CNK 4K Kamera!

imgresSabah erken kalkanın (daha doğrusu öyle zannedenlerin) kamera yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Bu blogu izleyenlerin bildiği gibi aslında yıllardır bunun böyle olacağını konuşmuştuk. Kameranın da bir bilgisayar haline gelmesi aslında toplama parçalarla bile bir kamera yapılabilmesini sağlayacaktı ve öyle de oldu. Bu süreç daha da hızlanarak ilerleyecektir.

“Neden artık yeni kameraları yazmıyorsun?” diye soranlara da bu açıklamayı yapmak gerekiyor: Kameraların büyük devrimi bu blogun en aktif olduğu günlerde yaşandı bitti zaten. Bundan sonrası artık birbirine benzeyen bir sürü kameradan ve detaydan başka bir şey değil. Bunlar da beni pek heyecanlandırmıyor açıkçası. CNK 4K kamera gerçek olsaydı (Canik 4K da denebilir : ) şöyle bir kamera yapardım:

* Hafif, küçük! Blackmagic ebatlarını geçmeden fakat kutudan öte elde tutulabilir ve üzerinde pervane olmayan tasarım! * Full Frame (24*36 mm), EF mount, 12 MP algılayıcı, 4K da 120 fps ve HD’de 240 fps (penceresiz) RAW kayıt (arti proxy olarak Prores 720p) * Sensor kırpma fonksiyonu ile başka mercek sistemlerine HD’de tam uyumluluk (4K da olamıyor tabi) * Sensörden stabilizasyon, tilt ve shift seçenekleri. * Cfast kartlara kayıt (CF’in yeni sürümü) * Dönebilir 5 – 7 inch arasi Oled kamera üstü monitör * Global shutter ve 5000 USD altında fiyat

Bu kamerayı yapabilen yok henüz fakat geç uyananların yaptığı şöyle bir sürü kamera var:

* AJA’nın da saati şaşmış ve Cion adıyla kamera işine girmiş: http://www.aja.com/en/products/cion

* Herkes balığa giderken uyuyan Panasonic 4K‘ya bulaşmış.

* Blackmagic iddialı fikirlerle ortaya çıkardığı fakat başarısız modellerin ardından URSA ile şansını yeniden deniyor.

* Sony 5D MK ları yıllarca izledikten sonra A7s ile 4K’yı aynasızlara getiriyor. Bu kameraların her birinin hoş özellikleri var ama yine de hiç birini almazdım doğrusu! Beklemeye devam : )

Büyülü Fener

Yıllardır Magic Lantern yuklemeye çekinirdim. Sonunda cesaretimi toplayıp gecelik sürümlerden başladım!

Bilmeyenler için Magic Lantern Canon’un bazı kameralarının yazılımlarını değiştiren bir grubun kendine verdiği isim. Grup yıllardır bu işle uğraşıyor ve son aylarda 5D MK III için RAW video olanağı sunmasıyla şöhretini iyice arttırdı ama ML’in yapabildikleri bu kadarla kalmıyor.

Öncelikle kurulum sanıldığı kadar zor değil. Magic Lantern’in sitesinden kendi kameranız için doğru sürümü bulup SD karta kopyalıyorsunuz. Sonra SD karttan firmware güncellemesi yapıyorsunuz. Tabi bu sırada insan biraz strese girmiyor değil ama bir aksilik çıkması düşük olasılık.

Yaklaşık bir dakika sonra artık Magic Lantern’li bir kameranız oluyor. İstemezseniz SD kartı çıkarmanız yeterli. Ancak çıkarırken acele etmeyin zira ML butun ayarları SD kartta tutuyor. Son olarak bunları karta yazıp kapanıyor. Erken çekerseniz sorun çıkma ihtimali var.

