Güle Güle Avid

Daha önce de yazmıştım: Avid’i 1994’te kullanmaya başladım. O zaman için rakipsiz ve gerçekten muhteşem bir yazılımdı (ve donanım). Bir Avid sistemi 120 bin USD gibi fiyatlara geliyordu!

Kaset temelli kurgu sistemlerini kullanmış olan benim gibi insanlar için Avid tabi ki büyük bir devrimdi. Yıllar boyunca Avid’de sayamayacağım kadar çok şey kurguladım (hatta bir tane de uzun metraj)

Ne yazık ki üç ay önce çaresizce ve istemeden de olsa Premiere’e geçmek durumunda kaldım : )

Bunun suçu tamamen Avid’e ait. Yıllar içinde en büyük savunucularından biriydim ve hatta öğrencilerime baskı yapmışlığım da vardır : ). Gel gör ki Avid de bütün bu yıllar boyunca hata üstüne hata yaptı. Bir kaç yıl önce katıldığım bir sunumun ardından Avid’den bir mühendis “Final Cut’tan çok Premiere’den korkuyoruz” demişti.

Korkuları ne yazık ki gerçek oldu ve yıllar içinde hiç bir şeyi doğru yapamadılar: Arayüzü geliştirdik dedikleri şeyler tam tersine bildiğimiz basit arayüzü bozdu. Yeni dosya formatlarına destek vermekte geciktiler, fiyatı düşüremediler, yazılım gittikçe hantallaştı, sürekli buglar ortaya çıktı vs vs.

Bunlara rağmen bence hala Avid’in kurgu kolaylığı ve güvenilirliği (operasyon sırasında) Premiere’den daha iyi. Örneğin farklı yönlere çoklu budama özelliği (Asymmetrical multi trim) hala Premiere’de yok (PS: Varmis : ) ama yine de Premiere in timeline kullanimi ve trim modu hosuma gitmiyor) ve bu dramatik bir kurgu için çok önemlidir. Buna karşılık ne yazık ki aynı Avid içeri görüntü almak ve dışarı vermek konusunda o kadar inatçı şekilde beceriksiz ki bu devirde hala böyle bir yazılımla uğraşmak için gerçekten deli olmak gerek.

Sözün özü üç ay önce Adobe’ye üye oldum ve doğal olarak bütün Creative Suite’in yanı sıra Premiere’e de geçmiş oldum. Avid’deki eskiden kalan bazı projeleri de Premiere’e aktardım.

Ben bunları yaparken bir yandan da zaten Avid’in batmakta olduğu ile ilgili haberler çıkmış. Hatta şirketin kurgu sistemleri bölümünü Corel adlı Kanada şirketine sattığı duyurulmuş.

Ne diyelim? Harika bir şirket nasıl berbat edilir bu hikayeden bunu anlamış olduk.

Kısaca kral öldü yaşasın yeni kral!

RED Dragon Carbon

A001_C012_0805IL

Epeydir RED’le ve Alexa ile ilgilenmiyordum. Süper gelişmiş ülkemizde 130 adet Alexa olması ve buna karşılık birbirinden kötü işlerin ekranları kaplamasını açıklamak zor elbette. Sözün özü kameralara olan eski ilgimi kaybettiğimi zaten bu blogu hala izleyenler biliyor.

Geçen hafta sevgili Yasin (Dijitalist) “RED Dragon Carbon geldi bir bakın” deyip yollayınca RED neler yapmış diyerek kutuyu açtım. Yine eski öğrencim Savaş’ın yardımıyla tek bir gece çıkabildik kamerayla.

