Umut Var

K70A2457sYıllardır üniversitelerde 80li ve 90lılara ders verirken bizden (70lerde doğanlar) ne kadar farklı olduklarını görür ve şaşardım: Umarsız, çok az şeye şaşıran ve epey disiplinsiz bir kuşak gibi görünürlerdi.

Bugün sevinçle görüyorum ki aslında bizi geçmişler.

Eski kuşakların yenileri beğenmemesi klasik bir yanılgı ne yazık ki. Her şeye rağmen gelecek kuşaklar hep daha iyi olacak.

Bu blogda bu tür şeyler yazılmasın demişti birileri bir zamanlar ama bu şartlar altında kameradan lensten bahsetmek garip olurdu.

Gezi Parkı direnişini destekliyorum. AKP hükümetinin ve başbakanın keyfi ve kaba tutumuna ve temel hak ve özgürlükleri hiçe saymasına tamamen karşıyım. AKM’nin yıkılması, Topçu kışlası yapılması, Kanal Istanbul saçmalıgı, Camlıca’ya Camii, Alkol Yasası gibi kararların tamamen simgesel olduğuna inaniyorum.

Bu simgesel savaş aslen modernist bir proje (eleştirilebilir yanları olmakla birlikte) olan Türkiye Cumhuriyet’ine karşı yıllardır sürdürülüyor.

Bu simgesel savaşın acilen durdurulması gerekir aksi takdirde Türkiye Barok mimariyle doldurulmuş, sahte bir bogazın etrafında simulasyon bir istanbul un yaratıldığı rezalet bir yere dönüşecek.

Eos Raw

Evet ortalik iyice karişmişken ben pek bulaşmadım. Daha önce “dünyanin en iyi video kamerası” dedigim icin agzim yanmisti bu sefer acele etmeyeyim dedim : )

Saka bir yana zaman beni hakli cikardi diye böbürlenebilirim. Bilenler çoktur geçen hafta Magic Lantern adli hack ekibi 5D MK III’u Raw Video çekecek şekilde kırdığını duyurdu. Örnek videolar webde gezip duruyor ufak bir aramayla bulunabilirler.

Peki bu ne anlama geliyor?

1 – RAW video çekebilen bir 5D MK III fiyat performans açısından dünyanın en iyi kamerası sayılabilir zira RAW çekildiğindeki kalite Arri’nin veya Red’in veya Sony’nin kameralarından daha iyi (low light için özellikle)

2 – Tabi bu büyük bir olay. Büyük şirketlerin son kullanıcıyı daima soyduğunu biliyorduk ama bu kadar değil. Bu hack operasyonu bize aslında gelecekte olacakları müjdeliyor: Herhangi bir elektronik ürünü artık “ben yaptım budur” diye çıkarmak mümkün değil. Birileri mutlaka kırıyor ve geliştiriyor. Bununla baş etmeye çalışmak yerine buna daha da izin veren ürünler çıkarılmalı.

Sonuçta bugün satın aldığımız her şey aslında özünde bir bilgisayar ve her bilgisayar gibi programlanabiliyor. Kamera da bir bilgisayardır!

3 – Simdi Canon’un önünde zor bir karar var: Bununla mucadele etmeye kalkabilirler veya 5D MK IV’e de paşa paşa bu özellikleri koyarlar. Mücadele etmeleri mümkün ama akılcı değil. Ne var ki bunu durdurmazlarsa kendi 10 bin dolarlık C serisi kameralarını kimseye satamazlar (zaten satabildiklerini sanmıyorum : )

Bence artık pandora’nın kutusu açıldı. Bundan sonra (2 yıl içinde) RAW video çeken bir çok kamera göreceğiz.

4 – Asıl ilginç olan videocuların değil fotoğrafçıların durumu. Zira 1Dx gibi kameraların önemi yüksek kare çekebilmeleriydi. Oysa simdi RAW video çeken bir 5D MK III, Canon’un amiral gemisi sayılan 1Dx ten 2.4 kat hızlı bir kamera haline geldi : ) Bu Canon’u çok üzer ve esas mesele bu olur diye düşünüyorum. Tabi fotoğrafçılık videoculuk ayrımı da iyice belirsizleşecek bu durumda.