Ekip kameraya gerçekten harika özellikler eklemiş ve insan bunları görünce Canon’a kızmadan edemiyor. Donanımın olanaklarını sonuna kadar zorlayan ML ilk aklıma gelen şu özellikleri getiriyor:

* Video için kare sayısını istediğiniz gibi değiştirebilme (saniyede 0.3 kareye kadar! Böylece zifir karanlıkta bile LCD de görüntü alabilme ihtimaliniz oluyor fotoğraf çekerken)
* RAW video kaydı (Burada ne yazık ki 1000x bir karta ihtiyacınız var. Hatta şu sıra 1066x ler de mevcut. Kamera bu seçenekte MLV dosyaları oluşturuyor. Bunları izlemek biraz problemli. Ayrıca sonra bu dosyaları DNG lere dönüştürüp renk düzeltme yapmanız da gerekiyor. 1066x kartım henüz elime ulaşmadığı için tam bir deneme yapamadım ama çalışıyor gördüğüm kadarıyla. Zaten webde bu konuda bir sürü olumlu yorum var.)
* Aralıklı kayıt (timelapse) Canon’un ek para isteyerek sattığı saçma sapan bir eklentiye ihtiyacınız kalmıyor böylece.
* Canon’unkinden çok daha iyi bir arayüz ve histogram, waveform monitör seçenekleri ve False Color. Kartta kalan süre gösterimi, ses kaydını sürekli ekranda izleyebilme vs vs.
* HDR video (Bu seçenekte 720p olarak iki kere pozlama yapılıyor. Sonrası biraz zahmetli.)
* Yükseltilmiş dinamik aralık seçeneği ve Canon’un kapattığı ara değerleri kullanabilme imkanı.
* Harekete duyarlı çekim olanağı
* Trap focus adı verilen herhangi bir nokta net olduğunda otomatik çekim yapma imkanı
* Auto exposure programlama (hangi durumda nasil bir pozlama yapması gerektiği konusunda kameraya çok basit komutlar girebiliyorsunuz)
* Uyumlu EF merceklerle ekranda net uzaklığını ve hiperfokal uzaklığını görebilme seçeneği
* Video dosylarının içine gelişmiş metadata yazma
* Follow focus ve rack focus yapabilme seçeneği ve pozlamayı otomatik olarak azaltma arttırma seçeneği.
* Silent movie seçeneği ile aynayı indirmeden aralıklı fotoğraf çekme olanağı.

Tabi benim atladığım başka bir çok irili ufaklı düzeltme ve geliştirme de söz konusu ama yine de bu yazılım ciddi bir prodüksiyon ortamında kullanılabilir mi? Biraz riskli olmakla birlikte ne yaptığınızı biliyorsanız kesinlikle bu riske değebilir. Kameranın kilitlenmesi durumunda hemen pili çıkarmanız gerekiyor. Aşırı ısınma veya siz kapalı zannederken pili yeme ihtimali var zira. Bu durumlar için ekranda sürekli işlemci sıcaklığı veriliyor.

Kısaca ML bana biraz geç gelmekle birlikte bugüne kadar yüklememekle hata etmişim diyebilirim. Tabi siz yine de dikkatli olun. Sonuç olarak kameranızı üreticinin onaylamadığı bir yazılımla çalıştırıyor olacaksınız. Çıkacak aksiliklerden sorumluluk kabul edemem : )

Fotoğraf Okuma

AFSAD’ın dergisi Kontrast’ın Ocak Şubat sayısı için iki fotoğrafımla ilgili yazdığım yazı aşağıdaki resme tiklayarak okunabilir.

kontrastocaksubat

4K ve EOS 1Dc

Master_4k_prores218 Ocak’ta biten sergiye gidenler 1 dakika 15 saniyelik “Son Günler” adlı 4K video işimi de gördüler.

Bunu çekebilmek için Canon’dan EOS 1Dc’yi ödünç almıştım. O sıra kamerayı da inceleme şansım oldu biraz.