Yeni algılayıcı Dragon’un hoşuma giden bazı özellikleri var. Yıllardır olması gerektiğini söylediğim şeyi sonunda RED tam olmasa da ucundan yapmış: Dragon algılayıcı Super 35 mm boyutlarında değil daha büyük (30 mm*15 mm). Böylece FF fotoğraf merceklerini de 1.17 gibi düşük bir çarpanla kullanabiliyor. Ben de zaten denemeleri Canon L serisi merceklerle yaptım. Yukarıdaki kare 17 TS ile 6k FF modunda çekildi örneğin. Algılayıcıyı bir çok değişik şekilde ve hızda kullanmak mümkün. Hatta kendi kafanıza göre bir algılayıcı boyu bile üretebiliyorsunuz!

Bu yeni algılayıcı 6K olduğunu iddia etse de (19 MP) yıllardır 22 MP lik bir algılayıcının ürettiği sonuçlara bakan biri olarak bunun gerçek 6K gibi görünmediği söyleyebilirim. RED’in daha önceki kameraları da 4K olduklarını iddia etseler de aslinda 4K gibi görünmüyorlardı (şimdi bana hemen saldırmadan önce webde biraz Nyquist, Bayer falan okursanız ne dediğimi anlarsınız diye umuyorum). Yine de 6K en azından teorik olarak elde bulunmasında zarar olmayan bir şey diyelim.

Kameranın düşük ışık özelliği iyi. 2000 ASA’da kullanılabilir sonuçlar veriyor. Dinamik aralığın 16.5 fstop olduğu iddia ediliyor. Bunu deneyecek bir ortam yoktu ama her durumda eskisinden daha iyi bir dinamik aralığa sahip olması zaten beklenen bir şey.

Eski sürümlerde en saçma bulduğum özellik olan fan sesi giderilmiş, eskisi gibi değil. 6K’da 100 kare (teoride zira Dijitalist’ten aldığım disklerle 89 kareyi aşamadım) yapabiliyor. Bunlar tabi hoş. Kameranın bence en güzel özelliği ise carbon fiber den üretilmiş olması. Jannard daha önce David Fincher’in talebi üzerine Social Network’un kürek yarışı sahnesi için carbon fiber bir RED yapmıştı fakat bu ilk defa ticari olarak satışa çıkıyor. Tabi ki bu pahalı malzeme kamerayı ciddi şekilde hafifletmiş. Elde çekim için çok iyi bir kamera Dragon.

Bunun dışında tabi ki klasik RED sorunları devam ediyor: Sistem genel olarak biraz yavaş. Menü sistemi bence tuhaf, REDVolt aküler çok çabuk bitiyor. LCD ekranın dokunmatik özelliği hala iphone gibi değil vs. Tasarım olarak bir kutuya benzese de (eşim görünce bu ne çirkin kamera deyiverdi!) ben Alexa’ya göre daha çok seviyorum. Elde tutması ve operasyonu daha kolay.

Sonuç olarak ilmi olmayan bu kısa deneme sonunda RED Dragon Carbon bence bugüne kadar yapılmış en iyi profesyonel kameralardan biri. Ülkemizde ezici üstünlüğe sahip olsa da Alexa’ya göre bir çok durumda tercih edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Ayrıntılı bilgi ve kiralama için Dijitalist‘i arayabilir ya da herkes gibi Alexa türküleri söyleyebilirsiniz.

Kısa Film: Yumurta / The Egg

Yumurta / The Egg from istanbul film akademi on Vimeo.

İstanbul Film Akademi’de mayıs ayında başlayan film yönetmenlik atölyemizin ikinci filmini yukarıdan izleyebilirsiniz. Her zamanki gibi oyuncularımız Gulsah ve Emre’ye teşekkürler. Filmin yönetmenleri Naz Timur, Bulut Çavaş ve Öykü Özgen’i de kutluyorum, çok iyi çalıştılar. Atölyede ışığa, renge pek bakmayıp bir filmin yönetilmesinden söz etmeyi daha fazla önemsiyordum ama bu defa görsel olarak daha çekici olmasını tercih ettik.