Sonuç olarak bu gelişmeler hayırlı. Zaten hepimiz olmasını bekliyorduk sadece zamanlamadan emin değildik. Magic Lantern sayesinde beklenenden çok daha hızlı oldu.

Kendilerine teşekkür ediyor başarılarının devamını diliyoruz!

Hitchcock

Hitchcock 11Sinemayla ilgili tek kitap okuma şansım olsa hiç düşünmeden “Hitchcock Truffaut”  yu seçerdim.

Tabi Hitchcock özellikle sinema tv akademilerinde pek tutulan konulardandır. Teorisyen taifesi dönüp dönüp Hicthcock’u “okurlar”. Fakat benim Hitchcock sevgimin bunlarla ilgisi yok. Hitchcock bütün bu akademik okumaların ötesinde “filmcilik mekaniği” (neyi, nasil, nereden, hangi mercekle çekeriz ve bunlar sonunda nasıl bir etki elde ederiz?) için temel kaynak sayılabilir.

Henüz 20 yaşındayken kitabı okumuş ve vurulmuştum. Film yönetmenliği denen mesleğin gerçekte ne olması gerektiğini bu kadar net ortaya koyan başka kimse olduğunu sanmıyorum.

Bu sıralar Hitchcock’la ilgili bir de sinema filmi var gösterimde. Ne yazık ki çok iyi bir film değil ama yine de görmek eğlenceli. Özellikle Psycho’yu yapmak için para bulamamış olması ve evini ipotek ettirip filmi finanse etmesi bize aslında yönetmenlerin daima yalnız insanlar olduğunu bir defa daha gösteriyor.

Anthony Hopkins’i Hitchcock olarak izlemek güzel. Ne yazık ki dediğim gibi film Hitchcock gibi bir dehayi anlatmak için fazla sıradan ama yine de Amerikan sinemasının tuhaf yapısını ve Hitchcock’un çalışma şeklini göstermesi açısından da ilginç.

Yan Yana (Side by Side)

feature_still_keanu_and_scorsese-630x355Epeydir yazmamisim.

Yillardir verdigim derslerde gösterdiğim bir belgeselden daha önce bahsetmiştim: Visions of Light

1992′de yapılmış bu belgesel hala iyi olmakla birlikte ne yazik ki eskimişti. Bu seneden itibaren artik onun yerini Side by Side aliyor. Keanu Reeves’in sunduğu yönetmenliğini ise  nin yaptığı bu film kimyasal film ile dijital kameralar arasındaki tartışmayı 2012 itibariyle belgeliyor.

Bir çok ünlü yönetmen ve sinemacı (Lars von Trier, Chris Nolan, David Fincher, David Lynch, Scorsese, Rodrigez, Joel Schumacher vs vs) konu hakkında fikir bildiriyorlar. Film bunu yaparken genel terminolojiyi ve konunun ana hatlarını da (gerektiğinde basit animasyonlarla) özetliyor.

Bence meseleye ilgi duyanlar için güzel bir özet. İzlemek eglenceli.

Sonuç ne derseniz pek bir sonuç yok gibi. Film tarafını savunanlar daha az ve ukalalar : ) (örneğin Nolan çok kendini beğenmiş bir edayla dijital bir monitorden bakarak film çekmenin kendini kandırmak olduğunu söylüyor. Ona göre perdede oynayacak bir şey herhangi bir monitörde bakılarak çekilmemeliymiş. Vay canina. Ne incelik!) Dijitalciler (başlarını Fincher cekiyor) daha firsatçı ve gerçekçiler (mesela Fincher daha fazla çekim yapabildiğini söylüyor oysa aynı şey Keanu Reeves’i yoruyormuş)

Bu tür hoş bir sürü anektod var filmin içinde. Cehaletin kol gezdiği bizimki gibi ülkelerde olmayacak şeyler yani.

Seyredin kiskanin : )

Reji!

Türkiye garip bir ülke. Orada burada yıllardır duymuşsunuzdur: “Reji… reji ekibi… yönetmen reji verdi… rejisör geldi vs”

Bunlar aslında yanlış kullanımlar. Régie kelimesi Fransızca’dan geliyor ve anlamı “yönetim” demek ancak sinema tv yönetmenliği anlamında değil “idari yönetim” anlamında. Ayrıca rejisör Fransızca’da “yönetmen” için kullanılmıyor “realisateur” (gerçekleştiren) veya “metteur en scene” (sahneye koyan) kullanılıyor.