Öncelikle 4K’dan başlarsak (daha önce de Red gibi kameralarla 4K çekmişliğim olmasına rağmen) açıkçası EOS’un 4K’sının hayret verici derecede başarılı olduğunu söylemeliyim. Her ne kadar 4K yı tam olarak izleyecek bir monitörüm olmasa da görüntüdeki detay HD’den çok daha etkileyici. Bir çok insan 4K’nın gereksiz olduğunu savunuyor (ki başta bunların içinde ben de vardım) ama doğrusu bazı projeler için 4K işe yarar. Özellikle “Son Günler” gibi aşırı genel planla ilerleyen bir video için son derece yararlı.

Tabi 4K bir çok dertle birlikte geliyor: Dosya boyutları ve efekt işlemleri inanılmaz derecede can sıkıcı. Ayrıca EOS 1Dc bence prototip bir kamera. En büyük problemi 1000x karttan aşağısıyla video kaydı yapamaması. Burada ciddi bir software sorunu olduğunu düşünüyorum. Sonuçta kaydedilen şey sıkıştırılmış bir mp4. Buna rağmen 1000x gibi yüksek hızda kart istemesi affedilmez bir hata.

Bilindiği gibi 1Dc için firmware güncellemesi yapılmıyor (Magic Lantern korkusuyla olsa gerek). Bu nedenle Magic Lantern ekibi kamerayı hackleyemedi bugüne kadar zira 1Dc aslında 1Dx’in neredeyse aynısı. Sadece video özelliği 4K.

Aşırı yüksek fiyatıyla EOS 1Dc zaten çok kötü bir yatırım. Bunun dışında menüleri, düğmeleri ve video modu ile fotoğraf modu arasındaki geçişleri o kadar saçma ki açıkçası Canon’un bu kamerayı neden bu şekilde çıkardığını anlamak imkansız. Dediğim gibi 1Dc aslında bize gelecekte neler olacağını müjdeleyen bir prototip o kadar.

Özetle Canon’un iddia ettiği gibi 12 bin dolarlık bir gövde olmamakla birlikte aletin ürettği 4K görüntüleri işleyebilirseniz (zira bunları işlemek de sizi bir miktar yaşlandıracaktır : ) sonuç etkileyici tabi.

4K Televizyonlar inceden ortalıkta görülmeye başlandı fakat ortada henüz bu televizyonlarda 4K gösterim yapacak bir cihaz yok. Bu nedenle sergide 4K gösterim icin 4 adet HD monitörü video wall olarak kullanmak durumunda kaldık.

Videonun compositing işlemlerini Otomat İstanbul‘da Emre Aypar ve Yasin Yalva gerçekleştirdiler.

Sergi: More is Less* (Çok aslında azdır)

moreisless3

Fırlatmaya 10 Saniye, 2013, Pleksiglas Altında Arşivsel Pigment Baskı, 150*190 cm

Bir süredir filmcilikten çok fotoğrafla ilgilendiğimi bu blogu izleyenler belki fark etmiştir: Bir prodüktöre ve ekibe bağlı olmamak, bireysel olarak hatta neredeyse tek başına ve görece çok daha küçük bütçelerle yapılabilir oluşu, kalıcılığı (bir fiziksel nesne olarak varlığı) beni epeydir cezbediyordu fotoğrafın.

19 Aralık Perşembe akşam 18.30′da Zorlu Performans Sanatları Merkezi Galeri alanında ilk solo sergimi açıyorum. Sergide bir adet de 4K video yer alacak (yani filmciliği de birakmiyorum : ). Bu video Canon’un 4K HDSLR’i EOS 1Dc ile çekildi. Compositing işlemini Otomat’ta Emre Aypar ve Yasin Yalva yaptılar.

Açılışa katılmak isteyenleri beklerim. Katılamayacak olanlar için sergi 18 Ocak’a kadar açık kalacak.