Filmi 5d MK III ile h264 olarak çektik. Hiç bir profesyonel sinema ışığı kullanmadık ve bütün film 6 saatte çekildi. Daha önce de yazdigim gibi  atölyede belli kısıtlamalarımız var: Bir kadın, bir erkek, bir ev ve en fazla 3 dakikalık öyküler olmak zorundalar. Bu durum önceleri katılımcıları zorlasa da aslında bu tür kısıtlamaların çok yararlı olduğunu düşünüyorum.

Bu defa senaryoları da ulusal bir yarışma ile seçtik. Senaryonun sahibi Fidel Yokuş’u de tebrik etmek gerek. Gerçi yönetmenler senaryosunu biraz değiştirdiler ama bu da gayet normal.

Film için önemli ekipmanlardan biri de Edelkrone‘nin sağladığı Slider Plus v2 idi. Bir süredir zaten aleti kurcalıyordum ilk defa bir filmde kullanma şansı oldu. Action ve Target modülleriyle birlikte gelen slider filmde de göreceğiniz gibi son derece başarılı. Kullanımı konusunda uzun bir inceleme yazsam biliyorum ki sevgili Kadir ben yazana kadar yeni bir sürüm çıkaracak : ) O yüzden çok detayina girmiyorum ancak özellikle yukarıdaki gibi gerilla prodüksiyonlar için çok hayati bir unsur Slider Pro.

Filmin renklerini yine DaVinci’de yaptik. Ses miksini Otomat’ta Murat Çelikkol, müziğini de Emre Aypar yaptı. Yapımcımız Veysi’ye ve katılan herkese de teşekkür ederim. Uzun süredir kısa filmden uzak kalmıştım. Yeniden sahalara dönmek güzel : )

ML ile Raw Video ve Resolve

Artık yazı yazmanın yanı sıra yukarıdaki gibi egitim videoları da yapmaya karar verdim. Ne sıklıkla yapabilirim bilmiyorum tabi ama ilki yukarıda. Videoda kısaca Magic Lantern kullanarak Canon HDSLR’lar ile çekeceğiniz RAW videoları nasıl izleyeceğinizi, nasıl dönüştüreceğinizi ve Davinci Resolve ile nasıl renk düzenlemesi yapabileceğinizi anlatıyorum.

Gelecekteki videoları kaçırmamak için kanala abone olmakta yarar olabilir. İyi seyirler.

Fotoğraf Okuma Devam

AFSAD’ın dergisi Kontrast’ın Nisan Mayıs sayısı için iki fotoğrafımla ilgili yazdığım yazı aşağıdaki resme tiklayarak okunabilir. Bu fotoğraflar geçen yıl Contemporary Istanbul 2013’te yer almıştı. _70A2763

Deniz Kenarında (Temellere Dönüş)

Deniz Kenarında from Yerçekimi on Vimeo.

Yerçekimi için yukarıdaki videoyu çektik. Yıllardır klip çekmiyordum. Bunun nedenleri çeşitli ama genel olarak klip mantığından çok sıkılmış olmam ve aşırı düşük bütçeler sayılabilir.

Deniz Kenarında videosunu çok kısa sürede ve tek kişilik ekiple (!) çektik.  Grup elemanları bana yardımcı oldular o kadar.

Fikir temelde “anti klip” bir şey yapmaktı: Sıfır bütçe, az kesme, tek yakın plan, sabit kamera, tek mercek (EF 85 1.2L II), sadece kameraya bakan ve müzik yapan insanlar… Ne yaptıklarını görmüyoruz bile. Grup üyeleri değil ışık hareket ettikçe üç görüntünün birleşmesi daha tesadüfi ve organik oldu.

Böylece bir klipte olması beklenen hiç bir şeyi yapmadık :) Bu video aslında tekrar temellere dönüşümün de bir sonucu: Film okulunda okurken esas ilgi alanım sektörel çalışmalar değil gerilla sayabileceğimiz yapım şekillerine kafa yormaktı çünkü sektör denen şey ne yazık ki insanları zehirliyor.