“Canım ne fark eder?” diyebilirsiniz fakat bence mesele bu kadar basit değil: Herhangi bir kelimeyi yanlış kullanmanın ve hatta bunda israr etmenin nedeni ne olabilir?

Sizi yönetmen olarak işe alacağımı düşünün. Karşımda oturuyorsunuz ve “Reji vermek zor iştir” diyorum. Böylece aslında sizi savunmasız bırakıyorum. “Gumbik vermek zor iştir verebilecek misin bakalım?” dememle aslında arada bir fark yok. Gumbik nedir bilmiyorsunuz fakat aslında reji nedir onu da bilmiyorsunuz. Üstelik gumbik in anlamını öğrenmek mümkün diğerini arayın da bulun bakalım :)

Gerçekten “Reji vermek”, “Yönetmenin rejisi çok güçlü” ne demektir?

Bu tür kelimelere İngilizce’de “buzzwords” deniyor. Herhangi bir konuşmada etkili görünmek için kullanılan ve fakat aslında içleri boş olan kelimeler. En bilinen örnekleri: Globalizasyon, globalleşen dünya, sinerji, ötekileştirmek vs vs.

Reji ile kastedilenin ne olduğunu az çok çıkarabiliyoruz tabi: Yönetmenin öyküyü anlatış biçimi, buna bağlı olarak kamerayı ve oyuncuları yerleştirmesi.

İyi de bu nasil ölçülür? Hangi yönetmenin iyi hangisinin kötü reji verdiğini nasıl anlarız?

Bir senaryonun filme dönüştürülmesi basit gibi görünen ancak gerçekte görsel bir dili bilmeyi gerektiren son derece kompleks bir iştir. Bu işin kuralları vardır ve bunlar öğretilebilir, tartışılabilir ve üzerinde rahatlıkla konuşulabilir. Fakat bunları konuşabilmek için fotoğraf, mercek, çerçeve, kompozisyon, derinlik, perspektif, ton, renk, drama, ışık, kurgu, tempo, ritim gibi kavramları iyi bilmek gerekir.

Bütün bunlardan habersizseniz “reji vermek zor iştir” der geçersiniz. Neyse ki Türkiye’de çok kolay yedirebilirsiniz bu blöfü.

Yine de blöfçü olmak istemiyorsanız David Mamet’in “Film Yönetmek Üzerine” adlı kitabını okuyabilirsiniz.

2013 Tahminleri

Gelenek oldugu üzere 2013 tahminlerini yapalım. Geçen yıl şunları tahmin etmiş ve bazılarında yanılmıştım.

* 4K Geliyor. Aslında bu bir tahmin değil zaten bilinen bir gerçek. Fakat açıkçası beklediğimden hızlı davranıyorlar. Bence hiç ihtiyaç olmamasına rağmen yakında 4K televizyonların ilk örnekleri para harcamayı seven bazı insanların evlerinde yerini alacak. Şu anda 4K içerik çok az hatta yok fakat Playstation 4 çıkarsa ve beklendiği gibi 4K olursa bu iş hızlanacaktır. Her halukarda daha HD’ye bile tam olarak geçilemediği için 4K 2013′te standart haline falan gelemez ama gidiş belli: Gelecek yıl daha fazla 4K kamera göreceğiz. Bunların içinde ucuz bir HDSLR (1000 dolar altı) olur mu emin değilim ama imkansız diyemiyorum. Tabi 4K video fotoğrafçıları da etkiliyor: 4K video kareleri 12 MPlik birer fotoğraf da oldukları için artık elinizde tuttuğunuz video kamera mı fotoğraf makinesi mi belirsizlik iyice artıyor : )