Ayrıntılı bilgiye çalıştığım Art On galerinin sitesinde şuradan ulaşılabilir.

PS: Bu blogda az olur ama 4K da nedir diyenler icin yeni UHD (Ultra High Definition) TV standardina 4K diyoruz. Bu sistemde 3840*2160 piksel cozunurlugunde video kareleri ile çalışmak gerekiyor. Bu da dort adet HD resim anlamina geliyor.

Canon’un Yeni Mercekleri

K70A0001Gecenlerde elimdeki EF 24-70 2.8L’i cok ovulen yeni surumle degistirdim. Buna ek olarak Canon Turkiye yine bir incelik gösterip yeni cikan EF 200-400 f4L IS’i denemem için ödünç verdi.

Tabi büyük beyaz mercek gelince digerinin havasi sonuverdi ama dogaldir ne de olsa Amerika fiyati 12.000 USD olan bir mercekten soz ediyoruz (Gerci Zeiss’in yeni 55 mm si 4000 USD lik fiyatiyla cok daha beter bir performans fiyat iliskisi kuruyor!)

Reklam filmleri cekerken cok daha pahali merceklerle de calistim elbette ama EF 200-400 gercekten gordugum en iyi merceklerden biri. Sinema mercekleriyle kiyaslandiginda ucuz bile kalabilecek fiyati tabi ki bizim gibi son kullanicilar icin cok yuksek ama dogrusu bir haftalik denemeden sonra geri vermek cok zor geldi : )

Yeni EF 200-400′ün en cekici ozelligi kendi ustunde 1.4x bir tele cevirici icermesi. Mercegin arkasindaki bir kolu indirdiginizde 400 mm artik 560 mm oluyor! Optik kalitede kucuk bir kayip olsa da son derece kabul edilebilir sonuçlar üretilebiliyor.

Aynı anda 24-70 2.8L II yi de denedim ve acikcasi sasirdim. Her ikisi de benzer şekilde başarılıydi. Webdeki iddialar doğru görünüyor: Canon’un yeni kusak zoom lari neredeyse prime mercekler kadar iyi. Cok detayli testler yapmiyorum daha once de dedigim gibi ama zaten fark o kadar belirgin ki fazla ugrasmaya gerek de yok.

Yeni optiklerin bu kadar basarili olmasi biraz da mecburiyet. Algılayıcılar her gecen gun gelisiyor ve artik merceklerin uzerindeki yuk eskisinden cok daha fazla. Yakında 30 MP ustu algılayıcılar gelecek gibi görünüyor.

Kisaca teknik bir yorum olmayacak ama iki mercege de asik oldum! Birini ne yazik ki geri verdim ama ilk firsatta onunla tekrar bulusmayi umuyorum : )

Yukarıdaki vasat kare 400 mm’de f5 ile yüzde yüz crop gösteriyor. Özellikle puslu bir gün olmasına rağmen ağaçlardaki detay ve kontrast zenginliği şaşırtıcı.

Tabi bu 12000 dolarlık ve 3.5 kiloluk merceği elde tutmak zor olabiliyor : ) İyi bir tripoda ihtiyaç var. Aletin üzerindeki 4 stopluk stabilizer yardımcı olsa da bir süre sonra ağırlığa dayanmak zorlaşıyor.

Aslen doğa ve spor fotoğrafçıları için yararlı olabilecek bir mercek olduğu halde optik kalitesinin yanı sıra yarattığı perspektif de o kadar etkileyici ki son yıllarda en etkilendiğim oyuncak oldu diyebilirim.

Fiyat gülünç derecede yüksek elbette ama aletin malzemesi ve sonuçları o kadar tatmin edici ki Canon’a çok da kızamıyorsunuz.

Bugunlerde de EOS 1Dc yi deniyorum… O da haftaya artık.