Sektör aslinda sizi belli şeyleri belli şekillerde yapmaya zorlayan bir ilişkiler zinciri. Biraz farklı bir şey yapmak isterseniz çok ciddi duvarlara çarpabilirsiniz. Türk müzik video dünyasında, reklamda, dizide, sinemada, fotoğrafta yaşanan bu: Belli formüllerle iş yapılırsa başarının garanti olduğu inancı ve bunun sonucu olarak birbirini tekrarlayan dünya kadar ruhsuz iş… Bu şekilde başarı kazanılmaz diyemem. Elbette başarı kazananlar oluyor (tabi başarıyı nasıl tanımladığınıza da bağlı bu) ama aslinda herhangi bir gelişme de olmuyor. Sürekli aynı sakız çiğnenip duruyor. Bir şey denemiyor kimse. Bir şeyler denemek için serbest olmak gerek.  5D MK II gibi kameralar çıktığında insanlar daha fazla deneyebilecek diye sevinmiştik ancak ne yazık ki 5D ve turevleri de sektorun zararlı oyuncakları oldu. Bu harika kameralar sadece ve sadece daha büyük kameralarla (Arri, RED vs) yapılan şeylerin ucuz taklitlerini üretmek ve zaten düşük olan bütçelerin daha da düşürülmesi için kullanıldı.

Ne yazık ki ülkemizdeki müzik grupları veya yaratıcı ekipler de denemeye pek açık değil. O yüzden birbirinden ayırt edilemeyecek tonlarca klip, reklam ve film var ortalıkta.

Tabi şunu unutmamalı: Bir şey denemenin sonucu her zaman başarı olmayacaktır (yani bakın biz harika yaptık demiyorum) Başarısız da olabilirsiniz ama zaten bir şey “denemek” adı üstünde başarısız olmayı göze alabilmeyi gerektirir. Zaten o riski almıyorsanız garantici oynuyorsunuz oyunu.

Bu yüzden Yerçekimi’ne de teşekkürler! Hem müthiş müzikleri, hem cesaretleri için: Sanırım başka kimse böyle bir klip yapmazdı!

Yönetmenlik Atölyesi

atolyeİki ay önce İstanbul Film Akademi‘de üretime yönelik bir yönetmenlik atölyesine başladım. IFA’nın kurucusu Veysi Sala’nın da katılımıyla haftada iki akşam gerçekleşen atölyede ilk dört hafta kamera, ışık, ses, kurgu ve senaryo konularında hızlı bir bilgilendirme yapıyorum. Sonrasındaki dört haftada da katılımcılar tarafından yazılan dört (veya beş) adet kısa film gerçekleştiriyoruz. Tabi prodüksiyonu kolaylaştırmak ve işin özüne yoğunlaşabilmek için senaryolar ve oyuncularla ilgili kısıtlamalar var. Daha önce Slovenya’da katıldığım Golden Drum yarışmasından aldığım ilhamla bir evde, bir kadın ve bir erkekle çekilen en fazla 3 dakikalık filmler bunlar. Filmleri 5D MK III ile çekiyoruz. Kurguyu önce birlikte yapıyoruz sonrasında inceltilmesi ve renk düzenleme işlerini ben Da Vinci Resolve ile yapıyorum. Ses için boom ve mikrofon kullanıyoruz ancak profesyonel ışık ve ekip kullanmıyoruz zira bu bizi çok yavaşlatırdı. Bunun yerine daha pratik çözümler ve hızlı merceklerle doğrudan amaca gitmeye çalışıyoruz. Her katılımcı her filmde başka bir görev alıyor. Gülşah Büktür ve Emre Erturan bu defa bize oyuncu olarak, Sineterapi ekibi de kurgu için destek verdiler. Filmler şuradan  ve şuradan izlenebilir. Yıllardır aralıklı olarak ders verdiğim üniversitelerdeki öğrencilerin (hepsi olmasa da) genel isteksizliğinden ve üniversite yönetimlerinin ataletinden bıkmış biri olarak eğitim işinden soğumuştum. Fakat bu atölyede doğrusu şaşırdım ve eğlendim. Yeni atölyeye katılım için İstanbul Film Akademi‘den Veysi ile iletişime geçebilirsiniz.