* 2013′te ilk RAW video çeken HDSLR’ı görmeyi hasretle bekliyorum ama 2014 veya 2015′e bile kalabilir. C500 gibi kameralar bile henüz bunu yapmazken bir HDSLR’a bu özelliği koymaları zor.  Yapamayacakları için değil ama yapmak istemedikleri için diyelim : ) Gerçi o hızda veriyi kaydedecek CF kart olmaması ciddi bir engel elbette. Belki sulandırılmış bir RAW türevi olabilir. * Smart Phone fotoğrafçılığı delirtici bir düzeye ulaştı. Geçen yıl pocket kamera satışları düşer demiştim ve beklendiği gibi oldu. Fakat Samsung gibi üreticilerden Android temelli, wifi ve 3g seçeneği olan “akıllı cep kameraları” görmeye başladık. Bu son bir direniş gibi görünse de aslında giderek güçlenecek bir akımın başı da sayılabilir: Önümüzdeki yıl ve ötesinde daha fazla “akıllı kamera” göreceğiz. 2013′te artık Wifi veya 3g’ye sahip olmayan bir kamera göre olasılığımız azalacak.

* Bu akıllı kameralar aslında daha üst seviye 5D, 1D gibi sınıfları da etkileyebilir. Uzun vadede herhangi bir DSLR’in da Iphone kadar fotoğraf işleme ve paylaşma gücüne sahip olması beklenebilir. Aslında yavaş yavaş DSLR ların da birer smart phone veya mini tablete dönüşmesini bekliyorum. Üst sınıfta bu hareket daha yavaş olacaktır. Video kameralarda da aynı eğilim görülecek ama fotoğraftaki kadar değil tabi. Belki artık “kamera” kavramının değişmesi gerekiyor. Yıllardır kimse kamera alanında Apple’in telefona yaptığını yapamadı. Hasretle birisinin bunu yapmasını bekliyorum! * Megapiksel savaşları bitti gibi görünüyor. Her ne kadar Nikon 36 MP ile şu an tavan yapsa da esas sorunun megapiksel olmadığını herkes biliyor. Ne yazık ki dinamik aralık konusunda ciddi bir gelişme olmadı yıllardır. 2013′te de bu konuda devrimci bir girişim olmasını beklemiyorum açıkçası.

* Production cephesine gelirsek: RED ve Alexa arasındaki savaşta Türkiye’de Alexa kesin galip görünmekle birlikte bu durum altı ay gibi kısa bir süre içinde değişebilir. Alexa’nın RED’e göre “out of the box” daha iyi görüntü vermesi daha iyi bir kamera olduğunu göstermese de herkes buna inanınca yapacak pek bir şey kalmıyor. Yine de dijital kamera alanında büyük yatırım yapmanın inanılmaz riskli olduğunu düşünüyorum. Bugün Alexa da Alexa diyenler yarın aniden başka bir şeyi konuşuyor olabilirler ama buna ragmen aslnda çok büyük bir hareket beklemiyorum çünkü taşlar yerine oturdu sayılır. Olsa olsa minör güncellemeler olabilir. Sony’nin yeni kameralarının performansı belki süreci hızlandırabilir. Canon’un C serisi umut veriyor ama henüz Alexa ile RED’i sarsabilecek güçte değil. Canon’un bu işte ne kadar israrcı olacağını merakla bekliyorum. Ne yazık ki Almanlar ve Amerikalılar kadar hızlı hareket edemiyorlar.

Gördüğünüz gibi fotoğraf ve video iç içe geçmiş durumda ve tahminler biraz belirsiz çünkü tarihin ilginç bir dönemindeyiz ve video / fotoğraf alanları birleşmeye devam ediyor. Bu birleşme hiç bir zaman birinin öbürünü yok etmesi kadar radikal olmasa da ayrım önümüzdeki yıllarda daha da belirsizleşecek.

Herkese iyi seneler!

21 Aralik ve Bunun Gibi Şeyler

Bu blogda bir sure sadece kameralarla ilgili yazmistim ama artik yeniden sıradan seyler de yazmanın zamanıdır.

Eglenceli bir konu olan 21 Aralık ile baslayayim. Bunu yazdigim icin bir suru insan icten ice bana kizacak ama bu tur sacmaliklara inanmayi gülünç buluyorum.

Nedeni de cok basit: Aslinda gercekten 21 Aralik’ta her şey bitebilir!

