmenliği

Sık sık benden daha genç insanlar “Nasıl reklam yönetmeni oluruz?” sorusuyla gelirler. Bu sorunun bende iki cevabi var. Birincisi kısa olan: “Bilmiyorum.”

İkincisi çok daha uzun ve sonucunda aradığınız cevabi tam olarak bulabileceğiniz de şüpheli. Yine de bu yazıyı okuyacaksanız bu meseleyle gerçekten ilgilisiniz demektir.

Reklam yönetmeni olmanın birinci şartı bu tür blog yazıları yazmamaktır. Bu hem şaka, hem değil zira reklam yönetmenliği dışarıya kapalı bir alandır ve bildiğim kadarıyla hiç bir reklam yönetmeni bu konularda kimseye bir şey söylemez (hele de böyle kamuya açık ortamlarda). Reklam yönetmenliğine başlangıç da aynı şekilde bir muammadır çünkü bir reklam filmine yönetmen olarak seçilebilmek için daha önce reklam (lar) çekmiş olmanız gerekir! Tabi buradaki saçmalık gayet açık. Durum sadece bu olsaydı etrafta hiç reklam yönetmeni olmazdı. Oysa bir sürü insan reklam yönetmenliği yapıyor. Bu insanlar analarının karnından reklam filmi çekerek doğmadıklarına göre bu işte bir terslik olmalı!

Continue reading “Reklam Yönetmenliği” »

Bilgi’deki Olay

Bilgi Universitesi’nde 7 yil çalıştım. Ihsan Derman’ın bölüm başkanı olmasıyla (ve daha bir çok sorunun üst üste gelişiyle) 2006′da ayrıldım ve farklı bir kariyere yöneldim. Bilenler bilir Derman ile ve onun yönetim anlayışıyla hoşlaştığımı söyleyemem.

Bu girişten sonra asıl söylemek istediğimi söyleyeyim: Bilgi’de 2006′dan beri neler oluyor pek haberim yok ancak son yapılanlar büyük haksızlıktır: Derman’ın görevden uzaklaştırılması ve bölümün kilit altına alınması Türk Üniversite tarihi için kara bir lekedir.

Çok sevdiğim Robert M. Pirsig’in dediği gibi “üniversite akıl kilisesidir” ve hiç bir üniversitede hiç bir düşünce yasaklanmamalı.

Bu olay hem Türkiye medyasının içler acısı halini hem de akademinin düştüğü acıklı durumu göstermesi açısından çok önemli bir örnek: Akademik bir tez ancak akademik bir bakışla ele alınır. Böyle magazinel bir yaklaşımla paçavra edilmez.

Universite yönetimini de hayretle karşılıyorum. Yaptıkları açıklamalar olayın kendisinden çok daha utanç verici.

Olayı merak edenler şuradan her zamanki gibi yalan yanlış bilgilere ulaşabilir.

4.2 Saniye

Bu harika fotoğrafı izlediğim şu blog dan aldım. Grafik, kompozisyon, ışık vs gibi estetik açılardan bir değeri olmasa da hem tarihi olarak hem de “photo-journalism” açısından müthiş bir kare olduğunu düşünüyorum. Kerem’in yüzündeki ifadeye dikkat :)

PS: Takip etmeyenler için fotoğrafta Kerem Tunçeri oyunun bitimine saliseler kala Türk Milli Basketbol takımını Sırbistan karşısında 2010 FIBA Dünya Kupası finaline taşıyan sayıyı yapıyor.

zaman

http://www.bobbyneeladams.com/age3.html

Kurt Vonnegut’tan

http://sivers.org/drama

Kubrick ve Hayat…

Aşağıdaki röportaji “Stanley Kubrick Interviews” adlı kitaptan aldım. Kitap bildiğim kadarıyla Türkçe’ye de çevrildi. Almakta yarar var. Aşağıdaki benim çevirim…

Playboy: “Eğer hayat bu kadar amaçsızsa sizce yaşamaya değer mi?”

Stanley Kubrick: “Ölümlülükle başa çıkabilenler için, evet. İnsanı anlam oluşturmaya iten hayatın anlamsızlığının kendisidir. Çocuklar tabi ki hayata bir yaprağın yeşil rengi kadar basit şeylerden büyük mutluluk duymak gibi bozulmamış bir mucize duygusu ile başlar fakat büyüdükçe, ölüm ve yıkımın farkındalığı bilinçlerine sızarak yaşam sevincini, içlerindeki idealizmi ve ölümsüzlük yanılsamasını yıpratmaya başlar. Çocuk olgunlaştıkça çevresinde hep ölüm,acı görmeye ve “insanın mutlak iyiliğine” olan inancını kaybetmeye başlar.  Yine de eğer yeterince güçlü ve şanslıysa ruhun bu karanlığından yaşamın heyecanını yeniden doğurabilir, taze bir amaç ve onaylanma hissi yakalayabilir. Doğumundan gelen o mucize duygusunu geri getiremez ama ondan daha kalıcı ve sürekli bir şey şekillendirebilir.