Yerçekimi

1975141_1397061430571585_1966355301680417238_n

Yerçekimi, 2014


Emre Aypar, Altan Sebüktekin ve Burak Yıldırım’ın grubu Yerçekimi aynı adlı ilk albümünü geçen ay dijital olarak çıkardı. Bence çok iyi bir albüm olmasının yanı sıra kişisel olarak kapağını da verdiğim için doğrusu gururlanıyorum.

30 yıla yaklaşan dostluğumuz boyunca Emre bütün kısa filmlerimin müziklerini de yapmıştı.

Ciddi emek harcanmış ve Emre’nin uzun yıllardır biriktirdikleriyle oluşmuş albümün tek tek şarkıları yanında sözler ve anlattıklarıyla bir bütünlüğü de var. Kapakta da aynı tutumu sürdürmeye çalıştık.

Türkiye’de benzeri pek olmayan bu harika albümü bandcamp’ten dinleyebileceğiniz gibi (benim favorim Zaman adlı şarkı), 7 dolar karşılığında satın alarak gruba destek de olabilirsiniz.

CNK 4K Kamera!

imgresSabah erken kalkanın (daha doğrusu öyle zannedenlerin) kamera yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Bu blogu izleyenlerin bildiği gibi aslında yıllardır bunun böyle olacağını konuşmuştuk. Kameranın da bir bilgisayar haline gelmesi aslında toplama parçalarla bile bir kamera yapılabilmesini sağlayacaktı ve öyle de oldu. Bu süreç daha da hızlanarak ilerleyecektir.

“Neden artık yeni kameraları yazmıyorsun?” diye soranlara da bu açıklamayı yapmak gerekiyor: Kameraların büyük devrimi bu blogun en aktif olduğu günlerde yaşandı bitti zaten. Bundan sonrası artık birbirine benzeyen bir sürü kameradan ve detaydan başka bir şey değil. Bunlar da beni pek heyecanlandırmıyor açıkçası. CNK 4K kamera gerçek olsaydı (Canik 4K da denebilir : ) şöyle bir kamera yapardım:

* Hafif, küçük! Blackmagic ebatlarını geçmeden fakat kutudan öte elde tutulabilir ve üzerinde pervane olmayan tasarım! * Full Frame (24*36 mm), EF mount, 12 MP algılayıcı, 4K da 120 fps ve HD’de 240 fps (penceresiz) RAW kayıt (arti proxy olarak Prores 720p) * Sensor kırpma fonksiyonu ile başka mercek sistemlerine HD’de tam uyumluluk (4K da olamıyor tabi) * Sensörden stabilizasyon, tilt ve shift seçenekleri. * Cfast kartlara kayıt (CF’in yeni sürümü) * Dönebilir 5 – 7 inch arasi Oled kamera üstü monitör * Global shutter ve 5000 USD altında fiyat

Bu kamerayı yapabilen yok henüz fakat geç uyananların yaptığı şöyle bir sürü kamera var:

* AJA’nın da saati şaşmış ve Cion adıyla kamera işine girmiş: http://www.aja.com/en/products/cion

* Herkes balığa giderken uyuyan Panasonic 4K‘ya bulaşmış.

* Blackmagic iddialı fikirlerle ortaya çıkardığı fakat başarısız modellerin ardından URSA ile şansını yeniden deniyor.

* Sony 5D MK ları yıllarca izledikten sonra A7s ile 4K’yı aynasızlara getiriyor. Bu kameraların her birinin hoş özellikleri var ama yine de hiç birini almazdım doğrusu! Beklemeye devam : )

Büyülü Fener

Yıllardır Magic Lantern yuklemeye çekinirdim. Sonunda cesaretimi toplayıp gecelik sürümlerden başladım!