Bütün çocuklara okullarda ilk öğretilmesi gereken “safsatalar” (logical fallacies) ne yazık ki pek önemsenmedigi için bu ilkeyi açıklamak gerekiyor. Carl Sagan’ın Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı adlı kitabında dediği gibi:

“Örneğin “ben evimde bir ejderha besliyorum” desem. Sanırım siz bunu gelip görmek isterdiniz. Ben de size “O görünmez bir ejderhadır” diyebilirdim. O zaman siz de yere boya döküp ejderhanın ayak izlerini ortaya çıkarmayı önerebilirdiniz. Bu durumda da ben “Benim ejderham yere basmaz” diyebilirdim.” Isı sensörleriyle üflediği alevi algılayalım” deseniz “Onun alevi sıcak değildir” diyebilirdim.

Kisaca getireceğiniz her türlü kanıta karşı bir bahane üretebilirdim. Sonuçta kitlenir kalırdık fakat bu ejderhanın yokluğunu kanıtlayamamanız onun varlığını kanıtlamazdı.

21 Aralık hikayesi de böyle. Nedeni belirsiz şekilde dünyanın sona ereceği düşüncesi mevcut.

Özetle bu gerçek bile olsa inanmamak zorundayız.

Mucize Lezzetler

 Konuk Yazar: Alp Korfalı: Uzun zamandır paylaşmak istediğim bir projeden bahsetmek istiyorum . Mucize lezzetler, Arçelik sponsorluğunda Refika Birgül tarafından yazılan ve yine kendisinin sunduğu bir yemek programı.Prodüksiyonu Sinefekt-Makina , Görüntü yönetmenliğini Cağlar Kanber yapıyor.Bu programın burda ne işi var derseniz , öncelikle Tv’da baştan sona Canon 5d ile çekilen ilk programlardan biri .

Doğal mekanda calıştığımız ve küçük bir setimiz olduğu için pratikliği ve boyutlarından ötürü Canon dslr ile işe başlamaya karar vermiştik.  Şu an ikinci sezonu çekiyoruz , dönüp baktığımda sanırım başka hiçbir kamera ile bu görsel tadı bu kadar düşük maliyete elde edemezdik.  Program her ne kadar rejili ilerlese de spontane gelişen mizansenlere cok açık, dolayısıyla kameralar sürekli kayıtta ve anlık değişikliklere hızlı cevap verebilecek şekilde kuruluyor. Bu noktada Canon’un hafif olması uzun saatler omuzda ve hatta elde kullanılmasına olanak sağlıyor. 3 adet 5d mk3 ile çekiyoruz.  Ana kamera ve 2 adet kadrajlarını kendi aralarında paylaşan yakın kameralar .  Yeni nesil Canonlar klip isimlendirmeye olanak vermesi , kesintisiz kayıt yapmaları , 50 kare çekebilmeleri ve görüntü sıkıştırmadaki ilerlemelerinden ötürü bu sezon bizim için iyi bir upgrade oldu diyebilirim.

Programın başındaki jenerik ise yüksek kareler icin Epic ile çekildi , tabi yan yana kıyaslama şansımız olduğu icin  Epic,  dinamik aralığının genişliği ve renklere verdiği tepki ile çok daha zengin resimler elde edebilmemizi sağladı ama ihtiyaçlar ve sonuçlar gözönüne alındığında bu proje için 5d nin kazanan olduğunu söylebilirim.

Bu blogunda aslinda vermek istediği mesajlardan biri olan en iyi kamera diye birşey yoktur doğru proje icin doğru kamera vardır tezini desteklediğinden ötürü sizlerle paylaşmak istedim.

linklerde iki bolum var izlemek isteyenler icin.

http://www.mucizelezzetler.com/tv-programlari/2-sezon-5-hafta

http://www.mucizelezzetler.com/tv-programlari/2-sezon-7-hafta

Blackmagic

Doğrusu kameralardan sıkıldım. Eskisi kadar yeni yazı yazmama nedenim de bu herhalde.

Dün Togan sayesinde Blackmagic’in kamerasıyla yarım saatlik bir oynama fırsatım oldu. Bu kamerayla ilgili çok heyecanlanan bir sürü insan olduğunu biliyorum. Ne yazık ki onları memnun edemeyeceğim.

Ciddi bir test yapmadım. Hatta kamerayı bile 3-4 dakika kullandım. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Hoş bir çaba, belki gelecek sefere olur.