Forum

Ne yazik ki blogun forum kismini kapattim. Nedeni basit: Spamle bas edemedim. Onbinlerce spam user olusmustu. Hem de epey bandwidth yiyordu. Forum isi zor ismis! Katilan herkese tesekkurler. Yazilari silinenlerden ozur dilerim.

Yerçekimi

GRAVITYAlfonso Cuaron’un yeni filmi Gravity (Yerçekimi) teknolojik olarak sinema tarihinde yepyeni bir sayfa açıyor. 17 Dakikalık kesintisiz açılış planıyla (daha önce benzer şeyleri Children Of Men’de de yapmıştı Cuaron ama bu defa yaptigi cok daha zor) hem muthis bir gövde gösterisi yapıyor hem de anlattığı hikayeyi en etkileyici şekilde anlatmak için teknolojik olarak daha önce hiç yapılmamış şeyler yapıyor.

Film boyunca bir açık yakalamak için epey çabaladım. Ne yazık ki bulamadim : ) Hatta nasil yapildigini bile anlayamadim.

Neyse ki heyecan icinde eve gelip http://www.fxguide.com/featured/gravity/ adresinden bu işin nasıl yapıldığı ayrıntılarıyla okuyabildim. Kısaca özetlemek gerekirse (tabi anladigim kadariyla : ) Cuaron bütün filmi “previs” adı verilen (hareketli storyboard olarak da adlandırılabilecek) bir yöntemle önceden “çekmiş”. Bu previs onaylandıktan sonra filmi “gercekten” çekmeye başlamış. Tabi cekmek derken aslinda filmde astronotların yüzleri haric her sey 3D (yani bilgisayarda uretilmis). Sadece oyuncularin yuzleri ozel bir aydınlatma yontemiyle (Led lerden olusan bir kutu icinde) cekilmis. Boylece isigin her planda ve her acida dogru yerden gelmesi saglanmis. Ornegin dunyanin goruntusu oyunculara yansiyacaksa bu LED ekrana veriliyor boylece o planin icinde isik nereden gelecekse oradan gelmesi saglanmis oluyor.

Bu yontem cok iyi sonuclar verse de tabi cekimi epey zorlastirmis zira oyuncularin cok iyi zamanlamalarla dogru hareketleri yapmalari gerekiyor. Ornegin 2. dakikanin 15. saniyesinde belirli bir sey yapmalari gerekiyorsa onu o anda yapmalari gerek! Ne bir saniye sonra ne bir saniye once! Tabi bu bildigimiz yesil ekran tekniginden farkli. Oyuncularin kare kare rotoscope ile zeminden ayrılması gerekmis.

Oyuncuların yercekimsiz ortamdaymis gibi olmasını ise bu film icin gelistirilen 7 akslı motion control sistemi saglamis (yani oyuncular havada suzuluyor gibi gordugunuz her an aslinda o hareketi kamera veriyor. Tabi tum ayrıntılara vakif olmak zor zira post production ekibine göre kendilerine katılan herhangi bir calisanin bile ne yapildigini tam olarak anlamasi 2 hafta suruyormus : ) zaten 100 milyon dolarlik bir butce ve 4 yillik bir yapim surecinden bahsediyoruz. Sonuc gercekten mukemmel. Bugune kadar cekilmis en gercekci uzay filmi ile karsi karsiyayiz. Oyle ki Kubrick’in 2001′i bunun yaninda epey demode kaliyor (icerik olarak degil elbette). Teknik olarak kusursuz ve yepyeni bir seyle karsi karsiyayiz.

Buna karsilik filmin tek elestirilebilecek noktasi herhalde icerigi. Cok derin bir film degil Yercekimi ancak o kadar iyi bir iscilik ve yonetmenlik var ki hayran kalmamak zor. Boylece aslinda sinema tarihinde yeni bir donem de baslamis oluyor: On yil icinde artik oyuncularin sadece performans vermek icin kullanildiklari tamamen 3D (3D derken stereoscopic demek istemiyorum) filmler izliyor olacagiz. Butun bu durum icinde Turk sineması ne olur bilmek zor. Filmcilerimizin hala Adana Antalya odakli yasamlari surer mi? Korkarim evet!