Bilmeyenler için Magic Lantern Canon’un bazı kameralarının yazılımlarını değiştiren bir grubun kendine verdiği isim. Grup yıllardır bu işle uğraşıyor ve son aylarda 5D MK III için RAW video olanağı sunmasıyla şöhretini iyice arttırdı ama ML’in yapabildikleri bu kadarla kalmıyor.

Öncelikle kurulum sanıldığı kadar zor değil. Magic Lantern’in sitesinden kendi kameranız için doğru sürümü bulup SD karta kopyalıyorsunuz. Sonra SD karttan firmware güncellemesi yapıyorsunuz. Tabi bu sırada insan biraz strese girmiyor değil ama bir aksilik çıkması düşük olasılık.

Yaklaşık bir dakika sonra artık Magic Lantern’li bir kameranız oluyor. İstemezseniz SD kartı çıkarmanız yeterli. Ancak çıkarırken acele etmeyin zira ML butun ayarları SD kartta tutuyor. Son olarak bunları karta yazıp kapanıyor. Erken çekerseniz sorun çıkma ihtimali var.

Ekip kameraya gerçekten harika özellikler eklemiş ve insan bunları görünce Canon’a kızmadan edemiyor. Donanımın olanaklarını sonuna kadar zorlayan ML ilk aklıma gelen şu özellikleri getiriyor:

* Video için kare sayısını istediğiniz gibi değiştirebilme (saniyede 0.3 kareye kadar! Böylece zifir karanlıkta bile LCD de görüntü alabilme ihtimaliniz oluyor fotoğraf çekerken)
* RAW video kaydı (Burada ne yazık ki 1000x bir karta ihtiyacınız var. Hatta şu sıra 1066x ler de mevcut. Kamera bu seçenekte MLV dosyaları oluşturuyor. Bunları izlemek biraz problemli. Ayrıca sonra bu dosyaları DNG lere dönüştürüp renk düzeltme yapmanız da gerekiyor. 1066x kartım henüz elime ulaşmadığı için tam bir deneme yapamadım ama çalışıyor gördüğüm kadarıyla. Zaten webde bu konuda bir sürü olumlu yorum var.)
* Aralıklı kayıt (timelapse) Canon’un ek para isteyerek sattığı saçma sapan bir eklentiye ihtiyacınız kalmıyor böylece.
* Canon’unkinden çok daha iyi bir arayüz ve histogram, waveform monitör seçenekleri ve False Color. Kartta kalan süre gösterimi, ses kaydını sürekli ekranda izleyebilme vs vs.
* HDR video (Bu seçenekte 720p olarak iki kere pozlama yapılıyor. Sonrası biraz zahmetli.)
* Yükseltilmiş dinamik aralık seçeneği ve Canon’un kapattığı ara değerleri kullanabilme imkanı.
* Harekete duyarlı çekim olanağı
* Trap focus adı verilen herhangi bir nokta net olduğunda otomatik çekim yapma imkanı
* Auto exposure programlama (hangi durumda nasil bir pozlama yapması gerektiği konusunda kameraya çok basit komutlar girebiliyorsunuz)
* Uyumlu EF merceklerle ekranda net uzaklığını ve hiperfokal uzaklığını görebilme seçeneği
* Video dosylarının içine gelişmiş metadata yazma
* Follow focus ve rack focus yapabilme seçeneği ve pozlamayı otomatik olarak azaltma arttırma seçeneği.
* Silent movie seçeneği ile aynayı indirmeden aralıklı fotoğraf çekme olanağı.

Tabi benim atladığım başka bir çok irili ufaklı düzeltme ve geliştirme de söz konusu ama yine de bu yazılım ciddi bir prodüksiyon ortamında kullanılabilir mi? Biraz riskli olmakla birlikte ne yaptığınızı biliyorsanız kesinlikle bu riske değebilir. Kameranın kilitlenmesi durumunda hemen pili çıkarmanız gerekiyor. Aşırı ısınma veya siz kapalı zannederken pili yeme ihtimali var zira. Bu durumlar için ekranda sürekli işlemci sıcaklığı veriliyor.