Evren hakkındaki en dehşet verici şey onun bize düşman değil, kayıtsız oluşudur fakat bu kayıtsızlıkla uzlaşıp hayatın zorluklarını ölümün sınırları içinde kabul edebilirsek insan türü olarak varlığımız bir anlam ve tatmin sağlayabilir. Karanlık ne kadar derin olursa olsun kendi ışığımızı yaratmalıyız.”

Başarı ve Başarısızlık…

Dünyanın En Şanslı Adamı!

Ne kadar şanslıyım inanamazsınız: Son iki haftada üç kere lotarya kazandım (üstelik bilet bile almadan). Her nasılsa hep bu lotaryalar eposta adresime çıkmıştı… 2 kere Afrika’dan birileri bana toplam 45 milyon dolar vermek istedi… Son olarak da bugün aşağıdaki maili aldım. İngilizce problemi olanlar için özet geçersem Cote D’ivoire da yaşayan bir prenses (yani bir kralın kızı!) bana 850 bin dolar nakit para arti uzun vadeli, sevgi dolu bir ilişki öneriyor :)

Tabi biz ciddiye almayıp geçerken bir çok insan ne yazık ki bunlara kanıyor. Amerika’nın her yıl bu sahte epostalarla 100 milyonlarca dolar kaybettigi biliniyor. Nigerian Scam veya 419 olarak da bilinen bu yaygın üç kağıtçılık türü için şuraya bakabilirsiniz.

“Miss Marina James.

(Ekwo Family).
Rue 15 Paris Village.
Abidjan Cote d Ivoire.

I am writing this letter in confidence believing that if it is the wish of God
for you to help  and my family, God almighty will bless and reward you aboundantly and you would never regreat this.

Can Sıkan Ufak Şeyler

_MG_3405burn

© 2009 ic

Bugünlerde blogu boşladım. Hem yeni kamera çıkmıyor hem de yaz  rehavetine kapıldım sanırım…

Beni deli eden şeylerden bahsedeceğim bugün:

* Photoshop’un belli bir süre kullanımdan sonra nedensiz şekilde ve delirtici düzeyde yavaşlaması. Evet, bu allahın cezası yazılım ne hikmetse bir süre sonra yavaşlar. Ne kadar güçlü bilgisayar alırsanız alın bundan kurtulamazsınız.

* Cimri insanlar: Böyle bir insan türü vardır. Bu adamlar (veya kadınlar) devamlı bir takım küçük hesaplar yapar ve sizi de bu hesaplara dahil ederler. Daima her şeyi “en ucuza” almaya çalışırlar (ve aldıklarını iddia ederler). Her tür alış veriş için mutlaka bir “tanıdıkları” vardır. Sürekli neyi ne kadar ucuza kapattıklarını anlatır dururlar…

* Reklam ajanslarının herhangi bir reklam filmini çektirmek için toplantıya çağırıp sonra da “Hmm, siz bu filmi çekebilir misiniz ki? Bu film bizim için çok önemli… Özellikle oyunculuk blah blah” demesi. Ne tuhaftır ki henüz hiç “Önemsiz bir reklam filmi çekmek istiyoruz” diyene rastlamadım. Ayrıca kalkıp toplantıya geldiysek elbette çekeceğimize inanmışız da gelmişiz. Bunu tekrar sormanın kime ne yararı var?

* Yine reklam ajanslarının “Renkler nasıl olacak?” sorusu. Önce “Ne anlatıyorsun? Öykün ne? Sözün ne? Önermen ne?”  bunları bir düşün ondan sonra rengi konuş… “Renkler çok sıcak olacak” desem neyine yarayacak anlamıyorum ki… ama tabi bunun musebbibi biraz da yeni kuşak reklam yönetmenleri. Bu arkadaşlar anlattıkları şeyi doğru anlatmaya çalışmak yerine Shots’dan arakladıkları desature tonlar ve Çukurcuma’dan kiraladıkları retro mobilyalarla “şekil” yapma peşindeler…

Daha bin tane şey var tabi ama şimdilik bu kadar :)

Zafer Doğan

zaferdogan Marmara Üniversitesi Sinema TV Bölümünde yıllarca hocam olan Prof. Zafer Doğan’ı 13 Nisan 2009′da geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettik.

Çarşamba günü Marmara Üniversitesi Acıbadem Kampüsünde bir anma töreni olacak.

Sevenlerine, ailesine ve öğrencilerine baş sağlığı dilerim.

1951′de Bandırma’da doğan Zafer Doğan Marmara Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nün kurucusuydu. İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Grafik Sanatlar Bölümünden 1974′de  mezun olan Doğan, Devlet bursuyla San Francisco State University Film-Televizyon Bölümlerinde Yüksek Lisans Eğitimi yaptı (1975-1978).

Zafer Doğan Sinema-TV-Fotografi alanında 1987′de Doçent ve 1993′de Profesör oldu. Bir çok filmde yapımcılık ve yönetmenlik yapan Doğan son olarak İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi’nde dekan yardımcısı olarak görev yapıyordu.

Get Adobe Flash player

Bad Behavior has blocked 314 access attempts in the last 7 days.