Sony’den Yeni Bir Fikir: QX

QX10Epeydir konuşulan yeni kamera konsepti QX10 ve 100 olarak iki modelle ortaya çıktı.

Sony’nin bu iddiali ve bence parlak (ama tutmayacak) fikri temelde yalnızca bir akıllı telefonla birlikte çalışabilen bir algılayıcı ve lens ikilisinden oluşuyor.

Kısaca kamerayı akıllı telefona iliştiriyorsunuz ve Wifi/NFC sayesinde 1 inch buyuklugunde duzgun bir algılayıcıya ve Carl Zeiss’dan 1.8 diyaframa sahip, optik zoom’u da olan bir merceğe kavuşuyorsunuz.

Ne diyelim? Klasik bir Sony girişimi: Her zamanki gibi en deneysel ve iddali işleri yapan Sony oluyor ne yazik ki buyuk olasilikla ekmeğini Samsung ve Apple yerler ileride : )

500 USD fiyatlı üst model QX100 ve 250 USD’lik kırpılmış QX10 arasında tercih yapılabiliyor. QX100′un algılayıcısı (20 MP) ve merceği daha iyi diğerinin ise daha yüksek zoom seçeneği var. Her ikisi de HD video kaydedebiliyor.

Böylece aslında kamera dediğimiz şeyin de değişimine tanık oluyoruz. Bu blogda hep söylediğim gibi kamera aslında bir bilgisayar olma yolunda hizla ilerliyor.

Alınır mı? Olabilir. Çok tutar mı? Sanmıyorum. Özellikle 500 dolarlık fiyatı ve yanında akıllı telefon gerektirmesi gerçek fiyatını yükseltiyor ama yine de meraklılar için ilginç bir gadget olduğu kesin!

Şuradan bakılabilir.

Sergi

sirens

İlker Canikligil, Sirenler, 2013, Pleksi altında Arşivsel Pigment Baskı, çerçeveli 120×205 cm, Ed:1/3

Bu Perşembe (15 Ağustos) Galeri ArtOn‘da açılacak Crossroads III başlığı altındaki karma sergide İki adet fotoğrafım 10 Eylül’e kadar görülebilir.  Yukarıda küçük bir örneğini gördüğünüz işi tabi gerçek boyutlarda (120*205) izlemek daha heyecanlı oluyor : )

Tabi bunlara fotoğraf demek tam olarak doğru değil zira ikisi de “yapılmış” fotoğraflar. Epey uzun saatler sonucunda ortaya çıkan yukarıdaki kare 15000*9000 pikselden olusuyor : )

16 bitlik bir is akisinda Photoshop’ta bu dosyalari cevirmek çok kolay degil tabi ama SSD disk ve iyi ekran kartlariyla artik eskisi kadar zor da degil.

Isin teknik tarafiyla estetik tarafini ayirmak zor: Bir fotograf gören insanın “Bu Kim? Burasi neresi?” gibi sorular sorması normaldir ama benim canımı sıkıyor. Bir fotoğrafa baktığımızda gerçekten dünyayı mı görüyoruz?

Asla!

Bir fotoğrafa (veya daha genel anlamda bir teknik görüntüye) bakarken o fotoğrafı “yapan” kişinin zihnine açılan bir pencereyi görüyoruz. Bu kadar büyük bir şansı sadece dünyayı izlemek, gözetlemek, dikizlemek için kullanmak bana ziyanlık gelir daima.

Peki yukarıdaki işe bakınca ne anlamak ne hissetmek gerekli? Neyi gösteriyor bu fotoğraf?