Kısaca ML bana biraz geç gelmekle birlikte bugüne kadar yüklememekle hata etmişim diyebilirim. Tabi siz yine de dikkatli olun. Sonuç olarak kameranızı üreticinin onaylamadığı bir yazılımla çalıştırıyor olacaksınız. Çıkacak aksiliklerden sorumluluk kabul edemem : )

Fotoğraf Okuma

AFSAD’ın dergisi Kontrast’ın Ocak Şubat sayısı için iki fotoğrafımla ilgili yazdığım yazı aşağıdaki resme tiklayarak okunabilir.

kontrastocaksubat

4K ve EOS 1Dc

Master_4k_prores218 Ocak’ta biten sergiye gidenler 1 dakika 15 saniyelik “Son Günler” adlı 4K video işimi de gördüler.

Bunu çekebilmek için Canon’dan EOS 1Dc’yi ödünç almıştım. O sıra kamerayı da inceleme şansım oldu biraz.

Öncelikle 4K’dan başlarsak (daha önce de Red gibi kameralarla 4K çekmişliğim olmasına rağmen) açıkçası EOS’un 4K’sının hayret verici derecede başarılı olduğunu söylemeliyim. Her ne kadar 4K yı tam olarak izleyecek bir monitörüm olmasa da görüntüdeki detay HD’den çok daha etkileyici. Bir çok insan 4K’nın gereksiz olduğunu savunuyor (ki başta bunların içinde ben de vardım) ama doğrusu bazı projeler için 4K işe yarar. Özellikle “Son Günler” gibi aşırı genel planla ilerleyen bir video için son derece yararlı.

Tabi 4K bir çok dertle birlikte geliyor: Dosya boyutları ve efekt işlemleri inanılmaz derecede can sıkıcı. Ayrıca EOS 1Dc bence prototip bir kamera. En büyük problemi 1000x karttan aşağısıyla video kaydı yapamaması. Burada ciddi bir software sorunu olduğunu düşünüyorum. Sonuçta kaydedilen şey sıkıştırılmış bir mp4. Buna rağmen 1000x gibi yüksek hızda kart istemesi affedilmez bir hata.

Bilindiği gibi 1Dc için firmware güncellemesi yapılmıyor (Magic Lantern korkusuyla olsa gerek). Bu nedenle Magic Lantern ekibi kamerayı hackleyemedi bugüne kadar zira 1Dc aslında 1Dx’in neredeyse aynısı. Sadece video özelliği 4K.

Aşırı yüksek fiyatıyla EOS 1Dc zaten çok kötü bir yatırım. Bunun dışında menüleri, düğmeleri ve video modu ile fotoğraf modu arasındaki geçişleri o kadar saçma ki açıkçası Canon’un bu kamerayı neden bu şekilde çıkardığını anlamak imkansız. Dediğim gibi 1Dc aslında bize gelecekte neler olacağını müjdeleyen bir prototip o kadar.

Özetle Canon’un iddia ettiği gibi 12 bin dolarlık bir gövde olmamakla birlikte aletin ürettği 4K görüntüleri işleyebilirseniz (zira bunları işlemek de sizi bir miktar yaşlandıracaktır : ) sonuç etkileyici tabi.

4K Televizyonlar inceden ortalıkta görülmeye başlandı fakat ortada henüz bu televizyonlarda 4K gösterim yapacak bir cihaz yok. Bu nedenle sergide 4K gösterim icin 4 adet HD monitörü video wall olarak kullanmak durumunda kaldık.

Videonun compositing işlemlerini Otomat İstanbul‘da Emre Aypar ve Yasin Yalva gerçekleştirdiler.