Kameranın en büyük kusuru ekranı. Güneşli bir günde gölgede bile hiç bir şey göremiyorsunuz. Ya vizör takmak gerekli ya da kendinizi battaniyenin altına falan koymak zorundasınız.

EF lensler bu kameraya takıldıklarında 2.3 ile çarpılıyorlar. Bu da örneğin bizim denediğimiz 16-35 merceği 37-80 haline getiriyor. Zaten bir kameranın beni uyuz etmesi için bu yeterli ama buna sonra dönelim.

Alet şimdilik diyafram değeri göstermiyor ve üzerinde histogram yok. Pozlamayi eski consumer kameralardaki gibi arti eksi tuslarıyla ayarlamak zorundasınız. Kamera SSD disklere isterseniz DNG (uncompressed) RAW kaydı yapıyor.

Çektiklerimize hızlıca baktık. Gerçek raw ile çalışabilmek tabi ki iyi. Beyaz ayarı vs gibi şeyleri sonradan yapabiliyorsunuz ve istediğiniz hassaslıkta renk düzenleme yapabiliyorsunuz. Bu anlamda kamera çok iyi. Dinamik aralığı da başarılıydı (herhalde bütün üreticilerin iddia ettiği gibi 14 stop olsa gerek!)

Kameranın formu da aslında iyi. Dokunmatik ekran başarılı (görebildiğinizde).

Peki ben bu kamerayı alır mıyım? Asla : )

Neden?

Bir kamera alırken onu hangi mercek sisteminde kullanacağınızı da bilmeniz gerek. İddia ediyorum EF Mount lu bir Blackmagic hiç bir işe yaramaz! Neden böyle bir şey yaptıklarını bile anlamış değilim. Eğer kuş videoları çekecekseniz evet 70-200 2.8 iniz harika bir 460 mm haline gelebilir. Onun dışında bir anlam göremiyorum.

Aynı kameranın Micro 4:3 modeli de olacakmış. O belki biraz daha mantıklı olabilir ama bana sorarsanız bir video kamera bu saatten sonra ya Super 35 olur ya da full frame. Ortalıkta bunca PL mercek ve 35 mm fotoğraf merceği varken gidip Micro 4:3 gibi garip bir formata yatırım yapmak bana göre sokağa para atmaktan başka bir şey değil.

İkincisi herkesin dilinde “3000 dolara RAW çekmek harika değil mi?” sorusu var. Kısa cevap hayır değil : ) Renk düzenleme yapacağınız RAW çekmeyi düşündüğünüz bir projeniz varsa gidip düzgün merceklerle ve daha iyi bir kamerayla çekin. Kiralamaya 3000 dolardan az vereceğinize bahse girerim.

Kısaca başta dediğim gibi hoş bir girişim ancak henüz olmamış. Arada derede kalmış bir kamera Blackmagic. Profesyonel olmak için yetersiz amatör olmak için fazla ileri ve büyük. Eğer benzer tarz kamera alınacaksa İkonoskop daha ilginç bir seçim. En azından TV mercekleriyle de çalışabiliyor.

PS: Bu arada dünkü demo modeli 16-35 den başka merceği desteklemedi.

Sony Geri Döndü

Yazmakta geciktim ama sitenin forumu benden hızlı gidiyor nasil olsa : )

Evet Sony herkesi şaşırttı ve tarihin en büyük geri dönüşlerinden birine imza attı diyebiliriz. Yeni F5 ve F55 gerçek birer bomba! Birincisi XAVC adlı yeni codec intra frame çalışıyor (yani kareler arası sıkıştırma yapmıyor) ve 300 Mbit 4:2:2 10 bit destekliyor. Her iki kamera da hem 4K hem 1080p yi aynı anda aynı karta kaydedebiliyor!

Yeni codec XAVC 4K da 120/180 fps kayda izin veriyor (SSD veya SxS Pro medyaya).

Sadece 15 bin dolarlık fiyatıyla 14 stop dinamik aralıkla, 4K’da 120 fps yapabilen bir kamera Canon’a, RED’e ve Arri’ye elektronik kamera alanında “ağır abinin” kim olduğunu hatırlatıyor gibi geldi bana.