BB Slider

SONY DSCBB Camera Gear’den Mustafa Koç yaptığı motorlu slider’i denemem için yolladı. Aslında bir kaç haftadır alet bende olmasına rağmen yazmakta geciktim.

Normalde sliderlara (ve omuz aparatlarına) pek sıcak bakmıyordum fakat bunun iki avantajı var: Birincisi sistem çok hafif. İkincisi motorlu olması başka olasılıklara izin veriyor (timelapse gibi). Tabi motor seçeneğini ayrı almanız gerekiyor.

Slider yaklaşık 20 dakikada sorunsuz kuruluyor ve çalışmaya başlıyor. 4 kalem pille çalışan hızı ayarlanabilir motor 120 santimlik boruyu en hızlı 18 saniyede en yavaş 5 dakikada tamamlıyor. Istenirse daha uzun boru takmak da mümkün.

Aletin üreticisi BB Camera Gear’in sitesini şuradan gezebilir, satın almak veya soru sormak için: bbcameragear (AT) gmail.com adresini kullanabilirsiniz.

Eos Raw

Evet ortalik iyice karişmişken ben pek bulaşmadım. Daha önce “dünyanin en iyi video kamerası” dedigim icin agzim yanmisti bu sefer acele etmeyeyim dedim : )

Saka bir yana zaman beni hakli cikardi diye böbürlenebilirim. Bilenler çoktur geçen hafta Magic Lantern adli hack ekibi 5D MK III’u Raw Video çekecek şekilde kırdığını duyurdu. Örnek videolar webde gezip duruyor ufak bir aramayla bulunabilirler.

Peki bu ne anlama geliyor?

1 – RAW video çekebilen bir 5D MK III fiyat performans açısından dünyanın en iyi kamerası sayılabilir zira RAW çekildiğindeki kalite Arri’nin veya Red’in veya Sony’nin kameralarından daha iyi (low light için özellikle)

2 – Tabi bu büyük bir olay. Büyük şirketlerin son kullanıcıyı daima soyduğunu biliyorduk ama bu kadar değil. Bu hack operasyonu bize aslında gelecekte olacakları müjdeliyor: Herhangi bir elektronik ürünü artık “ben yaptım budur” diye çıkarmak mümkün değil. Birileri mutlaka kırıyor ve geliştiriyor. Bununla baş etmeye çalışmak yerine buna daha da izin veren ürünler çıkarılmalı.

Sonuçta bugün satın aldığımız her şey aslında özünde bir bilgisayar ve her bilgisayar gibi programlanabiliyor. Kamera da bir bilgisayardır!

3 – Simdi Canon’un önünde zor bir karar var: Bununla mucadele etmeye kalkabilirler veya 5D MK IV’e de paşa paşa bu özellikleri koyarlar. Mücadele etmeleri mümkün ama akılcı değil. Ne var ki bunu durdurmazlarsa kendi 10 bin dolarlık C serisi kameralarını kimseye satamazlar (zaten satabildiklerini sanmıyorum : )

Bence artık pandora’nın kutusu açıldı. Bundan sonra (2 yıl içinde) RAW video çeken bir çok kamera göreceğiz.

4 – Asıl ilginç olan videocuların değil fotoğrafçıların durumu. Zira 1Dx gibi kameraların önemi yüksek kare çekebilmeleriydi. Oysa simdi RAW video çeken bir 5D MK III, Canon’un amiral gemisi sayılan 1Dx ten 2.4 kat hızlı bir kamera haline geldi : ) Bu Canon’u çok üzer ve esas mesele bu olur diye düşünüyorum. Tabi fotoğrafçılık videoculuk ayrımı da iyice belirsizleşecek bu durumda.

Sonuç olarak bu gelişmeler hayırlı. Zaten hepimiz olmasını bekliyorduk sadece zamanlamadan emin değildik. Magic Lantern sayesinde beklenenden çok daha hızlı oldu.

Kendilerine teşekkür ediyor başarılarının devamını diliyoruz!