Bu kadar da değil: Ek bir modulle 4K 16 bit RAW da destekleyen kameralar (f55 dogrudan destekliyor) aynı zamanda sıfır rolling shutter hatasına sahip.

Ayrıntılı inceleme şansım olmadı tabi ama kağıt üstünde yeni kral Sony gibi görünüyor. Yani kral öldü yaşasın kral!

Photokina

Gecen hafta Photokina sayesinde epey kamera döküldü ortalığa. O kadar çok ki her birine ayrı yazı yazmaya üşendim. Canon EOS 6D, Nikon D600, Sony’nin yeni “full frame” compact kamerası RX1 (dünyada ilk), Leica’nın yeni M’i, Pentax K5, Fuji’nin E1′i, yeni Sony Nex 6, Olympus’un yeni PEN’i, Panasonic’ten çok tutan GH2 güncellemesi GH3, Sony’den Alpha SLT A99… Son olarak  Hasselblad’dan yukarıdaki resimdeki, içi tamamen Sony Nex 7 olan ama dışı pek havalı görünen ve bu yüzden de 6500 USD fiyatla satılacak olan Hasselblad Lunar! Kim ici 1000 dolar olan bir kameraya üstüne Hasselblad yazildi diye 6500 dolar verir? Evet biliyorum var bir sürü meraklı. Bütün bu gürültüye rağmen heyecan verici bir kamera var mı? Doğrusu hayır. Hassel örneğinde olduğu (tabi o olabilecek en uç örnek) gibi birbirine çok benzeyen bir sürü kamera. Tabi ki 10 yıl öncesine göre çok daha şanslıyız ama açıkçası bütün bu modeller uykumu getiriyor. Hele Canon ve Nikon gıdım gıdım veriyor yenilikleri. Oysa neler yapılabilir? Öncelikle dinamik aralıkla pek kimse uğraşmıyor. Dinamik aralıklar hala yetersiz. Biraz daha spesifik ama mesela sensörden tilt and shift le de kimse uğraşmıyor. Oysa muthiş olasılıklar açılabilir. Yüksek kareyle de pek kimse ilgilenmiyor. Varsa yoksa 60 kare… Her kamerada wifi ve GPS olmalı ama bu da henüz çok az modelde var. Aslında haklarını vermek gerek yine en ilginç girişimler Sony’den geliyor. SLT dalgasını onlar başlattı. RX1 de ilginç bir kameraya benziyor. Bakalım arkası gelecek mi? Yıllar önce yine Sony benzer ataklar yapmış (2005′te duyurulan R1) fakat sonra arkasını getirmemişti. Hadi birileri ilginç bir şey yapsın artık!

EOS 6D

Canon Nikon’un D600′üne beklediğimden çabuk cevap verdi. Yeni Canon 6D aslında beklediğimiz gibi kırpılmış bir 5D Mk III ama bazı ustunlukleri de var.

Yıllardır neden kameranın içinde wifi+GPS yok deyip duruyordum sonunda koymuşlar. Buna karşılık 6D’nin çözünürlüğü (20mp), netlik sistemi (11 nokta), vizoru (%97), saniyedeki çekim hızı (4.5 fps) Mark III’ten biraz daha kotu ama video ozellikleri 5D MK III ile aynı. Buna karşılık kameranın beklenen fiyatı 2100 USD. Böylece biz 5D MK III sahipleri önümüzdeki ayları neden Canon’a 1000 doları aşan bir katkı yaptığımızı düsünerek geçirebiliriz : )

Demek ki yeni oyun sahası belli oldu: “Ucuza tam boy kamera savaşları” başlasın. Bir çok kullanıcı APS-C’nin yeterli ve kalıcı olduğunu ve yığınların hiç bir zaman tam boy algılayıcıya geçmeyecegini düşünüyordu. Görülen o ki bu düşünce doğru değilmiş. Aynı insana iki kere kamera iki kere mercek satma şansı varken neden bunu kullanmasınlar ki? Peki tam boy algılayıcı önemli mi? Bu konuyla ilgli uzun bir yazı yazmak gerek ama kısaca aslında hem evet hem hayır. Özellikle bazı amaçlar için tam boy iyi ama örneğin mucevher veya kus cekecekseniz hic gerek yok.